Developed by JoomVision.com

Yabancılara Türkçe Öğretiminde Bilgisayar Destekli Sınav

Türkçeyi yeni öğrenenlere yönelik bilgisayar teknolojisini nasıl kullanabiliriz? Y.T.Ö’de (Yabancılara Türkçe Öğretimi) bilgisayar destekli sınav hazırlanması nasıl olmalıdır? Ne tür programlar kullanabiliriz? Bu sınavların yeni öğrenenlere ne gibi faydaları ve zararları vardır? Sahada kullanılan tecrübe edilen bu soruların cevaplarını...

Yabancılara Türkçe Öğretiminde Bilgisayar Destekli Sınav

Türkçenin Yabancı Dil Olarak Öğretiminde Drama Tekniğinin Rolü

Türkçenin yabancı dil olarak öğretilmesinde genellikle öğretmen merkezli ve dilbilgisi odaklı geleneksel teknikler kullanıldığı için dilin en önemli işlevlerinden biri olan iletişimsel boyut göz ardı edilebilmektedir. Bu yüzden yabancı öğrenciler Türkçeyi öğrenirken, geleneksel metotların kullanımında kendilerini güvende hissetseler...

Türkçenin Yabancı Dil Olarak Öğretiminde Drama Tekniğinin Rolü

Yabancılara Türkçe Öğretiminde Video

Dünyada üç bine yakın dilin bulunmasına karşın ikinci dil olarak öğrenilen dillerin sayısı oldukça azdır. Bir dilin başka milletler tarafından öğrenilmesini önemli kılan ölçütlerin başında o dili konuşan ülkenin politik, kültürel, ticari ve ekonomik durumu gelmektedir. Dünyada en çok öğrenilen diller arasına Türkçe girmektedir....

Yabancılara Türkçe Öğretiminde Video

Yabancılara Türkçe Öğretiminde Metodoloji

Yabancılara Türkçe öğretiminde yaklaşım, yöntem ve teknik konuları, çok üzerinde durulmayan ve tartışılmayan hususlardır. Oysa bu yeni ve önemli alanda çok hızlı gelişmeler olmakta ve Yabancılara Türkçe öğreten merkezler hızla çoğalmaktadır. Modern iletişim araçlarının da hızla yer almaya başladığı ikinci dil öğretiminde...

Yabancılara Türkçe Öğretiminde Metodoloji
Developed by JoomVision.com
  • YENİ -
Yeni Öğrenenlere Türkçe Öğretimi: Yabancılara Türkçe Öğretiminde Alt Yazılı Kliplerin Yeri - Perşembe, 10 Mayıs 2012 23:02
YTÖ İçin Materyaller: Yabancılara Türkçe Öğretiminde Şarkı Öğretimi-6- - Perşembe, 10 Mayıs 2012 22:48
YTÖ İçin Materyaller: Yabancılara Türkçe Öğretiminde Şarkı Öğretimi-5- - Perşembe, 10 Mayıs 2012 16:17
YTÖ İçin Materyaller: Yabancılara Türkçe Öğretiminde Şarkı Öğretimi-4- - Perşembe, 10 Mayıs 2012 16:16
YTÖ İçin Materyaller: Yabancılara Türkçe Öğretiminde Şarkı Öğretimi-3- - Perşembe, 10 Mayıs 2012 16:15
YTÖ İçin Materyaller: Yabancılara Türkçe Öğretiminde Şarkı Öğretimi-2- - Perşembe, 10 Mayıs 2012 16:03
YTÖ İçin Materyaller: Yabancılara Türkçe Öğretiminde Şarkı Öğretimi - Çarşamba, 09 Mayıs 2012 11:14
Yeni Öğrenenlere Türkçe Öğretimi: Türkçenin Yabancılara Öğretimi - Salı, 17 Nisan 2012 23:33
Yeni Öğrenenlere Türkçe Öğretimi: Kazak Mekteplerinde Yabancı Dil Olarak Türkçe Öğretimi - Cumartesi, 14 Nisan 2012 17:28
Türkçe Öğretiminde Yöntemler: Kavâ'id-İ Türkiyye' nin Modern Türkçe Öğretimi Yöntemleri Bakımından Değerlendirilmesi - Cumartesi, 14 Nisan 2012 17:19
Orange Violet Blue

Siteden tam faydalanmak için: Kayıt olunuz-Sign Up

Arabic English French German Greek Japanese Russian Spanish

MAKALE HABER BÜLTENİ

Dilin Kökeni: Kur'an-ı Kerim ve Diğer Kutsal Kitaplara Göre Dil Olgusu


Günün Fırsatı

Bu makalede, insan olmanın en önemli özelliklerinden biri olan dil konusu üzerinde durulmaktadır. Dil, insanları diğer varlıklardan ayıran temel özelliklerden biridir. İnsan, iletişimini seslere dayalı olan dil sistemini kullanarak gerçekleştirmektedir. İnsanların varlıklara isim koymak için kullandıkları dilin ilk kelimeleri nasıl ortaya çıkmıştır? İşte bu makalede, insanın konuşma özelliğinin nasıl ortaya çıktığı hususunda kutsal kitapların verdiği bilgiler ile bu konuda ileri sürülen bazı teoriler ele alınmıştır. Fakat makalenin asıl konusu, dilin ortaya çıkışı ile ilgili teoriler olmadığı için, bunun üzerinde fazla durulmamış, daha çok kutsal kitapların meseleye yaklaşımı ele alınmıştır.

Dünya üzerinde insanlardan baÅŸka daha pek çok canlı bulunmaktadır. Bir kısmı karada, bir kısmı da denizde yaÅŸayan binlerce tür hayvanın varlığı bilinmektedir. Tabiatta mevcut bitki türleri daha da fazladır. Tüm bu canlı türleri içerisinde sadece insanlar, konuÅŸabilme özelliÄŸine sahiptirler. Hatta insanı diÄŸer varlıklardan ayıran en temel vasfın "konuÅŸma", yani düşüncesini sembollerle ifade edebilme yeteneÄŸi olduÄŸu belirtilmiÅŸtir. Nitekim mantık âlimleri insanı, "konuÅŸan hayvan" (Esîruddîn el-Ebherî 1998: 64-65) veya bunun daha köklü bir ifadesi olarak "sembol kullanabilen varlık" (KaraaÄŸaç 2002: 25) diye tarif etmiÅŸlerdir. Bu noktaya temas eden pek çok ünlü dil bilimci konuÅŸma yetisinin, sadece insana özgü doÄŸal bir yeti olduÄŸunu belirtirler (Kıran 1996: 57). Muhtemelen diÄŸer canlıların da kendi aralarında bir haberleÅŸme ÅŸekli vardır. Nitekim baÅŸta balina ve yunuslar olmak üzere, karıncalar, arılar ve diÄŸer bazı hayvanların, kendi aralarında haberleÅŸebildikleri belirtilmektedir. Ne var ki, insanların konuÅŸup haberleÅŸmeleri bunlarınkinden çok farklı ve mükemmeldir.

1.1. DlLlN ORTAYA ÇIKIŞI YÖNÜNDEKİ GÖRÜŞLER

İnsan bu konuşma yeteneğini nasıl elde etmiştir? Diğer varlıkların aksine, insan nasıl bu şekilde konuşabilmiştir? İnsanın ilk kez konuşmayı nasıl öğrendiği ve nasıl konuşmaya başladığı sorusu dil bilimcileri en çok meşgul eden sorulardan biri olmuştur. Dilin nasıl ortaya çıktığı konusunda pek çok farklı çalışmada değişik teoriler ortaya atılmıştır. Dilin nasıl doğduğu konusu modern dil bilimi ile bu bilime yakın olarak çalışan antropoloji ve nöroloji gibi bilim dallarının da araştırma konusudur. Bu üç bilim dalı arasında probleme bir çözüm bulmak için iş birliği de yapılmaktadır.

Dilin doÄŸuÅŸu ile beynin geliÅŸimi ve çalışması arasında sıkı bir iliÅŸki olduÄŸu düşünülmektedir. Nöroloji araÅŸtırmaları yapan bilim adamları insan beyninin davranış ve duyuları kontrol edip yönlendiren farklı bölümlere sahip olduÄŸunu belirtiyorlar. İnsan beyninin her ne kadar dil ile iliÅŸkili olduÄŸu herkes tarafından tartışılmasız kabul edilen bir gerçek olsa da dilin beyin tarafından nasıl ve ne zaman ilk ortaya konulduÄŸu ve geliÅŸtirildiÄŸi henüz meçhuldür. Bu soruyla ilgilenen dil bilimciler ve antropologlar dilin tarihte kabaca ne zaman ortaya çıktığı konusu ile ilgilenirler ve dilin ilk dönemlerinin nasıl olabileceÄŸi konusu üzerinde teori geliÅŸtirirler. İnsan beyni insanın davranış ve duyularını kontrol edip yönlendiren farklı bölümlere sahiptir: Mesela, dokunmak, görmek, iÅŸitmek vs. Dil ve beyin iliÅŸkisini araÅŸtıran çalışmalar neticesinde konuÅŸma yetisinin beynin Broca ve Wernicke bölümleri tarafından yönlendirildiÄŸi ortaya konmuÅŸtu. Broca dilin üretilmesinden Wernicke ise dilin dinlenilip anlamlandırılmasından sorumludur (Gutin 1996: 82-90).

Dil ve konuşma beyin tarafından işletilen bir sistemdir, bu sistemin çalışması görme duyusu sisteminin çalışmasına benzer. Görme işleminde somut resimler alınıp işlenirken dilde soyut kavramlar ile farklı bir işletim belirmektedir. Kelimeleri belli bir söz dizimi içinde genel bir metin çerçevesi dahilinde işleyip anlamlandırmak beynin fonksiyonudur; bu yönüyle dil görme işlevinin yerine getirilmesine benzemektedir. Görmede varlıklar ve bunların karşılığı resimler somut iken konuşma ve konuşmayı anlamlandırmada sesler ve kelimeler ile bunların karşılığı olan kavramlar soyuttur (Gutin 1996: 86).

Dilin ve beynin geliÅŸmesinde kültürün önemli olduÄŸunu ileri süren görüşler vardır. Kültürün insanın yaÅŸamasını, psikolojisini ve dilini etkilemesi önceki kuÅŸakların edindiÄŸi bilgilerin, eylemlerin, hislerin vs. sonraki kuÅŸaklara aktarılması biçiminde olur. Dilin toplu yaÅŸayan canlılar arasındaki iletiÅŸimi saÄŸlamada kullanılan bir araç olma özelliÄŸi onun mükemmel bir sistem halinde geliÅŸmesini saÄŸlamıştır. Topluluk halinde yaÅŸayan diÄŸer canlılarda da ilkel iletiÅŸim sistemleri tespit edilmiÅŸtir; ancak bunlar insan dilindeki karmaşıklığa ve gramere sahip olmanın çok uzağındadırlar (D'Andrade 2002: 223­232). İnsan dışındaki canlıların iletiÅŸimlerinin sınırlı kalması ve halihazır-görünen zaman ve mekân çizgisini aÅŸamaması dikkat çekicidir. İnsan dilinin halihazır-görünen zaman ve mekân çizgisinin somut sınırlarını aÅŸması, simgeleri kullanması onu mükemmel bir iletiÅŸim aracı haline getirmiÅŸtir. Dilin bu seviyeye gelmesinde nesilden nesile kültür aktarımının rolü büyüktür. İnsanın dildeki simge ve temsil iÅŸlevini geliÅŸtirmesi, onun kültürünü, öğrendiklerini gelecek nesillere aktarabilmesine imkân saÄŸlamıştır. Dildeki simge iÅŸlevi geliÅŸmemiÅŸ olsaydı her bir ferdin hayatı boyunca biriktirdikleri kendisiyle birlikte ölmüş olacaktı. İşte nesilden nesile dil vasıtasıyla aktarılacak olan bilgileri depolayacak ve dil vasıtasıyla iÅŸleyecek büyük ve iÅŸlevsel bir beyne ihtiyaç bu noktada belirmiÅŸtir. Beyin ve dil arasındaki bu etkileÅŸim karşılıklı olmuÅŸ; beynin büyümesi ve iÅŸlevselleÅŸmesi simgeye dayalı dilin geliÅŸmesini saÄŸlamıştır (D'Andrade 2002: 228).

Dilin doğuşunda ilk safhanın ses değil işaret olduğunu ileri süren teoriler de vardır. Dil önce işaret dili olarak doğmuş; sonra insanın gelişmesi ve ellerini başka işlerde alet kullanımına ayırması dolayısıyla ses düzeyine geçmiş ve buradan gelişimine devam etmiştir. Ses telleri ve gırtlak arasındaki mesafenin bugünkü düzeyine gelmesi ile insanın farklı değişik sesleri çıkarabilme yeteneği gelişmiş; bununla paralel olarak iletişim dili, el hareketleri ve mimik düzeyinden ses düzeyine yükselmiştir (Zimmer 1995: 38-39).

İnsanın dil ile olan bağlantısı çok ilgi çekicidir, 6 yaşına gelen bir çocuk 10 binden fazla sözü kelime hazinesine kayıt etmiştir. 4 yaşındaki bir çocuk ise dilindeki gramer kurallarını hatadan uzak olarak kullanabilme yeteneğini yüzde 95'e çıkartmıştır. Bunu yaparken de çocuk hiçbir düzenli eğitime gerek duymaz; dili konuşabileceği ve işitebileceği bir ortam onun için yeterlidir. Çocuğun bütün bunları yapabilmesi ancak onun dil yeteneği ve mekânizmasıyla doğmasına bağlanabilir. Gramer dilin seslerini ve kurallarını, kelime biçimlerini ve söz dizimini kapsar ve bu sınırlı verilerle daha önce hiç işitilmemiş sınırsız sayıda cümle kurabilme imkânını sağlar. İşte bugün bebeklerin çok karmaşık olan dili kolayca öğrenebilmelerinin altında genlerdeki bu dil kalıtımı yatmaktadır (Nowak 2000-2001: 36­44).

Dilin doğuşunda taklidin yattığını ileri süren teoriler de vardır. Mesela ölen kişinin ardından tutulan yas törenlerine katılanlar ağlamayı taklit ederler; görünüşte bu ağlamadır ama gerçek bir ağlama değildir. Amaç burada sosyalleşmeyi sağlamaktır. Bu yas ağlaması gerçek ağlamaya hem benzer hem benzemez. Görünüşte ona benzeyecektir; ancak amaç açısından ondan ayrılacaktır. İşte bu ilişki dilin doğuşunun temelini oluşturmuştur. Beynin ses organları özellikle de gırtlak üzerindeki hakimiyetinin gelişmesi, dilde çıkarılması zor olan seslerin kolayca ve art arda çıkarılabilmesini sağlamış; böylece kelimelerin anlam temelinde yatan seslerin karşıtlığı ilkesi gerçekleştirilebilmiştir. Gramerin ve sentaksın gelişmesi ile dil bir bütün olarak ortaya çıkmış; dil yeteneği de nesilden nesile kalıtım yoluyla aktarılmıştır (Urban 2002: 233-246).

Dilin ve sembollerin kullanımı insanın hayatını devam ettirebilmesi için önem ve öncelik arz etmeye başlayınca dil, eş zamanlı ama birbirinden ayrı ve farklı olarak dünyanın çeşitli bölgelerinde farklı sosyal gruplarda doğup gelişmeye başlamıştır.

Dilin kültürel çerçevedeki işlevi yani kullanana hayatta kalabilmeyi sağlaması ve hayatı kolaylaştırması bütün farklı sosyal topluluklarda aynıdır. İnsan beyni farklı bölgelerde dil bahsinde aynı ortak yönelişe doğal olarak ulaşmıştır. Sözü araç olarak kullanmadan da anlam, işaretler yoluyla, çizgiler yoluyla ortaya konulabilir. Bu özellikle somut anlamlar için mümkündür, eski dönemlerden taşlar, kayalar üzerine bunun pek çok kazınmış örnekleri kalmıştır. Soyut anlamlar da başlangıçta gerçek somut figürler üzerine kurulmuştur. Bu figürler zamanla pratikleşip gerçek varlıklar ile görünen bağlarını koparmışlar; bu da yazının, alfabenin gelişimini doğurmuştur (Otte 2007: 49-59).

Dilin doğuşunda insanın şimşek çakması veya büyük yangınlar karşısında çaresiz kalması ile açığa çıkan iç duygularının yer aldığı ileri sürülür. Korku çaresizlik gibi ortaya çıkan bu duygular insanı harekete geçirici rol oynarlar. Bu yoğun duygulardan boşalma görevi görecek olan semboller, sembolik dilin doğuşuna yol açmıştır. İlk çıkan dil öğeleri de ünlemler ve isimler olmuştur. Dilin insanoğlundaki duygu ve kavrama güçlerinin bir birleşimi olarak ortaya çıktığını söylemek mümkündür. İnsanın çevresini kontrolü altına almasında mükemmel bir araç olan dil, kendi iç dinamiği ile teorik düşüncenin yollarını açan ve geliştiren bir araç haline gelmiştir (Shanahan 2000: 246-270).

Yukarıda verdiğimiz bu teori ve görüşlerin yanında dilin, Allah'ın insanlara verdiği bir ilâhî kudret, tanrısal bir armağan olduğu da söylenmiştir. Şimdi İslam âlimlerinin konu ile ilgili görüşlerine geçebiliriz.

1.2. İSLAM ÂLİMLERİNİN GÖRÜŞLERİ

Bazı müslüman usul âlimlerinin de konu üzerinde uzun uzadıya durdukları görülmektedir. Bunlar, varlıkların isimlerinin kim tarafından konulduÄŸu konusu üzerinde ittifak edememiÅŸlerdir. BaÅŸta Ebü'l-Hasan el-EÅŸ'arî (v. 330/941), Ebû Ali el-Cübâî, Ebu'l-Kasım Abdullah el-Ka'bî (v. 317/929), Muhammad b. el-Hasan ibn Fûrek (v. 406/1015) olmak üzere bazı âlimler, varlıkların isimlerinin Allah tarafından konulduÄŸunu, dolayısıyla bütün dillerin Allah tarafından vaz'edildiÄŸini söylemektedirler. Bunlar, baÅŸta "Allah Adem'e bütün isimleri öğretti" ayeti olmak üzere bazı Kur'an ayetlerini delil olarak kullanmaktadırlar. Buna göre diller tevkîfîdir; yani Allah tarafından vaz'edilmiÅŸlerdir. Allah bunu, ya vahiy yolu ile ya insanda halk ettiÄŸi bir zorunlu bilgi ile yahut varlıklarda manalara delalet eden bir takım sesler yaratıp insanlara duyurması ile yapmıştır. Sonra da insanlar öğrendikleri bu dili, kendilerinden sonra gelen nesillere öğretmiÅŸlerdir...  Bazı âlimler, dilin bir bütün halinde öğretilmiÅŸ olduÄŸunun zannedilebileceÄŸini belirttikten sonra, bunun böyle olmadığını söylemekte ve ÅŸu bilgileri vermektedirler: Allah Adem'e kendi döneminde ihtyaç duyduÄŸu kadarını öğretti. Sonra ardından gelen peygamberlere de ihtiyaç duydukları kadarını öğretti, nihayet peygamber Muhammed'e bunların tümü yanında ayrıca diÄŸerlerine öğretmediklerini de öğretti. Böylece dil karar kılmış oldu.

Bazıları da, dili icad edenin insanlar olduÄŸunu iddia etmektedirler. BaÅŸta Ebû Hâşim (v. 321/933) olmak üzere Mutezile mezhebine mensup âlimlerin kabul ettiÄŸi bu görüşe göre, her varlığa, onun manasına uygun isimler verenler insanlardır; Allah deÄŸildir. Bunlar da, baÅŸta "Biz, her peygamberi, onlara hakikatleri iyice açıklasın diye kendi milletinin diliyle gönderdik" anlamına gelen İbrahim suresi 4. ayeti olmak üzere bazı ayetleri, görüşlerini desteklemek üzere kullanmışlardır.

Üçüncü bir kısım âlime göre, manalar ve onlardaki ıstılahlara isim koymak için, insanların muhtaç olduÄŸu kadarını vaz'edip öğreten Allah'tır. Kul bunu, Allah'ın onda yarattığı zarurî bir ilim ile bilir. Bunun dışındakilerin ise, insanın kendisi tarafından konulmuÅŸ olması muhtemeldir. Bu da ÅŸu ÅŸekilde gerçekleÅŸmiÅŸ olmalıdır: İnsanlar, bir varlığın manasını ifade için bir ıstılah üzerinde ittifak eder ve bunu da birbirlerine söylerler. Sanki onlardan bir kısmı diÄŸerine der ki: "Biz falan ÅŸey için filan lazfı koymak ve onun manası için onu ıstılah yapmak istiyoruz, sen de bu konuda bizimle ol!" Ya da, birbirlerine derler ki: "Åžunun için ÅŸunu koyalım."Böylece aralarında sözlü bir anlaÅŸma hasıl olur ve bu anlaÅŸmayla varlıkların adları konmuÅŸ olur.

Burada, yine Mutezile mezhebine mensup bir âlim olan Abbâd b. Süleyman'a atfedilen bir görüşe de işaret etmeliyiz. Buna göre, eşyanın isimleri kendiliğinden olmuştur. Ancak, bu görüş pek itibar görmemiştir.

Tabii ki bütün bu görüşler eleştiriye tabi tutulmuştur.Âlimlerin ve araştırıcıların ekserisi, dilin ortaya çıkışı konusunda ileri sürülen ve yukarıda sözü edilen görüşlerin tümünün doğru olabileceğini; bunlardan herhangi birinin doğruluğuna kesin kanaat getirmediklerini söylemektedirler.

Bütün bunların sonunda, dilin kaynağının ne olduğu konusunun açıklık kazanmadığını söylemek durumundayız. Esasen bu konu, kadîm Yunan filozofları dönemine gidecek kadar çok eski zamanlardan beri tartışılmış, dilin aslıyla ilgili yüzlerce kuram ileri sürülmüş, fakat hangisinin kesin doğru olduğu konusunda fikir birliğine varılamamıştır. Konuşma yeteneğinin Allah tarafından insana verildiği, daha sonra da insanın, yaşadığı ortama ve şartlara göre, farklı etkenlerden hareketle çevresindeki eşyaya kendisinin isim koyduğu şeklindeki görüşe daha yatkın olduğumuzu belirtmeliyiz.

2. KUTSAL METİNLERDE DİL OLGUSU

Üç büyük kutsal kitap olan Tevrat, İncil ve Kur'an'da dil ve dilin ortaya çıkışı konusunda bazı bilgiler mevcuttur. Biz burada kronolojik sıraya göre, bu metinlerde dil ve dilin ortaya çıkışıyla ilgili tespit edebildiğimiz bilgileri vermeye çalışacağız.

2.1. KUTSAL KİTAPLARA GÖRE DİLİN ORTAYA Ã‡IKIÅžI

Daha önce, bazı bilim adamlarının dilin ortaya çıkışı konusundaki görüşlerini ve bu yönde ileri sürdükleri teorileri vermiÅŸtik. Burada ise, kutsal kitaplarda tesbit edebildiÄŸimiz konuyla ilgili bilgileri zikredeceÄŸiz. Ancak ÅŸunu belirtmeliyiz ki, kutsal metinler, -özellikle Kur'an-, insanları herhangi bir konuda geniÅŸ bir ÅŸekilde bilgilendirmek gibi bir gaye taşımazlar. Bunlar daha çok, vakıalara dikkat çekerek oradan muhatabı imana götürmeyi amaçlarlar. Dolayısıyla dil ve dilin ortaya çıkışı gibi hususlarda kutsal kitaplarda sistematik bilgi bulunmamaktadır.

2.1.1.    TEVRAT'A GÖRE

Tevrat, dilin ortaya çıkışı konusunda en geniş malumat veren kutsal kitaptır. Eşyalara isim konulması konusunda Tevrat bizlere şu bilgileri vermektedir: "Ve Rab Allah dedi: Adamın yalnız olması iyi değildir; kendisine uygun bir yardımcı yapacağım. Ve Rab Allah, her kır hayvanını ve göklerin her kuşunu topraktan yaptı; ve onlara ne ad koyacağını görmek için adama getirdi; ve adam her birinin adını ne koydu ise, canlı mahlukun adı o oldu. Ve adam bütün sığırlara ve göklerin kuşlarına ve kır hayvanına ad koydu.. ."14

Kadına da ilk defa o "ischa" (İbranîce) adını vermiş ve bu isim bugüne kadar kullanıla gelmiştir.15 Tevrat'a göre, Allah adamı yarattıktan bir süre sonra üzerine derin bir uyku verir ve onun kaburga kemiğinden eşini yaratır, arkasından onu adamın yanına getirir. Adam uyanıp yanındaki kadını görünce şöyle der: "Şimdi bu benim kemiklerimden kemik ve etimden ettir; buna "ischa" denilecek, çünkü o "isch"ten (insan) alındı''16

Görüldüğü gibi Tevrat'a göre tüm varlıkların adlarını ilk insan koymuş ve bu isimler onun koyduğu gibi kalmıştır. Onun bu koyduğu isimlerle de ilk dil ortaya çıkmıştır.

Ancak Tevrat, ilk insanın konuşmayı nasıl öğrendiği, varlıklara isim koyma özelliği ve yeteneğini nasıl kazandığı konusunda bilgi vermez.

2.1.2.    İNCİL'E GÖRE

İncil'de de kelam üzerinde durulur. Yuhanna İncili'nin ilk ayetlerinde şöyle denir: "Başlangıçta Kelam vardı; Kelam Allah'ta idi ve Kelam Allah idi. Başlangıçta o Allah'ta idi. Her şey onun vasıtasıyla varoldu ve varolan hiçbir şey onsuz olmadı"17 Yuhanna'nın başka bir yerinde de İsa'nın söylediği sözlerin (kelam) "ruh" olduğundan bahsedilir.18 Bu yüzden Hıristiyanlıkta, kelama,büyük bir önem verilmektedir (Elllul 1998: 73). Buralarda geçen "kelam" farklı şekillerde yorumlansa da, "söz"le, yani dil ile de ilişkisi kurulabilir.

İlk insanın konuşmayı nasıl öğrendiği, varlıklara nasıl isim koyduğu hususuna gelince, bu konuda Hıristiyan ilahiyatçılar da Tevrat'ta verilen bilgileri esas almaktadırlar. Çünkü onların kutsal kitap kolleksiyonu arasında, Yahudilerin kutsal kitabı olan Tevrat da vardır. Başka bir ifadeyle onlar, Ahd-i Cedid dedikleri İncil yanında, Ahd-i Kadim dedikleri Tevrat'a da kutsal kitap olarak inanıp, ikisini birden Kitab-ı Mukaddes diye kabul etmektedirler. Dolayısıyla Ahd-i Kadim'deki bilgiler onları da bağlar.

2.1.3. KUR'AN'A GÖRE

Diğer ilahi kitaplar gibi Kur'an da ilk insan olan Âdem'den, ona eşyaların isimlerinin öğretilmesinden vs. bahseder. Yukarıda Tevrat'ın, Âdem'in konuşmayı nasıl öğrendiğinden, eşyanın adını neye göre koyduğundan, bunları nereden öğrendiğinden bahsetmediği belirtildi. Kur'an ise bu konuda bilgi vermekte ve ona bunları Allah'ın öğrettiğini anlatmaktadır: "Ve (Allah) Adem 'e isimlerin tümünü öğretti."19 Bundan hareketle, "varlıklara ilk kez Allah'ın ad koyduğu ve bunları Âdem'e öğrettiği" söylenebilir. Ancak bu ad koymanın ve buna dair bilgiyi Âdem'e öğretmenin keyfiyeti tam olarak bilinmemektedir. Bu konuyla ilgili olarak müslüman âlimler arasında meydana gelen görüş ayrılıklarının bir kısmına yukarıda temas etmiştik.

Dil olgusuyla doğrudan ilişkisi olan ve İncil'de çok mühim addedilen "kelam"a gelince, Kur'an da buna büyük değer atfetmektedir. Kelam sözcüğü muhtelif şekillerde Kur'an'da yetmiş beş defa geçmektedir.20 Buralarda "kelam" sözü farklı bağlamlarda ve genelde konuşma anlamında kullanılmıştır. Allah'ın Hz. Musa'yla konuşması, İsa peygamberin beşikteyken konuşması, yerden çıkacak olan bir dabbenin konuşması, uzuvların konuşması, Yahya ve İsa peygamberlere "Allah'ın kelimesi" denmesi bunların en dikkat çekenleridir.

Allah, Hz. Muhammed'e indirdiÄŸi kutsal kitabı Kur'an için de "kelam" nitelemesi yapmaktadır. Bu açıdan "kelam", aynı zamanda Kur'an'ın isimlerinden biridir. Nitekim ayette, "Rabbinin sözü (kelamı),     hem    doÄŸruluk,     hem    de     adalet bakımından tamamlanmıştır..'' denilmektedir ki, buradaki kelamdan kastın Kur'an olduÄŸu belirtilmiÅŸtir. 

Üç ilahi kitabın verdiği bilgiler göz önünde bulundurulduğunda, mevcudatın varlığından önce "söz"ün olduğu, eşyanın isimleri anlamında "söz"ü Allah'ın Adem'e öğrettiği, Adem'in de bu bilgiye dayanarak eşyaya isim verdiği ve bunun da gelişerek nesilden nesile geçtiği söylenebilir.

2.2. KUTSAL METİNLERE GÖRE KONUÅžULAN İLK DİL

Yukarıda insanların dışındaki bazı varlıkların konuÅŸmalarının mahiyetinin ÅŸimdilik bilinmediÄŸine iÅŸaret ettik. Esasen onlar mahiyet itibariyle insanlardan farklı bir düzlemdedirler; dolayısıyla konuÅŸmaları da farklı bir frekansta olacaktır. İnsan neslinin ilk kez ne zaman ve nasıl konuÅŸmaya baÅŸladığına gelince, bütün kutsal kitaplar, Adem'i insanlığın atası olarak kabul ederler ve ilk kez onun konuÅŸtuÄŸunu belirtirler. Nitekim yukarıda bunlara iÅŸaret ettik. Bazı kaynaklarımız, Adem'in yaratıldıktan ve bedenine ruh üflendikten  sonra canlandığını, bu arada hapşırdığını, akabinde hemen "elhamdulillâh" dediÄŸini kaydederler.Kesin olmayan bu görüşe göre Adem'in söylediÄŸi ilk söz, "elhamdulillâh" sözü olmaktadır. Adem'in konuÅŸmayı nasıl öğrendiÄŸi, nasıl konuÅŸtuÄŸu ve hangi dil ile konuÅŸmaya baÅŸladığı gibi hususlar konusunda da kesin bilgiler mevcut deÄŸildir. Âlimler, Adem'in konuÅŸmayı ÅŸu iki ÅŸekilden biriyle öğrenmiÅŸ olma ihtimalinden bahsediyorlar; ya her varlığın adını bizzat Allah koyup onları Adem'e öğretti, ya da Allah, Adem'e varlıklara isim koyup onları telaffuz etme istidadı verdi, o da buna göre varlıklara ad koydu (Yazır 1998: 308-309).

Âlimlerimiz, Adem'e, dilin öğretildiÄŸi veya ruhuna böyle bir yeteneÄŸin üflendiÄŸi vakit konusunda da hemfikir deÄŸildirler; bu durum Adem'de henüz ruh verilmeden önce mi, yoksa ona ruh verilip insan ÅŸekline geldikten sonra mı gerçekleÅŸmiÅŸtir? Ruh üflenmeden önce olması muhtemel olduÄŸu gibi, daha sonra vuku bulmuÅŸ olması da mümkündür. Birinci ihtimale göre, Allah onun ruhuna böyle bir istidat vermiÅŸtir; o da insan olduktan sonra bu kabiliyetini kullanarak varlıklara isim koymuÅŸ, konuÅŸmayı, dolayısıyla dili geliÅŸtirmiÅŸtir. İkinci ihtimale göre ise, Allah varlıkların isimlerini kendisi koymuÅŸ, sonra da bunları bir anda veya peyderpey Adem'e öğretmiÅŸ, o da bu öğrendiklerine göre konuÅŸmuÅŸtur (Yazır 1998: 310-311).

Bu iki ihtimalden hangisinin kesin olduğu bilinmese de, bilinen bir gerçek vardır; o da Adem'in konuşan bir varlık olduğu ve hayatı boyunca konuştuğudur. Madem Adem konuşmuştur, o halde bu konuşmayı bir dil ile yapmış olmalıdır. Acaba bu dil, hangi dildir? O, hangi dil ile konuşmuştur? Bugün kullanılmakta olan dillerden biri ile mi, yoksa tarihin belli bir zaman aralığında kullanılıp sonra unutulmuş olan ölü dilleden biri ile mi? Bu konuda da net bir bilgiye sahip değiliz. Şayet bu konuşma, bugün kullanılmakta olan dillerden biri ise, bu dilin hangisi olduğu da kesin olarak bilinmemektedir.

Adem'in hayatı iki ayrı safhada ele alınabilir; birincisi, cennetteki hayatı; ikincisi ise, cennetten çıkarıldıktan sonraki hayatıdır. Adem ve eÅŸi Havva, önceleri cennette yaÅŸarlar. Müddetini bilmediÄŸimiz bir süre orada kalırlar. Orada yaÅŸarlarken varlıkların isimleri kendilerine öğretilmiÅŸtir. Nitekim Kur'an'daki bir ayette, "Ve (Allah) Adem 'e bütün isimleri öğretti"denilerek buna iÅŸaret edilmektedir. Bazı müslüman araÅŸtırmacılar, bu ayete istinaden, Adem'e yeryüzündeki her ÅŸeyin isminin öğretildiÄŸini söylemektedirler. Bu âlimlere göre bunlar, kendisinden türeyecek bütün insanların, hayvanların, göğün, yerin, denizin, deve, at, merkep ve benzeri yaratıkların isimleri; çanak çömlek yapma gibi zenaatlar, bütün eÅŸyanın sıfatı, ne iÅŸe yaradığı gibi hususlardır. Ä°mam Sadık, "Allah, Adem'e ne öğretti?" diye soranlara, "Yerleri, daÄŸları, dereleri, ovaları.. " dedikten sonra, üstünde oturduÄŸu sergiyi göstererek, "Bu sergi de, yüce Allah'ın, Adem'e öğrettiÄŸi ÅŸeylerdendir" demiÅŸ, böylece ona her ÅŸeyin öğretildiÄŸini belirtmek istemiÅŸtir.Bir önceki ayette geçen "halife" kelimesinden hareketle, burada sözü edilen eÄŸitimin, siyasetin ilkeleri olduÄŸu da söylenmiÅŸtir (Bayraklı 2001: 303). Ayrıca ayette, insanın kan dökücülük ve bozgunculuk yönüne iÅŸaret edilmesinden hareketle, buradaki eÄŸitimden kastın, insanın kabalık, hamlık ve vahÅŸiliÄŸini ortadan kaldıracak eÄŸitim ilkeleri olduÄŸu da belirtilmiÅŸtir (Bayraklı 2001: 303). Ancak bunlar kesin bilgiler olmayıp, mevsuk olmayan rivayetlerden ve tahminden ibarettir. Bu öğretilen ÅŸeyler, dünya hayatına ait varlıkların isimleri ve mahiyetleri ile ilgili bilgiler olabileceÄŸi gibi, meleklerle birlikte olması hasebiyle o düzleme ait bir takım varlıkların bilgisi de olabilir. Esasen bütün bu isimler, Adem'e, meleklerle birlikte tabi tutulduÄŸu bir imtihanda baÅŸarılı olması için öğretilmiÅŸtir, yani tamamen o düzleme aittir.

Yukarıda onların cennet hayatındaki konuşmalarından bahsedildi ve bu konuşmanın hangi dilde olduğunun kesin olarak bilinmediği belirtildi. İlahi kitaplar, Adem ile eşinin yasak ağaçtan yemelerinden sonra içinde bulundukları cennetten çıkarılıp yeryüzüne indirildiklerini anlatırlar.

Adem ile eşinin yeryüzüne indirildikten sonra da konuştukları muhakkaktır. Ancak hangi dil ile konuştukları kesin olarak bilinmemektedir. Acaba daha önce cennet hayatında konuştukları dili mi kullanmaya devam etmişler, yoksa yeni bir dil ile mi konuşmuşlardır? Şayet yeni bir dil ile konuşmuşlarsa, bu dili nasıl öğrenmişlerdir? Yukarıda yer verdiğimiz gibi, zamanla bu dili kendileri mi ihdas edip öğrenmiş, yoksa Allah mı kendilerine öğretmiştir? Bu konuda Kur'an'da ve diğer ilahi kitaplarda herhangi bir bilgiye rastlamadık. Ancak, yeryüzü hayatında ilk insanın, başlangıçta veya daha sonraları bir dil öğrenip konuştuğu bir gerçektir. Bazı âlimler, yukarıda zikredilen "Ve (Allah) Adem'e bütün isimleri öğretti" ayetinden hareketle, Adem'e yeryüzündeki her şeyin isminin öğretildiğini söylemektedirler. Dolayısıyla Adem, yeryüzünde Allah tarafından kendisine cennet hayatında öğretilen bu dil ile konuşmuştur. Konuyu değerlendiren bazı bilginler, Adem'den önceki yaratıkların konuşmaktan yoksun olduklarını belirttikten sonra, "dil yeteneği, eşya hakkında bilgi sahibi olup eşyayı bilinçli olarak işleme özelliği, sanat kabiliyeti ancak insanda ortaya çıkmıştır" diyerek, bunların, Allah tarafından insana verildiğine işaret etmekte ve yukarıda verdiğimiz ayeti de buna delil getirmektedirler. (Ateş 1989: I/144).

Bu görüş kuvvetle muhtemel olmakla birlikte, Allah'ın öğrettiÄŸi isimlerin yukarıda da deÄŸinildiÄŸi gibi cennet hayatındaki nesnelerle ilgili olduÄŸu, yeryüzüne indikten sonra konuÅŸma dilini ve eÅŸyaların adlarını, Allah'ın onda ihdas ettiÄŸi yetenek sayesinde kendi gayretleriyle kendisinin koyduÄŸu da iddia edilebilir. Nitekim konuyla ilgili bir ayette, Adem'in yere indirilmesinden sonra Rabbinden bazı kelimeler öğrendiÄŸi ve onlarla Allah'a tevbe ettiÄŸi belirtilir: "Bunun üzerine Adem, Rabbinden bazı kelimeler öğrenip belledi ve (bunlarla) O'na tevbe etti. O da tevbesini kabul etti..." Acaba bu ifade, Adem'in yere indikten sonra yeni bir dil öğrendiÄŸi anlamına gelebilir mi? Böyle bir ihtimal söz konusu edilebilir. Bazı âlimlerimiz, burada Adem'in Rabbinden bazı kelimeler almasını, "kendisine verilen akla, bir takım bilgilerin doÄŸması" ÅŸeklinde yorumlamışlardır (AteÅŸ 1989: I/148). Bazıları da, özellikle İbn Mes'ud, İbn Abbas gibi sahabenin önde gelenlerine atfettikleri rivayetlerle, bunların Arapça bir takım ibareler olduÄŸunu belirtmiÅŸlerdir. Buna göre, Adem'in Rabbinden aldığı sözler, "Allah 'ım sen her türlü eksik sıfattan münezehhsin ve her türlü kemal sıfatla muttasıfsın; sana hamdederim. Senin ismin mübarektir; ÅŸanın yücedir. Senden baÅŸka ilah yoktur; kendime zulmettim, beni affet, günahları ancak sen affedersin" anlamına gelen "Subhaneke Allahumma ve bihamdik ve tebarek'smuk ve teâlâ cedduk. La ilâhe illâ ente, zalamtu nefsî, f'aÄŸfir lî, innehu la yaÄŸfiru'z-zunûbe illâ ente" ÅŸeklindeki Arapça duadır. Kur'an'da da, Adem ile Havva'nın, "Rabbimiz, biz kendimize zulmettik. EÄŸer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan, muhakkak ziyana uÄŸrayanlardan oluruz"dedikleri ifade edilmektedir ki, bu ayet, yukarıda sözü geçen rivayetteki duanın son kısmına paralel bir nitelik taşımaktadır. Bazı kaynaklarda kaydedildiÄŸine göre bu dil, Adem'e bir anda ve toptan öğretilmiÅŸtir.

Burada, Adem'in Rabbinden alıp konuÅŸtuÄŸu ilk sözlerin Arapça olduÄŸu belirtilmiÅŸ oluyor. Bunun yanında, Adem'in yere indikten sonra çocuklarıyla Süryânîce konuÅŸtuÄŸu ve Adem'in konuÅŸtuÄŸu ilk dilin bu dil olduÄŸu da iddia edilmiÅŸtir. Konuyu iÅŸleyenler arasında yer alan İhvânu's-Safa gurubu da, 17. risalelerinde, "ihtilâfu'l-luğât" bölümünde, Adem ve Havva ile evlatlarının, dünya hayatında Süryânîce veya Nabâtîce konuÅŸmuÅŸ olabilecekleri ihtimali üzerinde   durmuÅŸlardır.   Ancak   bu   iddialar,   ciddi delillere dayandırılmadan ileri sürülmüş görüşlerdir. Sonuç olarak, Adem'in cennette ve daha sonraları dünya hayatında konuÅŸtuÄŸu dilin hangi dil olduÄŸu tam olarak bilinmemektedir.

2.3. KUTSAL METİNLERE GÖRE DİLİN FARKLILAŞMASI

Yukarıda da belirtildiÄŸi gibi ilk dilin hangi dil olduÄŸu kesin olarak bilinmemekle birlikte bazı iddialar ileri sürülmüştür. Bir gurup âlimin naklettiÄŸine göre, "Allah Adem'e bütün "isim"leri öğretti" ayetinde sözü geçen "isim" ile, Arapça, Farsça, Rumca, İbranice, Süryanice ve diÄŸer dillerde bütün yaratıkların isimlerinin öğretilmiÅŸ olması murat edilmiÅŸtir. Allah Adem'e bütün dilleri öğretmiÅŸtir ve bütün dillerle ilk konuÅŸan odur. Hatta, yine Kur'an'dan bir ayet olan "insanı yarattı ve ona beyanı (konuÅŸup düşüncelerini açıklamayı) öğretti" ifadesine dayanılarak, Allah'ın Adem'e 700 dil öğrettiÄŸi iddia edilmiÅŸtir. Adem'in çocukları da baÅŸlangıçta bu dillerin tümü ile konuÅŸuyorlardı, ancak Adem ölüp, çocukları, torunları farklı yerlere dağılınca, onların her bir grubu, zamanla bu dillerden birini konuÅŸur oldu. Aradan uzun zaman geçip bütün bu dilleri bilen ilk nesil ölünce, yeni nesiller diÄŸer dilleri bilmez oldular, her grup kendine ait bir dili bilir ve onunla konuÅŸur oldu. Böylece farklı diller ortaya Ã§Ä±ktı.

Bunun yanında, Adem'in önceleri tek bir dil konuÅŸtuÄŸu, daha sonraları diÄŸer dillerin bu ilk dilden türediÄŸi de söylenmiÅŸtir. Ã‚limler, daha çok bu ilk dilin Süryanice, Nabâtice veya İbranice olabileceÄŸini söylemektedirler. Bilhassa bazı müslüman âlimlerin, bunun Arapça olduÄŸunu iddia ettikleri de olmuÅŸtur. Hatta bu konuda pek çok deliller dahi ileri sürmüşlerdir. İbn Abbas'a atfedilen bir görüşe göre, "Allah Adem'e bütün isimleri öğretti" ayetinde sözü geçen isimler, Arapça olarak öğretilmiÅŸtir. Bu yüzden "Arapça, Allah tarafından vaz'edilmiÅŸ bir dildir", yani orijinal deyimiyle "tevkîfî"dir  Ä°bn Kesir'in (v. 774/1372) nakletti ÄŸine göre, Süfyan es-Sevri, Adem'in konuÅŸtuÄŸu dilin Arapça olduÄŸunu; tüm ilâhî kitapların bu dille indiÄŸini, daha sonraları diÄŸer dillere çevrildiÄŸini söylemiÅŸtir.42 Bazı rivayetlerde, Adem'in cennette konuÅŸtuÄŸu dilin Arapça olduÄŸu, yasak meyveden yediÄŸi için ceza olarak kendisinden bu dilin alındığı, onun yerine Süryanice'nin verildiÄŸi, ancak dünya hayatında tevbe edip af dilemesi üzerine, yeniden kendisine Arapça'nın verildiÄŸi belirtilmektedir.43 Bu konuda baÅŸka iddialar da ileri sürülmüştür44 ki, bu tür görüşlerin herhangi bir dayanağının olmadığını söylemek durumundayız.

Kur'an, insanların önceleri bir tek millet olduklarından bahsetmekle birlikte dillerinin bir tek dil olduğunu söylemez. Ancak Kur'an, insanların önceleri bir tek ümmet olduklarından bahsetmektedir: "İnsanlar bir tek ümmet idi..''45 Başka bir ayette ise bu husus şöyle dile getirilmektedir: "İnsanlar aslında tek bir ümmet idiler; sonradan ayrıldılar..."46 Acaba söz konusu dönemde bir tek ümmet olan insanların dilleri de bir miydi? Doğal olan, dillerinin de bir olmasıdır. Dolayısıyla, söz konusu zaman diliminde bir tek ümmet olan insanların, dillerinin de bir olduğu söylenebilir. Nitekim önemli müfessirlerimizden Hamdi Yazır, insanların başlangıçta bir tek toplum ve bir tek millet olduklarından bahisle buna işaret etmektedir (Yazır 1998: II/69). Ancak "ümmet" kelimesi, farklı dilleri konuştuğu halde, aynı inanç etrafında toplanan veya ortak niteliklere sahip olan insalar gurubu anlamına gelmesi hasebiyle, tek ümmet oldukları halde, dillerinin farklı olması da muhtemeldir.

Kur'an, bu konuda bir ÅŸey söylemezken, Tevrat, konuya açıklık getirmekte ve insanların dillerinin bir olduÄŸunu açıkça belirtmektedir: "Ve bütün dünyanın dili bir ve sözü birdi..."41 Tevrat'ta daha sonra âdemoÄŸullarının bir ÅŸehir (Babil) kurmalarından ve orada başı göklere deÄŸecek kadar yüksek bir kule yapmalarından söz edilerek şöyle denmektedir: "Ve âdemoÄŸullarının yapmakta oldukları ÅŸehri ve kuleyi görmek için Rab indi. Ve Rab dedi: İşte bir kavimdirler ve onların hepsinin bir dili var ve yapmaya baÅŸladıkları ÅŸey budur ve ÅŸimdi yapmaya niyet ettiklerinden hiçbir ÅŸey onlara men edilmeyecektir. Gelin inelim ve birbirlerinin dilini anlamasınlar diye, onların dilini orada karıştıralım. Ve Rab onları bütün yeryüzü üzerine oradan dağıttı ve ÅŸehri bina etmeyi bıraktılar. Bundan dolayı onun adına Babil denildi; çünkü Rab, bütün dünyanın dilini orada karıştırdı ve Rab onları bütün yeryüzü üzerine oradan dağıttı." Tevrat'ta yer alan bu ifadelerden, insanların, önceleri dillerinin tek bir dil olduÄŸu, ancak daha sonra Rab Allah tarafından dillerinin karıştırıldığı, böylece farklı dillerin ortaya çıktığı anlaşılmaktadır.

Buna benzer bir rivayet İbn Abbas'a da atfedilmektedir. Buna göre, Nuh'a 80 civarında kişi iman etti. Bunlar, tufanın dinmesinden sonra Musul yakınlarında bir yere indiler ve orada "Seksenlerin köyü" adında bir köy kurdular. Bu köyde yaşayan 80 kişinin bir gün dilleri birbirine karıştı, 80 ayrı dil oldu, hiçbiri diğerini anlamaz oldu. Bu dillerden biri de Arapça idi. Nuh ise hepsini anlıyordu, bu yüzden aralarında tercümanlık yapıyor, aralarındaki konuşmaları açıklayıp beyan ediyordu.

Bu konuda ayrıca şöyle bir rivayet de nakledilmektedir: Nuh'un gemisindekilerin dili Süryanice idi. Ancak gemide bulunan Cürhüm adındaki birinin dili Arapça idi. Gemiden indikten bir süre sonra İrem b. Sam, Cürhüm'ün bazı kızlarıyla evlendi, böylece onların dili Arapça oldu, diğerlerinin dili Süryanice olarak kaldı.

Dillerin bir asıldan mı geldikleri, yoksa ayrı ayrı mı teÅŸekkül etmiÅŸ oldukları konusu tartışmalı olmakla birlikte, dil bilimcilerin çoÄŸu, Tevrat'ta da belirtildiÄŸi gibi dillerin bir asıldan geldiÄŸi fikrindedirler (Üçok 1947: 36-42). Bazı müslüman âlimlerin, dillerin bir dilden türemeyip, bütün dillerin Allah tarafından yaratılıp insanlara verildiÄŸine inandıklarını da belirtelim ki, yukarıda buna temas edildi.

SONUÇ

Yukarıdan itibaren verilen bilgilere bakarak, baÅŸta Kur'an olmak üzere kutsal kitapların, dil konusuna oldukça önem verdiklerini söyleyebiliriz. İlk insan olan Adem'e, dili, yani varlıkların isimlerini bizzat Allah öğretmiÅŸtir. Fakat bu öğretmenin mahiyeti ve keyfiyeti hakkında kesin bir bilgi mevcut deÄŸildir. Bu dilin hangi dil olduÄŸu konusu da net deÄŸildir ve bu husus âlimler arasında ihtilaf konusu olmuÅŸtur. Dillerin farklılaÅŸması ve birbirinden üstünlüğü konusunda muhtelif görüş ve anlayışlar bulunmakla birlikte, bize göre önemli olan, birbirimizi anlayabilmek; dillerin farklılığını, toplumsal tabakalaÅŸma ve kutuplaÅŸmaya deÄŸil, anlaşıp kaynaÅŸmaya vesile yapmaktır. Bu nokta, tarih boyunca her zaman ihtiyaç duyulmuÅŸ bir husus olmakla birlikte, giderek farklılıkların ön plana çıkarıldığı ve bunun da kültürel çatışmaya sebep kılındığı bir dünya haline geldiÄŸimiz bu günlerde, buna daha fazla ihtiyacımız olduÄŸu kanaatindeyiz.

Hidayet AYDAR- Doç. Dr., İstanbul Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi.

İsmail ULUTAÅž- Yrd.    Doç.   Dr.,   Balıkesir   Üniversitesi,   Fen-Edebiyat Fakültesi, 


KAYNAKÇA

AKSAN, Doğan (1998): Her Yönüyle Dil Ana Çizgileriyle Dilbilim, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara.

ATEŞ, Süleyman (1989): Yüce Kur'an'ın Çağdaş Tefsiri, Yeni Ufuklar Neşriyat, İstanbul.

BAYRAKLI, Bayraktar (2001): Yeni Bir Anlayışın Işığında Kur'an Tefsiri, İşaret Yayınları, İstanbul.

BENVENISTE, Emile (1995): Genel Dilbilim Sorunları, (Çev. E. Öztokat), Yapı Kredi Yayınları, İstanbul.

CORBALLIS, Michael C. (2003): İşaretten Konuşmaya Dilin Kökeni ve Gelişimi, (Çev. A. Görey), Kitap Yayınları, İstanbul.

D'ANDRADE, Roy (2002): "Cultural Darwinism and Language" American Anthropologist 104 no:1, March, s. 223-232.

ELLUL, Jacques (1998): Sözün Düşüşü (Çev. H. Arslan), Paradigma Yayınları, İstanbul.

ESÎRUDDÎN EL-EBHERÎ, (1998): Îsâgûcî Mantığa Giriş, (Metin çeviri-inceleme: H.Sarıoğlu), İz Yayıncılık, İstanbul.

GUTİN, Jo Ann C. (1996): "A Brain That Talks", Discover 17, January, s. 82-90.

İncil Müjde (1986) (Çev. Hakkı Demirel) Ankara.

KARAAĞAÇ, Günay (2002): Dil, Tarih ve İnsan, Akçağ Yayınları, Ankara,

KIRAN, Zeynel (1996): Dilbilim Akımları / Saussure'den Günümüze Dilbilim Akımları, Onur Yayınları, Ankara.

Kitab-ı Mukaddes (1981): Kitab-ı Mukaddes Şirketi, İstanbul.

NOWAK, Martin A. (2000-2001): "Homo Grammaticus", Natural History 109 no:10, December / January, s. 36-44.

OTTE, Marcel (2007): "The Origins of Language: Material Sources", Diogenes (International Council for Philosophy and


Humanistic Studies) 54 no:2, s. 49-59 ( Fransızcadan İngilizceye Çeviren: Jean Burrell).

SHANAHAN, Daniel (2000): "Affect and Cognition in Two Theories of the Origin of Language", Papers on Language & Literature 36 no:3, Summer, s. 246-70.

URBAN, Greg (2002): "Metasignaling and Language Origins" , American Anthropologist 104 no:1, March, s. 233-246.

ÜÇOK, Necip (1947): Genel Dilbilim, Ankara Üniversitesi Dil-Tarih Coğrafya Fakültesi Yayınları.

YAZIR, M. Hamdi (1998): Hak Dini Kur'an Dili, Eser NeÅŸriyat,

İstanbul.

ZİMMER, Carl (1995): "Early Signifiers", Discover, 16, May, s. 38­39.


Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

ZİYARETÇİ SAYISI

mod_vvisit_counterBugün166
mod_vvisit_counterDün4696
mod_vvisit_counterBu Ay119249
mod_vvisit_counterToplam1920412

SİTEDE KİMLER VAR

Åžu anda 42 konuk Ã§evrimiçi

ANKETE KATILIR MISINIZ?

Yeni Öğrenenlere Türkçe Öğretiminde En Çok Nerede Zorlanıyorsunuz?





 
windows live messenger
limewire indir