Developed by JoomVision.com

Yabancılara Türkçe Öğretiminde Bilgisayar Destekli Sınav

Türkçeyi yeni öğrenenlere yönelik bilgisayar teknolojisini nasıl kullanabiliriz? Y.T.Ö’de (Yabancılara Türkçe Öğretimi) bilgisayar destekli sınav hazırlanması nasıl olmalıdır? Ne tür programlar kullanabiliriz? Bu sınavların yeni öğrenenlere ne gibi faydaları ve zararları vardır? Sahada kullanılan tecrübe edilen bu soruların cevaplarını...

Yabancılara Türkçe Öğretiminde Bilgisayar Destekli Sınav

Türkçenin Yabancı Dil Olarak Öğretiminde Drama Tekniğinin Rolü

Türkçenin yabancı dil olarak öğretilmesinde genellikle öğretmen merkezli ve dilbilgisi odaklı geleneksel teknikler kullanıldığı için dilin en önemli işlevlerinden biri olan iletişimsel boyut göz ardı edilebilmektedir. Bu yüzden yabancı öğrenciler Türkçeyi öğrenirken, geleneksel metotların kullanımında kendilerini güvende hissetseler...

Türkçenin Yabancı Dil Olarak Öğretiminde Drama Tekniğinin Rolü

Yabancılara Türkçe Öğretiminde Video

Dünyada üç bine yakın dilin bulunmasına karşın ikinci dil olarak öğrenilen dillerin sayısı oldukça azdır. Bir dilin başka milletler tarafından öğrenilmesini önemli kılan ölçütlerin başında o dili konuşan ülkenin politik, kültürel, ticari ve ekonomik durumu gelmektedir. Dünyada en çok öğrenilen diller arasına Türkçe girmektedir....

Yabancılara Türkçe Öğretiminde Video

Yabancılara Türkçe Öğretiminde Metodoloji

Yabancılara Türkçe öğretiminde yaklaşım, yöntem ve teknik konuları, çok üzerinde durulmayan ve tartışılmayan hususlardır. Oysa bu yeni ve önemli alanda çok hızlı gelişmeler olmakta ve Yabancılara Türkçe öğreten merkezler hızla çoğalmaktadır. Modern iletişim araçlarının da hızla yer almaya başladığı ikinci dil öğretiminde...

Yabancılara Türkçe Öğretiminde Metodoloji
Developed by JoomVision.com
  • YENİ -
Yeni Öğrenenlere Türkçe Öğretimi: Yabancılara Türkçe Öğretiminde Alt Yazılı Kliplerin Yeri - Perşembe, 10 Mayıs 2012 23:02
YTÖ İçin Materyaller: Yabancılara Türkçe Öğretiminde Şarkı Öğretimi-6- - Perşembe, 10 Mayıs 2012 22:48
YTÖ İçin Materyaller: Yabancılara Türkçe Öğretiminde Şarkı Öğretimi-5- - Perşembe, 10 Mayıs 2012 16:17
YTÖ İçin Materyaller: Yabancılara Türkçe Öğretiminde Şarkı Öğretimi-4- - Perşembe, 10 Mayıs 2012 16:16
YTÖ İçin Materyaller: Yabancılara Türkçe Öğretiminde Şarkı Öğretimi-3- - Perşembe, 10 Mayıs 2012 16:15
YTÖ İçin Materyaller: Yabancılara Türkçe Öğretiminde Şarkı Öğretimi-2- - Perşembe, 10 Mayıs 2012 16:03
YTÖ İçin Materyaller: Yabancılara Türkçe Öğretiminde Şarkı Öğretimi - Çarşamba, 09 Mayıs 2012 11:14
Yeni Öğrenenlere Türkçe Öğretimi: Türkçenin Yabancılara Öğretimi - Salı, 17 Nisan 2012 23:33
Yeni Öğrenenlere Türkçe Öğretimi: Kazak Mekteplerinde Yabancı Dil Olarak Türkçe Öğretimi - Cumartesi, 14 Nisan 2012 17:28
Türkçe Öğretiminde Yöntemler: Kavâ'id-İ Türkiyye' nin Modern Türkçe Öğretimi Yöntemleri Bakımından Değerlendirilmesi - Cumartesi, 14 Nisan 2012 17:19
Orange Violet Blue

Siteden tam faydalanmak için: Kayıt olunuz-Sign Up

Arabic English French German Greek Japanese Russian Spanish

MAKALE HABER BÜLTENİ

Genel Olarak Dil


Günün Fırsatı

Osman Pizma 

Dil  insanlık  kadar  eski  bir  olgu  olarak  ulusal   biçimlenmenin  temelidir. Bir  ulusu  diÄŸer  uluslardan  ayıran  en  önemli   formasyondur. İnsanlığın  bugüne  dek  gelebilen  ve  iç  deÄŸiÅŸimleriyle  birlikte  varlığını  koruyan    en  eski  aracı  olan  dil;  yalnızca  belli  bir  kuÅŸağın  anlaÅŸma  aracı  deÄŸil;  insanlığın  tarihsel - toplumsal  belleÄŸidir  de  aynı  zamanda. Dil  bir  toplumun  yarattığı  maddi - manevi    deÄŸerler  bütünün  bir  ifadesi  olarak  bir  üst  kimliktir. Bireyler  ya  da  herhangi  bir  toplumsal  örgütlenmeden  bağımsız; hem  sosyal  faaliyetin  bir  yansıması  hem  de  onun    bir  gereÄŸidir.

Dil,  toplumu   bir  arada  tutan, onu  geçmiÅŸten  geleceÄŸe  taşıyıp  yaÅŸatan  doÄŸal  bir  izlektir.

Dillerin  ortaya  çıkışı  insanın  bir  tür  olarak  var  oluÅŸu  kadar  eskidir. BaÅŸlangıçta  doÄŸal   tepkilerin  ürünü  olan  sesler  vardı. İlkel  insanların  boÄŸaz,   gırtlak,  ağız  ve  çene  yapısı  dikkate  alınırsa  bu  sesler  boÄŸazda,  gırtlakta, düğümsüz  veya  yarı  düğümlü  çıkan  ünlüler,  yarı  ünlüler  ve  gırtlak  ünsüzleri  olmalıdır.  dönem  insanının  çıkardığı  sesler  daha  çok  yabanıl  bir  özellik  gösterir. Bu  ilkel  kaba  sesler  insanın  evrimiyle  birlikte  olgunlaÅŸan  ve  giderek  bugünkü  ÅŸeklini  alacak  olan  dilsel  seslerin  embriyonlarıdır. İlkel  insan  yaÅŸamı  yalındır. Bu  dönemde  dilin  geliÅŸimi  görece  olarak  üretimi   dışı  bir  geliÅŸimdir. Çünkü  dahalık  üretme  gereksinimi  duymamaktadır. DoÄŸada  var  olan  hazır  yiyecekleri  toplayarak,  avlanarak  yaÅŸamını  sürdürmektedir. Maddî  üretim  faaliyeti  avlanma  ve  toplama  olanaklarının  azalmasıyla  birlikte  baÅŸlar. BaÅŸlangıçta  eylem  vardır  ve  ilk  sözcükler  de  avcılık,  toplayıcılıkla ilgili  sözcüklerdir. Ayrıca  yemek, içmek  gibi  temel  gereksinimleri,  ilkel  duygular  gene  ilk  sözcüklere  kaynaklık  etmiÅŸlerdir. İlkel  insanın  duyguları  da  yaÅŸantısı  gibi  yalındı; duygularda  ayrıntıya  varamamıştı  daha, duygular  tepkisel,  afaki  ve  toplumsallıktan  uzak. Üzülmek, sevinmek,  sevmek, nefret, paylaÅŸma  vb.  bir üst  aÅŸamaya  tekabül   eden  daha  karmaşık  duygular  çok  daha  sonra  girecektir  insanın  ruhsal  dünyasına. İnsanın  ilk  kullandığı  isimler  kendi  organları,  dost  ve  düşman  bellediÄŸi  varlıkların  isimleri  olsa  gerek.

Dilin  ilkel  oluÅŸum süreci  daha  çok  insanın  doÄŸa  karşısındaki  mücadele  sürecidir. Ne  zaman  ki  toplayıcılık  ve  avcılık - ki  bu  avcılık  silahsız  yapılanı  olsa  gerek - olanakları  azalır  o  zaman  zorunlu  olarak  kendiliÄŸinden  üretme  ihtiyacı  doÄŸar. Bu  baÅŸlangıçta  depolama  biçiminde  kendini  gösterir. Böylece  yiyeceklerin  depolandığı  yerler, av  mekanları,  doÄŸal  korunma  ortamları, maÄŸaralar, yüksek  aÄŸaçlar vb    insanların  ilk  barınma  yerleri  olur. Bu  mekanlar  doÄŸal  mekânlardır. Yırtıcı  hayvanlardan  korunma  içgüdüsü  insanı  yüksek  kayalıklarda,  aÄŸaçların  üzerinde  yaÅŸamak  zorunda  bırakır. Ayrıca  vahÅŸi  hayvan  saldırılarına   karşı  ve  bu  hayvanların  avlanması  için  toplu  halde  yaÅŸama  insanın  sosyal  yönlerini  geliÅŸtirir  ve  kuÅŸaktan  kuÅŸaÄŸa  deÄŸer  aktarımı  saÄŸlar. Ana - baba  gibi  akrabalık  kavramları  dahalık  etik  anlamda  biçimlenmemiÅŸtir  daha.

Toplayıcılığın  olanakları,  coÄŸrafi  deÄŸiÅŸiklikler ve nüfusun  artması  yüzünden  yavaÅŸ  yavaÅŸ  ortadan  kalkar. Et  temel  gıda    olma  özelliÄŸini  korumaktadır. Toplu halde  yaÅŸama,  artan nüfus  avcılığın  teknik  olarak  geliÅŸtirilmesini  gerektirdi. İnsan  hileyi  öğrendi;  tuzaklar, taÅŸ, kemik  ve  sopalardan  yapılma      silahlar  ilk  üretim  araçlarıdır. Fakat  üretimi  sürekli  kılmak  için  bu  araçlar  yeterli  gelmemektedir. EvcilleÅŸtirme  ve  toprağı  iÅŸleme  zorunluluÄŸu  doÄŸar. EvcilleÅŸtirme  faaliyeti  sahiplenme    ve  özel  mülkiyet  duygusunun  doÄŸmasına  neden  olur. Farklı  insan  toplulukları  toplama,  avlanma  alanlarının  belirlenmesi  ve  korunması  noktasında  oluÅŸmaya  baÅŸlar;  bu  da   kabileler  arası  çeliÅŸkilere,   çeliÅŸkilerin  ilkel  çözümü  olan  örgütlü  ÅŸiddete  yani  savaÅŸlara  neden  olur.

Mevcut  uluslara  ait  deÄŸerlerin  ilkel  biçimlerinin   ortaya  çıkışı  insanlığın  insanlaÅŸma  sürecinde  yaÅŸadığı  bu  yol  ayrımına  denk   düşen  bu  döneme  kadar  götürülebilir. Toplu  halde  yaÅŸama,  üretme  ortak kültürel  ve  ruhsal  ÅŸekillenmeye  neden  olur. Dilin  ortaya  çıkışı,  yani  bir  anlaÅŸma  sistemi  olarak seslerin  hecelere,  hecelerin  sözcüklere,  sözcüklerin  cümlelere,  cümlelerin  uzun  ifade  biçimlerine  bürünmesi  bir  tür  olarak  insanın  yukarıda  özetlemeye  çalıştığımız ilk  serüveninden  sonra  oluÅŸur  ve  geliÅŸir.İnsan  pratik  yaÅŸamına  girmeyen  bir  nesnenin  adını  koyamaz. Dil  Tanrı  vergisi  deÄŸil, insan  yaÅŸamının  ürünüdür. İnsan  yaÅŸam  çeÅŸitlendikçe  dil  de  zenginleÅŸir. Dili  zenginleÅŸen  insanın  toplumsal  belleÄŸi  güçlenir. Toplumsal  bellek,  insanın  pratik  yaÅŸamdan  aldığı  deneyimleri  kuÅŸaktan  kuÅŸaÄŸa  aktararak  eÄŸitim - öğretim  yoluyla  bireyi  bilgilendirir. Bireyin  deneme  yanılmayla  oluÅŸmuÅŸ  dar, sınırlı  ufkunu  açar,  muhakeme  gücünü  geliÅŸtirir. KuÅŸaktan  kuÅŸaÄŸa  aktarılan bilgi  birikimi  üretimin  artmasını  saÄŸlar, üretimin  artması iyi  beslenmek,  iyi  beslenme  organizma  olarak  insan  bedeninin  saÄŸlıklı  olması  demektir. Proteinli  besinler  ve  tabiî  ki  dil, insan  beyninin  hem  fiziksel  hem  iÅŸlevsel  olarak  geliÅŸmesinde  etkili  olur. Bu  süreç  karmaşık  bir  süreçtir. İnsan  eylem  içinde  geçmiÅŸ  deneyleri  de  belleÄŸine  katarak  en  azından  somut  düşünmesini  öğrenmiÅŸtir. Karnı  doyduÄŸunda  acıkacağını  düşünebilmektedir. Bundan  dolayı  üretme  ihtiyacı  duyması   için  acıkması  vb.  gerekmemektedir. İnsan  artık  geçmiÅŸ  deneylerden  geleceÄŸi  kestirebilmektedir. İnsanın  gelecek  hakkındaki  ufku  geliÅŸtikçe  üretimin  yoÄŸunluÄŸu  artar. YoÄŸun  üretim  faaliyeti  yaÅŸamı  giderek  karmaşık  hale  getirir. YaÅŸamın  yalın  olmaktan  çıkıp  karmaşık  hale  gelmesi  onun  bir  ürünü  olan  dilin  de  bir  sistem  olarak  karmaşık, soyut,  kompleks  bir  yapıya  bürünmesine  neden  olur. Dillerdeki  kurallar  aslında  içinden  çıktıkları  toplumun  yaÅŸama  biçimi    ve  üretim  faaliyeti  tarafından  doÄŸal  bir  süreçte  belirlenmektedir. Bu  yüzden  aynı  mekanlarda,  benzer  coÄŸrafyalarda  doÄŸmuÅŸ  diller  doÄŸal  süreçteki  geliÅŸimleri  ve  yapı  bakımından  birbirine  benzemektedirler. Bir dilin  ortaya  çıktığı  yerin  coÄŸrafi  nitelikleri  oradaki  üretimin  niteliÄŸini,  üretimin  niteliÄŸi  dilin  geliÅŸimini   belirlediÄŸi  için  bu  böyledir.

İklim  ve  coÄŸrafyanın  dillerdeki  ses, sözcük, cümle,  yapısına  etkisi  büyüktür. Bir  dilin  yapısını  tek  tek   insanlar  belirleyemezler. Bu  konuda  yer  ÅŸekillerinin  belirleyici  olduÄŸunu  rahatlıkla  söyleyebiliriz. Dillerin  doÄŸal  biçimlenmesine  dışarıdan  iradi  olarak  müdahale  edilemez. Dil  ailelerinin  dünyadaki  yayılışları    bu  görüşümüzü  doÄŸrulamaktadır. Dikkatle  incelendiÄŸinde   dil  ailelerinin  bölge  bölge  belli  coÄŸrafyalarda  kümelendiÄŸi,  belli  dil  haritalarının  kendiliÄŸinden  oluÅŸtuÄŸu  görülecektir.

ÖrneÄŸin  tek  heceli  dillerin  Orta  ve  uzak  Asya,  iç  bükünlü  dillerin  Akdeniz  havzasında, eklemeli  dillerin  nispeten  ılıman  bölgelerde   kümelenmesi  niyetten  bağımsız  doÄŸal  bir  olgudur. Sert, engebeli  coÄŸrafi   ÅŸekillerin  bulunduÄŸu  yerlerde  doÄŸan  dillerdeki  sesler  de  sert  olacaktır. Yine  o  oranda  sözcük  çeÅŸitliÄŸi  bakımından  zengin  olmak  zorundadır. Özellikle  fiillerde  bu  kendini  daha  çok  daha  net  olarak  gösterir. Engebeli  coÄŸrafya  çok  deÄŸiÅŸik  türde  ve  yoÄŸun  hareketliliÄŸe  yol  açmaktadır. ÖrneÄŸin  Güney  Kafkas  dillerinden  olan  Lazca  ile  Gürcüce'nin  ünsüz  yönündün  zengin, ünlü  yönünden  yoksul; yine  ünsüzlerin  ÅŸiddetli - sert  oluÅŸu  Kafkas  coÄŸrafyasının  yapısından  kaynaklanan  bir   durumdur. Yine  bu  dillerde  görülen  karmaşık  yapı  zengin  coÄŸrafya  ile  açıklanabilir  ancak.

SES - MADDE- DİLİN  MADDİ  NİTELİĞİ.

Evrende  hiçbir  ÅŸeyin  deÄŸiÅŸmeden  kalabilen  ‘ilki’  yoktur, sonu  olmayacağı  gibi. Her  ÅŸey  bir  öncekinin  devamıdır. Yine  hiçbir  ÅŸey  ‘mutlak’  deÄŸildir. Maddenin  kendisi  de  mutlak  deÄŸildir. Çünkü  ‘madde’  diyebileceÄŸimiz  kendi  başına  var  olan  bir  ‘töz’  mevcut  deÄŸildir. Her  madde  bir  diÄŸerine  dönüşür.

Bu  tanımlama  bütün  doÄŸal  geliÅŸim  süreçlerinde  olduÄŸu  gibi  dil  için  de  geçerlidir. Dilin  ‘ilki’  yoktur. Mutlak  olarak  var  olmuÅŸ  deÄŸiÅŸmeden  bugüne  kadar  gelebilmiÅŸ  ‘ilk  sözcük’  olmadığı  gibi. Dilde  deÄŸiÅŸmeden  bugüne  kadar  gelebilmiÅŸ  ilk sözcüğü  aramak  insanda  Adem  ile  Havva'yı  aramaktır. Dil  bir  ihtiyacın  ürünü  olduÄŸu  için  insan  en  çok  ihtiyaç  duyduÄŸu  nesnelerle  ilgilenmiÅŸ  ve  onları  baÅŸka  insanlarla  ‘ilgi’  düzeyinde  paylaÅŸmıştır. Dilin  kendisi  bir  tepki  bir  iliÅŸki  biçimidir. Dil  iliÅŸkinin  uygar  biçimidir. Uygar  toplumlar  sorunlarını  dil  aracılığıyla  çözerler  genellikle.’Hayvanlar  koklaÅŸa  koklaÅŸa, insanlar  konuÅŸa  konuÅŸa  anlaşırlar’  sözü  tam  da  dilin  bu  özelliÄŸini  tanımlamaktadır. İnsan  iliÅŸkilerinde  dilden  baÅŸka  araç  aramak  ‘insanı’  insanlıktan  uzaklaÅŸtırır. Sözün  bittiÄŸi  yerde  insan  da  biter. Zaten  dilin  ham  maddesi  olan  ‘insan  sesi’  bir  tepkidir. Dili  ‘örgütlenmiÅŸ  ses,  seslerden  oluÅŸmuÅŸ  uyumlu  bir  aile’  diye  tanımlayabiliriz. Ancak  bu  tanımlama   yalnızca  dilin  sesle  ilgili  yanını  açıklamaya  yeter.

Fiziksel  anlamda  ‘ses’etkiyle  belli  bir  gücün  etkisiyle  ortaya  çıkan  maddesel  bir  olgudur. Etkinin, hareketin  olmadığı  yerde  ses  de  yoktur. Yani  maddenin  olmadığı  yerde  maddenin - hareketin  bir  biçimi  olan  ‘ses’  de  olmaz. Maddenin  çeÅŸitli  biçimlerine - elektro  manyetik  dalga  vb. -  dönüştürülebilen,  dilin  han  maddesi  olan  doÄŸal  ‘ses’ - insan  sesi - maddi  bir  olgudur. Bu  da  demektir  ki  dilin  kendisi  maddi  bir  olgudur. EÄŸer  ses  maddi  bir  olgu  olmasa  idi  elektronik  aygıtlar  vasıtasıyla  binlerce  kilometrelik  uzaklıklara  taşınamazdı. Dili  bu  temelden  ‘sesin  maddi  bir  olgu  oluÅŸu’  temelinden  koparan  bir  anlayış  ona  metafizik  yaklaşıyor  demektir.

İnsan  nasıl  doÄŸada  var   olan  maddeleri  kullanmış  ve  onlara   yeni  biçimler  vererek  kendine  yarar  hale  getirmiÅŸ  ise,  bir  maddi  olgu  olarak   sesi  biçimlendirerek  onu  da  kendine  yarayışlı  bir  hale  getirmiÅŸtir. DoÄŸada   ‘aÄŸaç’  vardır  ve  insan  onu  türlü  ÅŸekillerde  kullanarak  ondan  yararlanır. Kimi  zaman  kâğıda,  kimi  zaman  enerjiye  kimi  zaman  besine,  kimi  zaman  da  barınmaya...  Ama  kâğıt   aÄŸaç  deÄŸildir  artık. Nasıl  camın  yapımında  kullanılan  kum  cam  haline  getirildikten  sonra  artık  kum  olmaktan  çıkıyor  ise  ‘dil’  de  maddi  olgularla  buna  benzer  iliÅŸkilendirmeyle  sıkı  sıkıya  baÄŸlıdır. Gerek  bir  iliÅŸki  biçimi  olarak, gerek  varlığın  temeli  olarak  dil  bu  nedenlerle  maddi  olgudur. Ve  onun  kaynağı  doÄŸada  zaten  var  olan  ‘ses’tir.Kısacası  ‘ses’  maddenin  iliÅŸki  biçimi  dil  de  bu  iliÅŸki  biçiminin  bir  ürünüdür.

BaÅŸlangıçta   dil  aynı  zamanda  görsel  bir  olguydu. İşaretler, iÅŸaretlerin  yetmediÄŸi  yerde  doÄŸal - tepkisel  sesler...Dilin  ilk  oluÅŸum  sürecinde  sesler  iÅŸaretlerle,  iÅŸaretler  seslerle  birleÅŸiyordu. Birbirini  bütünleyen  ÅŸeylerdi  bunlar. Zaten  görme,  dokunma, koklama, tatma, duyuları  olmadan  iÅŸitmenin  anlamı  da  olmazdı. BeÅŸ  duyu  beyne  baÄŸlıdır  ve  beyinde  birbirlerine  koÅŸullanmışlardır. İnsan  göremediÄŸi, tadamadığı,  koklayamadığı, dokunamadığı, iÅŸitmediÄŸi  bir  ÅŸeye  isim  veremez. Enerji  olmadan  hareket  ,    hareket  kavramı  olmadan  dilde  ‘fiil’  diye  adlandırdığımız  öğeler var  olamaz. Hareket  en  klasik  ifadeyle  söylersek  maddenin  yer  deÄŸiÅŸtirmesidir. Bir  de  düşünsel, duyusal  hareket  vardır. Bu  duyulara  baÄŸlı  olarak   beyinde  oluÅŸan,  beynin  iÅŸlevleriyle  ilgili  bir  harekettir. Ama  dilin  ilkel  biçimleniÅŸinde   ‘soyut’  hareket  ve  olgularla  ilgili  sözcükler  yoktur. Dilin  kendisi  bir  soyutlama  olsa  da  ‘soyut  sözcükler’  ancak,  geliÅŸmiÅŸ  soyut  düşünmeyi  öğrenmiÅŸ  insanın  oluÅŸması  ile  ortaya  çıkar.

Dilsel  faaliyetin  hem  öznesi  hem  nesnesi  olarak  insan    ve  onun  duyuları  dili  beslemiÅŸtir. Dil  de  insanın  soyut  düşünmesini  saÄŸlamıştır. Dil  insanla  özdeÅŸtir  artık, dili  dışlayarak  yapılan  insan  tanımları  hep  eksik  kalacaktır. İnsanın  sosyal  yanının  geliÅŸimi  dilin, dilin  geliÅŸimi  sosyal  yanın  geliÅŸimi  ile  doÄŸru  orantılıdır. Dildir  insanı  sosyaleÅŸtiren. Daha  doÄŸrusu  dil  insanın  sosyalleÅŸmesinin  aracıdır. Dilin  oluÅŸması  için  sosyal  ortama  duyulan  gereksinim, sosyal  ortamın    oluÅŸması  için  dile  duyulan  gereksinimden  daha  fazla  deÄŸildir.


SosyalleÅŸmek  bir  arada  olmak  deÄŸildir. EÄŸer  sosyalleÅŸmek  için  bir  arada  olmak  yeterli  olsaydı  toplu  halde  yaÅŸayan  hayvanlarda  da  sosyal  hayattan  söz  etmek  gerekirdi. Arıların, karıncaların  sürü  halinde  yaÅŸayan  bütün  hayvanların  belli  bir  düzen  içinde  yaÅŸadıkları, belli  iÅŸbölümü  sistemi  geliÅŸtirdikleri  ancak  bütün  bunların  onların  sosyalleÅŸmesi  demek  olmadığını  söylüyoruz. Ama  bu  hayvanlarda  hiçbir  iletiÅŸim  aracı  olmadığı  anlamına   gelmiyor. Hayvanlarda  da  insan  dilinin  ilkel  biçimlerine  rastlamak  mümkündür. Hayvanlar  da  çeÅŸitli  durumlarda  iletiÅŸim  kurdukları  çeÅŸitli  iÅŸaretler  ve  sınırlı  sayıdaki  seslerden  oluÅŸmuÅŸ  belirli  anlaÅŸma   araçları  vardır. Bu  iÅŸaret  ve  seslerin  hangilerinin  ‘içgüdüsel’  hangilerinin  öğrenmeye  dayalı  olarak  geliÅŸtirildiÄŸi  ayrı  bir  araÅŸtırma  konusudur. Burada  söz  konusu  olan  geliÅŸmiÅŸ  insan  dilidir. SosyalleÅŸme  ancak  dil  ile  mümkün  olur. İnsan  ile  dil  birbirlerine  koÅŸullanmışlardır; insan  dilin, dil  insanın  ürünüdür. Yalnız  bir  organizma  olarak  insan  deÄŸil,  üreten, ihtiyaçları  olan  ve  ihtiyaçlarını   önceden  bilen  insandır  bu. Yoksa  eÄŸer  dilin  oluÅŸumu  yalnız  ve  yalnız  duyularımızla  ilgili  olsaydı  insandaki  kimi  ilkel - içgüdüsel  duyular    diÄŸer  geliÅŸmiÅŸ  hayvanlarda  da  mevcuttur. Hayvanların  duyuları  da  ihtiyaç  oranında  geliÅŸmiÅŸtir. En  küçük  canlı  varlığın  bile  diÄŸer  varlıklarla  bir  iliÅŸki  biçimi  vardır. Bu  iliÅŸki  biçiminin  ürünü  olan  bir  dili  vardır. Fakat  bu  genel  bir  dildir; basit  tekil  seslere  dayandığı  gibi,  çeÅŸitli  iÅŸaret  ve  hareketlere  baÄŸlı  olabilir  de. Kimi  canlılarda  bazı  organlar  diÄŸer  organlara  göre  fazla  geliÅŸtiÄŸi  için  dilin  yönü  bu  geliÅŸen  organa  göre  belirleniyor. Tek  hücreli  canlılardan  insana  kadar  her  canlının  bir  dili  vardır. Ama  her  canlının  dili  onun  ‘cürmü’  kadardır. Bir  salyangozun  tehlike  karşısında  antenlerini  içeri  çekmesi, bir  solucanın  kendisini  etkileyen  bir  durum  karşısında  toprağın  içine  dalması,  ilkel  düzeyde  de  olsa onun  kendini  koruma  içgüdüsü  olduÄŸunu  gösterir. Bir  köpeÄŸin, dostluk , düşmanlık  gösterisi  onun  çeÅŸitli  hareketlerinden  çıkardığı  çeÅŸitli  seslerden  anlamak  mümkündür. Ama  bunu  anlamak  için  bir  tür  olarak  köpeÄŸi  iyi  tanımak  onun  dilinden  anlamak  gerekir. KöpeÄŸin  kuyruÄŸunu   sallaması, burnundan  ince  kısık  sesler  çıkarması  dostluÄŸun, tanışıklığın  bir  ifadesidir. Her  canlının  dilinde  hareketler, iÅŸaretlerle  sessel  tepkiler  iç  içedir. Bu  yüzden  baÅŸlangıçta  dil,  ses  ve  iÅŸaret  sistemi  biçiminde  idi.

Organik  bir  varlık  olarak  insan  yarattığı  dille  ‘cürmü’  geniÅŸ  bir  canlı  olduÄŸunu  kanıtlamıştır. Bir  dilin  sınırlarını  çizen  iliÅŸkinin  boyutlarıdır. Sığ, basit, kısır  bir  iliÅŸki  biçiminden  zengin  bir  iletiÅŸim  sistemi (=dil )  doÄŸmaz. İnsan  nasıl  yaÅŸarsa  öyle  konuÅŸur. KonuÅŸma  iliÅŸki  biçiminin  en  üst  boyutudur. Yukarıda  da  belirttiÄŸimiz  gibi  hayvanların  da  bir  dili  vardır. KöpeÄŸin  kuyruÄŸunu  sallaması,  burnundan  kesik  kesik  ince  sesle  çıkarması  köpeÄŸin  dilinde  dostluÄŸun,  tanışıklığın  bir  ifadesidir. Bütün  hayvanlarda  hareket  ile  ( İşaret ) sessel  tepkiler  iç  içedir. Bu  açıdan  dilin  baÅŸlangıçta  ‘iÅŸaret-ses’  sistemi  olduÄŸunu  söyleyebiliriz.

Bütün  bu  saptamalardan  sonra ÅŸunu  söyleyebiliriz:Genel  anlamda  dil  bir  iliÅŸki  biçimi;  bu  iliÅŸki  biçiminden  doÄŸan  sistematik  bir  anlaÅŸma  programıdır. Dil  toplumun  binlerce  yılda  girdiÄŸi  bütün   iliÅŸkileri  saklı  tutan  gizli  bir  programdır. Bireyin  üzerindedir. Yalnızca  kullanım  açısından  deÄŸil  oluÅŸum  açısından  da  dil  toplumsal  bir  özellik  taşır. Dilde  toplumun  girdiÄŸi  her  iliÅŸki  biçiminin  bir  karşılığı  vardır. Bütün  hayvanlarda  bu  böyledir. O  halde  genel  anlamda  dil  olgusu  yalnızca  insana  özgü  deÄŸildir. Maddenin  bir  biçimi  olan  seslerden  oluÅŸmuÅŸ  olan  sistematik,  programatik  ve toplumsal  bir  olgu  olarak  dili  insanın  insanlaÅŸma  sürecinden  baÅŸlatmak  gerekir. Çünkü  en  azından  ÅŸimdilik  o  insanla  sınırlıdır. Ama  genel  anlamda  dil  bir  varlık  biçimi  olarak  hep  vardı  ve  var  olacaktır.

Dil  baÅŸlangıçta  temel  içgüdüsel  davranışların  ifadesi  olmuÅŸ,  süreç  içinde  üretimle  birlikte  iliÅŸki  biçimleri    ve  iliÅŸki  nesneleri  çeÅŸitlendiÄŸi  ölçüde  zenginleÅŸmiÅŸtir.

Düşünme  eylemi  sessiz  konuÅŸmadır. Yani  insanın  kendi  ‘beni’  ile  konuÅŸmasıdır. KonuÅŸma  ise  düşüncenin  sese  dönüşmüş  biçimidir. Küçük  yaÅŸta  ilk  konuÅŸmaya  baÅŸladığında  insan  beyni  öğrendiÄŸi  dilin  bütün  boyutlarına  göre  programlanır.’İnsan  kafasındaki  sözcük  sayısı  kadar  düşünebilir.’   deyiÅŸi  bundan  dolayıdır. İnsan  bilmediÄŸi  bir  kavramı  düşünemeyeceÄŸi  gibi  duymadığı  bir  sözcüğün  doÄŸadaki  hangi  varlığa  tekabül  ettiÄŸini  de  bilemez; bu  yüzden  de  bir  sözcüğü  duyduÄŸunda  o  sözcüğün  karşıladığı  soyut-somut  varlığı  kafasında  canlandıramaz. Bir  dilin  zenginliÄŸi  gücü  maddi  manevi  alemi  çeÅŸitli  boyutlarıyla  karşılayabilmesine  baÄŸlıdır. Dil-düşünce  basitten  karmaşığa,  somuttan  soyuta  doÄŸru  geliÅŸir. Gerçekte  bu  bütün  dini  inançlar  için  de  böyledir. Önce  somut  olan  doÄŸa  yani  hayat  vardı. Sonra  onun  bir  yansıması  olan  çeÅŸitli  soyutlamalar  gelmiÅŸtir. İnsan  tanrıları  ilkin  ‘heykel’  biçiminde  yani  somut  bir  varlık  olarak  düşünmüş  veya  doÄŸal  varlıklara  doÄŸa  üstü  güçler  misyonlar  yüklemiÅŸtir. Daha  sonra  ‘Tanrı’  soyut,  gözle  görülmez  ama  her  yerde  hazır  ve  nazır,  her  ÅŸeye  gücü  yeten  bir  varlık  olarak  ‘giz’lenmiÅŸtir.O  dönemde  insan  için  en  ‘bilinmez’  yer  olarak  daha  çok  gökte  düşünülmeye  baÅŸlanmıştır. Birer  üstyapı  kurumları  olarak  dil  ve  din  benzer  bir  geliÅŸim  çizgisi  izlerler. Somuttan  soyuta,  insan  beyninin  geliÅŸimine  baÄŸlı  olarak.

Dil  de  bütün  yaratılarda  olduÄŸu  gibi  insana  Tanrı  tarafından  bahÅŸedilmemiÅŸtir. İnsan  onu  basit  anlamda  bir  yerden  de  ‘almamıştır.’  O  binlerce,  on  binlerce  yıllık  insan  yaÅŸamının  ürünüdür. Hatta  o  insan  bir  üst  organizmal  varlık  olmadan  önce  de  vardı  o,  ama  bugünkü  biçimiyle  deÄŸil,   insan  öncesi  varlığın  yaÅŸantısına  denk  düşen  biçimiyle...

Dilin  bir  ‘ilki’  bir  miladı,  baÅŸlama  noktası  yoktur. Bugünkü  insan  dili  geliÅŸmiÅŸ  insanın  iliÅŸki  biçimine  cevap  veren  bir  araçsa,  ‘insan  öncesi’  varlığın  da  dış  dünyayla  bir  iliÅŸkisi  mutlaka  vardı  ve  bu  iliÅŸki  biçimine  denk  düşen  bir  aracı  yaratmak  geliÅŸtirmek  zorundaydı. İlkel  insanın  dili  de,  cürmü  kadardı  yani  ilkeldi. Bu  yönüyle  bakıldığında  dilin  geliÅŸimi  insanın  geliÅŸimiyle  paraleldir  ve  nesnel-doÄŸal  olarak  bir  süreç  olarak  kendini  var  eder.

Dilin  bugünkü  geliÅŸmiÅŸ  dilin  doÄŸuÅŸu,  kökenleri  araÅŸtırılırken   günümüz  insanından  yola  çıkmak  bizi  yanlışlara  sürükler. Günümüz  insanının,  biyolojik,  fizyolojik  yapısında  on  binlerce,  yüz  binlerce  yıllık  bir  birikimi  genlere  taşıyarak,  bünyesinde  toplar. Evrimin  insanı  olgunlaÅŸtırması  ve  bu  olgunlaÅŸmanın  genlere  taşınmasıdır  burada  anlattığımız.

Yazı  dilin  baÅŸka  bir  biçimidir. Yazı  ikinci  dildir. İnsanlık  için  en  az  dil  kadar  önemli  bir  faaliyettir  yazı. Dili  bir  soyutlama  olarak  almıştık,  yazı  soyutlamanın - yani  dilin - soyutlamasıdır. Sesi  donduramayan,  sesi  hapsedemeyen,  kristalize  edemeyen  insan  onu,  biçimlere  iÅŸaretlere  dönüştürmüştür. Gerçi  yazı  varlıkların  doÄŸrudan  aktarımı -resim-  ile  ortaya  çıkmış  ama  gelinen  aÅŸamada  yazı  resimden  çok  uzak  bir  yerdedir  artık. Yazı  günümüzde  artık  seslerle  iÅŸaretlerin  buluÅŸtuÄŸu  noktadır  ve  doÄŸal  bir  sürecin  deÄŸil  insanın    iradi  çabasının  ürünüdür.


Yazımızın  başında  iÅŸaretlerle  sesler  arasındaki  iliÅŸkiden  bunun  dilin  ilkel  biçimi  oluÅŸundan  sözetmiÅŸtik. İlkel  iÅŸaretler  somuttu  yani  doÄŸrudan  varlığı  karşılıyordu. İnsan  adeta  elleri,  parmakları  ile  resim  çiziyordu. Ve  bunu  çıkardığı  kimi  seslerle  takviyelendiriyordu. Ancak  havada  çizilen  ÅŸeylerin  kalıcı  olması  gerekiyordu. Yere  daha  sonra  taÅŸlara çizmeye  baÅŸladı  insan  bu  iÅŸaretleri. Bugünkü  anlamda  olmasa  da  yazı  çizi  de  bir  anlaÅŸma  aracı  olarak  insanlık  tarihi  kadar  eskidir. ÇeÅŸitli  yazı  türlerinin  tarihsel  evrimine  baktığımızda    bunu  rahatlıkla  görebiliyoruz.


Günümüz  yazı  sistemleri  biçimlerin  ve   seslerin  bir  soyutlamasıdır. İlkin  maddi  dünya  ve  onun  bir  yansıması  olan  resim  vardı. Daha  sonra  resmin  yazıya  dönüştüğünü  görüyoruz. Resim  insanın  soyutlama  gücünü  arttırmıştır. BaÅŸlangıçta  bir  varlığın  adı  görüntüsü  idi. Yani  varlığın   çizgilerle   ifadesi  olan  resim  varlığın  adıydı. YaÅŸamın  her  alanında  gördüğümüz  somuttan-soyuta  geliÅŸme  burada  da  karşımıza   çıkmaktadır. Resim  yazı,  varlığın  ‘ilk  adı  olan  resimlerin’  soyutlama  sonuncu  daha  basit  çizimler  haline  gelmesi  ile  ortaya  çıkmıştır. Çizimler  sesli  dil  ile  paralel  geliÅŸiyor,  soyutlama  derinleÅŸtikçe  resimle  sesin  birbirleriyle  daha  çok  bütünleÅŸtikleri  görülüyor. Harfler  seslerin  adı  olmaya  baÅŸlıyor. Gerçekten  de  harfler  seslerin  ÅŸekilleridirler. DoÄŸada  sonsuz  sayıda  ses  vardır  ve  sonsuz  sayıda  sese  karşılık  sonsuz  sayıda  harf  türetmek  mümkündür. Harfler  bir  yakıştırma  olarak  tarih  içinde   kendini  kabul  ettirmiÅŸ,  tarihsel  temelleri  varlıkla  suretinin,  suretle  alt  biçimlerin  ve  seslerin,    özdeÅŸleÅŸtiÄŸi,  iç  içe  geçtiÄŸi  üst  bir  dildir. Bir  dilin  bütün  unsurlarını  içine  alabilecek,  dilin  olanakları  ölçüsünde  kendini  üretebilecek  yetkinliÄŸe  sahip  bir  üst  dil...

Dil  ile  yazı   tarihsel  geliÅŸimleri  bakımından  bir  bütünlük  oluÅŸtururlar. EÄŸer  bu  sav  doÄŸru  ise  doÄŸal  geliÅŸimi  süreci  içinde  oluÅŸmuÅŸ  her  dilin  bir  yazısı  olmalıdır. Bir  millet,  tarihsel  geliÅŸim  süreci    içinde  kendisini  ölümüne  etkileyen,  ortadan  kaldıracak  kadar  büyük  felaketler  yaÅŸayıp  ‘tar  ü  mar’  olmamışsa,  milli  özelliklerini  yitirecek  kadar  uzun  süre  tutsaklık  boyunduruÄŸu  altında  yaÅŸamamışsa,  kendi  dinamikleriyle  yarattığı  dilin  yanında  bir  de  yazıya  da  sahip  olur. Bu  bir  iyi  niyet  deÄŸil  doÄŸal  sonuçtur. İnsanlığın  ortak  geliÅŸimi  eÅŸit  süreçler  izler. GeliÅŸmiÅŸ  dili  olan  her  milletin  yazı  sistemi  yaratamamış  olmasının  objektif  ve  subjektiv  nedenleri  üzerinde  ayrıca  durulabilir. Ancak  kesin  olan  bir  ÅŸey  varsa  o  da  iç  dinamiklerin  burada  da  dış  dinamikleri  belirlediÄŸidir. Yani  tarihsel  olayları,  olguları  dış  dinamiklerle  açıklamaya  çalışan  bir  anlayış,  dünyadaki  dillerin  sayısı  oranında  neden  yazı  sisteminin  geliÅŸmediÄŸini  açıklayamaz. Dış  dinamikler  bazen  iç  dinamiklerin  yerini  alır. Bu  bir  toplumu  yok  oluÅŸun  eÅŸiÄŸine  getiren  en  önemli  belirtidir. Ama  yine  de  burada  dış  dinamiklerin   iç  dinamikleri  belirlediÄŸi  sonucu  çıkmaz. İç  dinamikleri  kuruyan  bir  toplumsal  yapı  dış   dinamiklerin  denetimine  girer. İşte  bu  durumda  toplumun  doÄŸal  geliÅŸim  süreci  sekteye  uÄŸrar,  toplum  rotayı  ÅŸaşırır. Dümen  ‘dış’  güçlerin  eline  geçmiÅŸtir  çünkü. İşte  bu  tür  durumlarda  geliÅŸen  her  dilin  paralelinde  bir  yazı  sisteminin  oluÅŸması  mümkün  olmaz. ÇeÅŸitli  nedenlerle  bir  toplumun  süreç  içinde  oluÅŸmuÅŸ  yazısı  unutulsa  da  kuÅŸaktan  kuÅŸaÄŸa  taşınan  toplumsal  hafızada  ‘yazı’  olgusu  ve  onunla  ilgili  terimler,  kavramlar  mutlaka  yaÅŸar.


Dil  bir  toplumun  ses  kombinezonlarından  oluÅŸmuÅŸ  belleÄŸi  yazı   ise  dilin  arÅŸividir. Dil  yaÅŸamın  canlı  pratiÄŸi  ile  iliÅŸkili  olarak  sürekli  deÄŸiÅŸip  geliÅŸtiÄŸi  için,  organizmalar  gibi  varlık  yokluÄŸu  iç  içe  yaÅŸar. ÇeÅŸitli  sözcükler,  sözcük  kalıpları,  atasözü  ve  deyimler  yaÅŸamdaki  karşılıkları  ortadan  kalktığı  için  zamanla  kullanımdan  çıkabilirler. Bu  doÄŸal  bir  süreçtir. Ama  toplum,  millet  eÄŸer  kullanımdan  çıkan  bu  dil  öğeleri  yerine  kendi  yaÅŸamına  giren  varlıkların  karşılıklarını  bulamazsa  ve  o  varlıkların  karşılığı  olan sözcükleri  baÅŸka  toplumlardan  alırsa,  o  dil  boyunduruk  altına  alındığı  için tehlikede  demektir. Dil  yazı  ile  yaÅŸar. Yazı  unutmaya,  yok  olmaya  engel  olur. Yazı  tarihin  damgasıdır. Bu  yüzden  egemen  toplumlar  baskı  altında  tuttukları  toplumlara  ‘kendi  dillerinde  okuma - yazma’  olanağı  tanımazlar. Tam  tersine  bir  eÄŸitim-iletiÅŸim  aracı  olarak  yazı  ile  kendi  tarih  ve  kültürlerini  egemenlik  altına  aldıkları  toplumları  asimile  etmeye  çalışırlar.

Yazı,  bir  dili,  kültürü  süreklileÅŸtirmenin  en  etkin  aracıdır. Yazısı  olmayan  bir  milletin  hayatı  havaya  çizilmiÅŸ   resme  benzer,  silinip  gider,  yaÅŸanır  ve  unutulur.


Ulusal  deÄŸerler  birkaç  yüzyılda  oluÅŸabilecek  kadar  basit  deÄŸerler  deÄŸildirler, yüzlerce,  binlerce  yıllık  süreç  içindeki  toplumsal  iliÅŸkileri, deneyleri, dalgalanmaları  gerektiren  karmaşık  bir  olgudur. Bir  ulusun  oluÅŸum  süreci  ifadesini  günlük  üretim  ve  kullanım  araçlarının  üretiminde  bulur. Toplumlar  kendilerini  var  eden  koÅŸulları  yeniden  ve  yeniden  ürettikleri  sürece  ayakta  kalabilirler  ancak. Maddî  üretim  faaliyeti  manevi  üretim  faaliyetidir  aynı  zamanda. Çünkü  coÄŸrafyayla  birlikte  maddi  üretim  toplumun  dilini, ahlaki, etnik vb.  özelliklerini  de  yaratır. Bir  ulusun  diÄŸer  uluslardan  bağımsız  olarak  yarattığı  manevi  dünya   o  ulusun  ulusal  kimliÄŸidir. Ulusal  kimlik  maddi  manevi  deÄŸerler  bütünüdür. Ulusal  kimlik  sorunu,  dünya  ölçeÄŸinde  bir  protokol  oluÅŸturma   sorunu  deÄŸildir. O suni  olarak  var  edilemez,  mevcut  geliÅŸimi  içinde  bir  olgudur.

Kendine  özgü  bir  dili  olan  her  milletin  o  dilden  doÄŸan  kendine  özgü  bir  edebiyatı  da  olur. Çünkü  edebiyat  yaÅŸantının  içinden  çıkar. Kendi  bağımsız  yaÅŸamında  maddi  kültür  yaratan  günlük  geçim  için  gerekli  öğeleri  üreten  her  milletin  buna  baÄŸlı  olarak  geliÅŸtirdiÄŸi  bir  entellektüel  yaÅŸamı  da  olur. Bir  milletin  entellektüel  yaÅŸamı  o  milletin  maddi  kültür  faaliyetinin  bir  yansıması  olarak  geliÅŸir. Yani  maddi  kültür  faaaliyeti  olmadan   manevi  kültür  dünyası  oluÅŸmaz. Bir  üst - yapı  kurumu  olarak  dil  ve  edebiyat  birbirini  yaratan  geliÅŸtiren  özelliÄŸe  sahiptirler. Dil  olmadan  edebiyat, edebiyat  olmadan  dil  olmaz. Dil  edebiyatın  yapı  malzemesi  olurken  edebiyat  da  dilin  geliÅŸmesini  saÄŸlar. Dil  edebiyatta  vücut   bulur. Hiçbir  sanat  alanı  edebiyat  kadar  dil  ile içli  dışlı  deÄŸildir. Heykel  için  katı  nesneler, müzik  için  nota - ses, resim  için  ışık - renk vb.  ne  ise  edebiyat  için  dil  odur. Dil  anlatım  ihtiyacından  edebiyat  ise  güzel  ve  etkili  anlatım  kaygısından  doÄŸar. Dil  anlatım  aracı,  edebiyat  güzel  ve  etkili  anlatım  yöntemidir.


Dilleri  bir  olan  toplumlar  farklı  coÄŸrafyalarda  yaÅŸasalar  da  kendi  bağımsız  hayatlarının  ürünü  olan  birbirinden  farklı  edebiyatlar  yaratabilirler. ÖrneÄŸin  ‘İngilizce’  ile  yaratılmış  bir  İngiliz  bir  de  Amerikan  edebiyatı  vardır. Fakat  bu  sadece  ekonomik, sosyo - kültürel  yaÅŸamın, coÄŸrafi  tanımlamanın  Ã¶tesinde  İngilizce’deki  bir  buluÅŸmadır. İngiliz  toplumu  ile  Amerikan  toplumunu  dil  dışında  birleÅŸtiren  hiçbir  etkili - güçlü  baÄŸ  yoktur. Dil - edebiyat  bu  iki  toplumu  birleÅŸtiren, kaynaÅŸtıran  bir  harçtır. Tarihsel  kültür  birliÄŸinin  taşıyıcısı  da  yine  dil  ve  edebiyattır.


Lazların  bugün  yazılı  bir  edebiyatları  yoktur. Her  ÅŸeyden  önce  Lazların  dünden  bugüne  kalmış  yazılı  bir  edebiyat  gelenekleri  yoktur. Bunun  nedeni  Lazların  ekonomik, sosyal, kültürel  yapılarında  deÄŸil, tarihsel  siyasal  olaylarda  aranmalıdır. Lâzların  gelenekleri - görenekleri,  dilleri  güçlü  bir  edebiyat  yaratmaya  elveriÅŸlidir. Ancak, bin  yıllara  varan  tutsaklıklar,  siyasal  iktidarsızlıklar  bu  halkın  tarih  içinde  yarattığı  kültürel, edebi  ürünlerin  yok  olmasına, yaÄŸmalanmasına, yazma  yetilerinin  yok  olmasına  neden  olmuÅŸtur. Fakat, siyasi  olarak  Lazlardan  koparılmış  olan  soydaşımız  Kuzey  DoÄŸumuzda  yaÅŸayan  Mergellerin,  Güney  batıda  yaÅŸayan  biz  Lazlara  göre  bu  konuda  ÅŸanslı  oldukları  söylenebilir. Bugün  Mergel - Laz  Dili  ile  yazılmış  binlerce  sayfalık  yazılı  belge  Tiflis  Üniversitesi'nde  incelenmek  üzere  bizi  beklemektedir. Lâzların  yazılı  edebiyatları  olmadığını  ileri  süren  görüş,  bu  gerçeÄŸi  görmezden  gelerek  bu  kanıya  varmaktadır. Bilim  adına  konuÅŸtuÄŸunu  iddia  eden  birçok  kiÅŸi  Mergellerle  Lazları  farklı  iki  ulusmuÅŸ  gibi  gösterme  eÄŸilimindedir. Bu  yaklaşım  bilimsel  deÄŸil  siyasidir. Mergeller - Laz,  Lazlar  Mergel'dir. Dil  açısında  olayı  deÄŸerlendirirsek  Mergelce  Lazca,  Lazca  Megrelce'dir. Bu  iki  dil  arasındaki  farkın  nedeni  tarihsel  olarak  yaÅŸanan  kopuklukta  aranmalıdır. Lâz - Mergel  Dili'nin  eÄŸitim  dili  olarak  kuÅŸaktan  kuÅŸaÄŸa  öğretilmemesi,  yazı  dili  olarak  kristalize  olamaması,  coÄŸrafi  engellerden  doÄŸan  iletiÅŸim  kopuklukları  bu  dilin  zaman  içinde  farklı  mecralarda  geliÅŸmesine,  baÅŸkalaÅŸmasına  neden  olmuÅŸtur. Ancak  bir  Mergel  ile  bir  Laz  anlaÅŸabilirler  yine de. Megrelia'dan  Türkiye  Lazistan'ına  gelen  Megrellerle  Lazlar  belli  ölçülerde  anlaÅŸabilmektedirler.



Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

ZİYARETÇİ SAYISI

mod_vvisit_counterBugün31
mod_vvisit_counterDün4696
mod_vvisit_counterBu Ay119114
mod_vvisit_counterToplam1920277

SİTEDE KİMLER VAR

Åžu anda 69 konuk Ã§evrimiçi

ANKETE KATILIR MISINIZ?

Yeni Öğrenenlere Türkçe Öğretiminde En Çok Nerede Zorlanıyorsunuz?





 
windows live messenger
limewire indir