Türkçeyi yeni öğrenenlere yönelik bilgisayar teknolojisini nasıl kullanabiliriz? Y.T.Ö’de (Yabancılara Türkçe Öğretimi) bilgisayar destekli sınav hazırlanması nasıl olmalıdır? Ne tür programlar kullanabiliriz? Bu sınavların yeni öğrenenlere ne gibi faydaları ve zararları vardır? Sahada kullanılan tecrübe edilen bu soruların cevaplarını...
Türkçenin yabancı dil olarak öğretilmesinde genellikle öğretmen merkezli ve dilbilgisi odaklı geleneksel teknikler kullanıldığı için dilin en önemli işlevlerinden biri olan iletişimsel boyut göz ardı edilebilmektedir. Bu yüzden yabancı öğrenciler Türkçeyi öğrenirken, geleneksel metotların kullanımında kendilerini güvende hissetseler...
Dünyada üç bine yakın dilin bulunmasına karşın ikinci dil olarak öğrenilen dillerin sayısı oldukça azdır. Bir dilin başka milletler tarafından öğrenilmesini önemli kılan ölçütlerin başında o dili konuşan ülkenin politik, kültürel, ticari ve ekonomik durumu gelmektedir. Dünyada en çok öğrenilen diller arasına Türkçe girmektedir....
Yabancılara Türkçe öğretiminde yaklaşım, yöntem ve teknik konuları, çok üzerinde durulmayan ve tartışılmayan hususlardır. Oysa bu yeni ve önemli alanda çok hızlı gelişmeler olmakta ve Yabancılara Türkçe öğreten merkezler hızla çoğalmaktadır. Modern iletişim araçlarının da hızla yer almaya başladığı ikinci dil öğretiminde...
Siteden tam faydalanmak için: Kayıt olunuz-Sign Up
Yrd. Doç. Dr. Erol BARIN* tarafından yazıldı.
Yabancılara Türkçe öğretimi, son yıllarda hız kazanmıştır. KaÅŸgarlı Mahmut'tan günümüze bu konuda yazılan kitaplar yabancılara Türkçe öğretimine ışık tutmaktadır. Bu kitaplardaki ilkelerin ortaya konup deÄŸerlendirilmesi gerekmektedir. Selim Gürcü'nün 1892'de yazdığı "EcÂnebilere Mahsus Elifbâ" kitabı da bu konuda önemli bir kilometre taşıdır.
İnsanlar ve toplumlar, uluslar arasında bireysel ve kurumsal; ulusal düzeyde ticaret, ekonomi, siyaset, askerlik, bilim, çalışma, kültür, haberÂleÅŸme alanlarında türlü yoÄŸunlukta ikili, çoklu olmak üzere her türlü iliÅŸÂkinin kurulup yürütülebilmesi için ana dilinden baÅŸka uluslararası ortak dillerin öğrenilmesine de ihtiyaç duyarlar (Demircan 1990: 17). Bir dile uluslararası dil olma özelliÄŸini; o dili kullanan ulusun ekonomi, askerlik, bilim vb. alanlarda üstün olması veya dinin yaygın olması gibi etmenler kazandırır. Türklerin, İslamiyet'i kabul ettikleri dönemde (9 ve 10. yüzÂyıl) Arapçanın uluslararası bir dil olduÄŸu bilinmektedir.
Yabancılara Türkçenin öğretimi için yazılan eserlerden ilki Divanû Lügati 't-Türk'tür. Türk edebiyatının Karahanlılar dönemine ait eserlerinÂden birisidir. KaÅŸgarlı Mahmut'un kaleme aldığı bu eserin, Türkçe öğreÂtiminin ilk eseri olması bakımından ayrı bir yeri ve önemi vardır. Dil öğretimine yönelik çalışmalara bakıldığında Türk kaynakları arasında Divan-û Lügat-it-Türk'ten daha önce Türkçenin öğretimine yönelik yazıÂlan müstakil bir eser olmadığı görülmektedir. Gülensoy bu durumu, "OrÂta Asya Türk-İslam dünyası, KaÅŸgarlı'nın iki dile ve kültüre ait bu eseri ile tanışmış ve Türkçenin yöntemli öğrenimini saÄŸlamıştır. Oysa bu çaÄŸda Türklere, Arap ve Fars dillerini öğretecek dil bilgisi türünden herhangi bir esere rastlanmamaktadır." (2000: 259) ÅŸeklinde ifade etmektedir. KaÅŸgarlı eserini Araplara Türkçe öğretmek maksadıyla yazmıştır. Bu sebeple sözlüğünü tertip ederken de Arap alfabesinin sırasını takip etmiÅŸÂtir. Bu tutum, Arapların sözlükten daha kolay faydalanmasını saÄŸlamıştır.
Günümüzde modern dil öğretimini gerçekleştirmeye yardımcı olan ilkelerin bazılarının, 11. yüzyılda Araplara Türkçe öğretmek amacıyla kaleme alınmış bir eserde uygulanmış olması dikkat çekici ve heyecan vericidir. Birçok konuda çağından ileri olan Kaşgarlı, bu eseriyle birçok bilim alanında günümüze dahi ışık tutmaktadır. " Kaşgarlı Mahmut, Türk dilinin incelikleri konusunda olduğu gibi Türk tarihi ve coğrafyası ile ilgili olarak da çok önemli ve değerli bilgiler vermektedir. "(Akyüz 2001:
70).
Bu alandaki diÄŸer bir eser ise Kitabü' l-İdrak Li-Lisani' l-Etrak (Türklerin Dilini Anlama Kitabı)' tır. Nasirrüddin Ebu Hayan tarafından 1312 yılında Kahire'de yazılmıştır. Eser iki bölümden oluÅŸmaktadır. BunÂlar dil bilgisi ile alfabetik sıraya göre düzenlenmiÅŸ sözlük bölümüdür. Memlukların dili karışık bir dildir. Eserde verilen kelimeler Kıpçakçadır. Bu nedenle Kıpçak sahası eserleri içerisinde ele alınır. Buna raÄŸmen OÄŸuzca ögelere de rastlanmaktadır (Bozkurt 2005: 295-296).
Bir diÄŸer eser de El-Kavaninü' l- Külliye Li-Zabti' l Lügati' t- TürkiÂye (Türk Dilinin Öğrenilmesi İçin Bütün Kurallar)'dir. Mısır'da yazılmış eserin yazarı bilinmemektedir. Eserin 15. yüzyıl baÅŸlarında yazıldığı düÂşünülmektedir. Araplara Türkçe öğretmek amacıyla yazılmış bir dil bilgiÂsi kitabıdır. Yazarın Türk olmamasına raÄŸmen Türkçeyi iyi bildiÄŸi, eserÂden belli olmaktadır. Eserin sözlük bölümü bulunmamaktadır. Eserin tek nüshası İstanbul Åžehit Ali PaÅŸa Kütüphanesi'ndendir. 169 sayfadan oluÂÅŸan yazmada sadece dil bilgisi bölümü bulunmaktadır. Sözlük bölümü yer almaz. Yazar, eserinde yalnız Kıpçakçayı esas alır; Türkmence sözlüklere yer vermez. Bu özelliÄŸi ile diÄŸer Kıpçakça ürünlerden farklılık gösterÂmektedir (Bozkurt 2005: 300, Bayraktar 2002).
Bir başka eser de Kitabü Bulgatü 'l-Müştak -Fi-Lügati 't Türk ve 'l Kıfçak (Türk ve Kıpçak Sözcüklerinin Çeşitlerinin Kitabı)'tır. Celaleddin Ebu Muhammed Abdullah Türkî tarafından yazılan eserin yazılış yılı ve nerede yazıldığı net olarak bilinmemektedir. Eserde Türkçe kelimelerin Arapça karşılığı verilirken bu karşılıkların Suriye Arapçası ile verilmesi dikkat çekmektedir. Bu noktadan hareketle eserin Suriye'de yazıldığını belirten araştırmacılar bulunmaktadır.
Bu alandaki bir baÅŸka eser ise, Et-Tuhfetü' z-Zekiyye Fi' l-Lügati' t-Türkiye (Yeni ve Arı Türkçenin Sözlüğü)'dir. Kıpçakça üzerine yazılmış bir dil bilgisi çalışmasıdır. Eser, Arap alfabesi ile kaleme alınmıştır. KiÂmin tarafından yazıldığı bilinmemektedir. Aynı zamanda nerede ve kaç yılında yazıldığı da net olarak belli deÄŸildir. Mısır'da veya Suriye'de 1425'ten önce yazıldığı tahmin edilmektedir.
Bir diÄŸer önemli eser de Muhakemetü'l Lügateyn'dir. Ali Åžir Nevai nin 15. yüzyılda yazdığı Türkçe sözlüktür. Nevai, bu eserinde Türkçe ile Farsçayı karşılaÅŸtırır. Türkçenin, Farsçadan üstün bir dil olduÂÄŸunu kanıtlamak ister.
Codex Cumanicus ise, Kuman diyalekti ile yazılmış tek eserdir. Eser içerik olarak Latince-Farsça-Kumanca sözlük niteliÄŸindedir. Ku-manlara, Hristiyanlığı benimsetmek amacıyla kaleme alınmıştır. Eserde birtakım dil bilgisi kuralları, İncil den çeviriler, birtakım Katolik ilahileÂrin çevirileri ve bazı atasözlerinden örnekler yer almaktadır. Eser 2500 kelimeyi içermektedir. İkinci kısma "Alman Bölümü" denir. Kıpçakça-Almanca sözlükle baÅŸlar. Bölümde Kıpçakça-Almanca, Kıpçakça-Latince dizinler yer almaktadır. Bunu Kıpçakça dua ve ilahilerle 47 bilmece izler. Alman Bölümü nün özgün yanı, Kıpçakça Hristiyan metinlerin yer almaÂsıdır. Kıpçakça metinler üzerinde Latince çevirileri bulunur. Yer yer KıpÂçakça dil bilgisi kurallarına deÄŸinilir (Bozkurt 2005: 319-321).
14. yüzyılın ilk yarısında yazıldığı tahmin edilen Kitab-ı Mecmû-i Tercüman-ı Türkî ve Acemî ve Mongolî (Türkçe, Farsça ve Moğolcanın Bütün Çevirmenlerinin Kitabı) ise, ilki Arapça-Türkçe, ikincisi Moğolca-Farsça olmak üzere iki bölümden oluşur.
15. yüzyıl baÅŸlarında yazıldığı düşünülen El-Kavaninü' l-Külliye Li-Zabti' l Lügati' t-Türkiye, Mısır da yazılmıştır ve eserin yazarı bilinÂmemektedir. Eser, Araplara Türkçe öğretmek amacıyla yazılmış bir dil bilgisi kitabıdır. Yazarın Türk olmamasına raÄŸmen Türkçeyi iyi bildiÄŸi eserinde geçen "... çünkü ben ne Türk'üm ne de Türk oÄŸullarındanım, onların ülkelerine de gitmedim. Benim bilgim, onlarla çok düşüp kalkÂmam ve birlikte olmam sebebiyle kendilerinden duyduklarıma dayanmakÂtadır. " ifadesinden anlaşılmaktadır (Toparlı 1999: VII).
Türkçeyi yabancılara öğretmek için birçok Türk bilim adamı çeÅŸitli eserler vermiÅŸtir. Bunların yanı sıra yabancılar tarafından oluÅŸturulan eserlere de rastlamaktayız. Bunlardan en önemlisi ise, 1612 yılında H. Megiser tarafından Leipzig de yayımlanan İnstitutionum Lingua Turcicae Libri Quator adlı eserdir. Osmanlı Devleti zamanında da yabancılara Türkçe okuma-yazma öğretimi çalışmalarına rastlamaktayız. Bu çalışmaÂlar da günümüzdeki yabancılara Türkçe öğretimine ışık tutmaktadır.
Ecnebilere Mahsus Elifbâ-yı Osmanî
Selim Gürcü, ilkokuma ve yazmaya baÅŸlayan yabancılar için hazırÂladığı (Ecnebilere Mahsus) Elifbâ-yı Osmanî adlı alfabe kitabı ile ve bu kitabın giriÅŸ kısmı dâhil, 49 u Osmanlı Türkçesi 15 i Arapça olmak üzere toplam 64 ünite veya ders etkinliÄŸi diyebileceÄŸimiz çeÅŸitli çalışmaların yer aldığı 38 sayfalık eserle yabancılara Türkçe öğretmeyi (ilkokuma-yazma öğretimini) hedeflemiÅŸtir. Selim Gürcü, kitaba "İfade-i Mahsusa"; baÅŸlığı altında 'giriÅŸ' kısmıyla baÅŸlar. Burada, eseri yayımlama amacı olan yabancılara okuma-yazma öğretme ve katkıda bulunabilme arzusunu dile getirir.
Beyazıt Devlet Kütüphanesinde 7214 numarayla kayıtlı olan kitap, iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Osmanlı Türkçesinin genel özellikleri öğretilmeye çalışılmıştır. İkinci bölümde ise Osmanlı Türkçe-sinde Arapça kurallara dayalı ibare ve tamlamaların çokluğundan olsa gerek Arapçanın genel özellikleri ile Osmanlı Türkçesinde kullanılan ibarelerin dil bilgisi kurallarının izahına yer verilmiştir.
Kitabı, kullanılan öğretim yöntemleri ve öğretimde dikkate alınan öğretim ilkeleri açısından değerlendirmek mümkündür.
1. Eserde Kullanılan Öğretim Yöntemleri
Yazar, ilkokuma-yazma ile ilgili olan 2 ila 5. sayfalarda harf öğreÂtimine dayalı, matbu harflerle yaptığı çalışmaların topluca örneÄŸini rika hattıyla da çalışmanın sonunda vermiÅŸtir. El yazısı ile yazıldığında bazı harflerin noktalarının konulup bazılarının konulmadığını, bunun da imla ile ilgili olduÄŸunu vurgulamayı ihmal etmemiÅŸtir. Harflerin akılda kalmaÂsını saÄŸlamak için onları noktasız, noktalı, iki noktalı ve üç noktalı olmak üzere dört kısma ayırmıştır. Yazar, harflerin hem ses hem de grafik ÅŸekilÂlerinden faydalanmak suretiyle onların iki kez kodlanarak (dual koding) hafızaya yerleÅŸmesini saÄŸlamaya çalışmıştır.
OSMANLI ALFABESİ1
|
Fransızca Karşılığı |
Telâffuzu |
Harfler(Osmanlıca) |
|
a,e |
elif |
elif |
|
b |
be |
be |
|
p |
pe |
|
|
t |
te |
te |
|
c |
ce |
ce |
|
dj |
djime |
je |
|
tch |
tchime |
cim |
|
ha |
ha |
ha |
|
khi |
khi |
hı |
|
d |
dal |
dal |
|
z |
zal |
zel |
|
r |
re |
re |
|
z |
ze |
ze |
|
j |
|
j |
|
s |
sine |
sin |
|
ch |
chine |
şın |
|
ss |
satte |
sad |
|
dd,zz |
datte, zatte |
dad |
|
tti |
tti |
tı |
|
zz |
zzi |
zı |
|
aa |
aine |
ayn |
|
ga |
gaine |
gayn |
|
f |
fe |
fe |
|
k |
kaf |
kaf |
|
k |
gief |
kef |
|
n |
nef |
nazal ne |
|
l |
lame |
lam |
|
m |
mime |
mim |
|
n |
noune |
nun |
|
v |
vave |
vav |
|
h aspire |
he |
he |
|
y |
|
|
Yazarın, kitabında ilkokuma ve yazma öğretiminde harf yöntemini esas aldığı anlaşılmaktadır:
S ırasıyla Osmanlı Türkçesi alfabesinin üstün, esre ve ötreli okuÂnuÅŸlarına yer verilmiÅŸtir. (s. 6-7).
bkz. (Gürcü 1308: 3-4)
Cezm işaretinin öğretimine dair alıştırmalar yaptırılmıştır. Örnek: ab, ip, öt, et, uç, ic, iç, ah, ıh, od.
Â
Â
Üstün, esre, ötre ve cezm iÅŸaretlerinin dördünün aynı harflerin üzeÂrinde bulunup bu harflerin deÄŸiÅŸik okunuÅŸlarını içeren alıştırmalara yer verilmiÅŸtir.
Örnek: ib, eb, öb; ip, ep, öp; it, et, öt; is, es, ös; ic, ec, öc; iç, eç,
öç (s. 8-9).
Osmanlı Türkçesi harflerinin kelime içindeyken (baÅŸta, ortada ve sonda) yani birbirleriyle birleÅŸme hâlinde aldığı ÅŸekiller üzerinde durulÂmuÅŸtur.
Harflerin birleÅŸmesinden oluÅŸan harekesiz hece ve kelimeler oluÅŸÂturulmuÅŸtur.
Örnek: şeb, lem, saf, mel, yek, yec, heb, bir, kalem, sepete, semte.
Kendinden sonra gelen harfle birleşmeyen "elif, dal, zel, re, ze, je, vav" harfleri ile hem kendinden önce hem sonra gelen harflerle birleşen diğer harfler tanıtılmıştır.
Ünlü okunabilen veya ünlü görevinde kullanılan "elif, vav, he, ye" harfleri ile ünlüler tanıtılmıştır.
Örnek: Ana, a
Bu, u O, o Öl, ö
Hâmi, i
Hâne, e (s.10-11).
Med (uzatma) işaretinin öğretilmesi. Örnek: av, ak, al, at, az, as.
Kef, lam, elif harflerinin bulunduÄŸu veya bir araya getirilerek oluÅŸÂturulan birimler. Örnek: ken, gül, kâ, del, dir, âb, nâr, bir, zâr, yok, pek, ÅŸeb, her, yol, sâl ... (s. 12-13).
Harf yöntemini kısaca şu şekilde tarif etmek mümkündür.
TÜBAR-XXVII-/2010-Bahar/Ecnebilere Mahsus Elifba Kitabı... 1.1. Harf Yöntemi
Harf yöntemi, alfabedeki harflerin sırasıyla okunuÅŸları ve yazılışlaÂrını öğretme esasına dayanır. Alfabe yöntemi de denilen bu yönteme elifÂba kitaplarının çoÄŸunda rastlanmaktadır. Harf yöntemi esasına göre kaleÂme alınan eserlerin aynı zamanda ortak özellikleri harflerin birleÅŸme biÂçimlerini hareke-i resmiye (üstün, esre, ötre, cezm) ile öğretmeleridir. Bu eserlerin içinde yer yer hareke-i harfiye ile harfleri öğreten eserler mevÂcuttur. Kendisinden sonra gelen harflerle birleÅŸmeyen harflerle (huruf-ı munfasıla) alfabe öğretime baÅŸlayan eserlerde öncelik hareke-i harfiyeye verilmektedir. (Åžahbaz 2005: 100).
Kitapta, öncelikle harflerle ilgili birtakım etkinliklere yer verilmiÅŸ ve hedef kitlenin harflere ve kelimelere alışkanlık kazanması saÄŸlanmışÂtır.
Örnek:
Noktası olmayan harfler:
elif, ha, dal, re, sin, sad, tı, ayn, kef, lam, mim, vav, he, ye.
Noktası olan harfler:
be, cim, hı, zel, ze, dad, zı, gayn, fe, nun.
İki noktası olan harfler:
te, kaf.
Üç noktası olan harfler:
pe, se, çe, je, şin
S ırasıyla Türkçe rika harflerin yazılışı. te, şin, dad, kaf, nun
Daha sonra matbu harfler karışık verilerek seslendirme çalışması yapılmıştır.
Ütsün veya fetha;
Esre veya kesre;
Ötre veya zamme;
İmlâsının öğretimi için le, te, ne, se; di, fi ri, mi; su, tu, yu, hû alıştırmalarına yer verilmiştir.
Ayrıca, yazılışları aynı, seslendiriliÅŸleri ve anlamları farklı olan keÂlimeler üzerinde durulmuÅŸtur.
Örnek: el, bâl, gül, gel, çok, top, tâş, öte, evet, gök, kök, kum. (s.
13-15).
Ünlü harflerin öğretiminden sonra, öğrenciye dilin fonetik özellikÂlerinin metinler yoluyla kazandırılmaya çalışıldığı bölümlerde ise (s. 14Â38) yabancı dil öğretiminde kullanılan öğretim yöntemlerinden "Dil BilÂgisi Çeviri Yöntemi"ne yer verildiÄŸi anlaşılmaktadır.
Örnek: "Nuri iyi bir çocuktur. " diye baÅŸlayan paragrafın hemen alÂtında "Nouri est un bon enfant."(s. 16-17) diye Fransızca karşılığı yer almaktadır. Bu bölümlerde Türkçe ile yapılan ders etkinliklerinin karşılığı olan Fransızcalarının konulması, yazarın yabancılara Türkçe öğretirken "dil bilgisi çeviri yöntemi"ni kullandığını göstermektedir.
Örnek: "mektep-ecole, hâne-masion, saksı-vase, tırnak-ongle, par-mak-doigt, kulak-orielle, ağız-bouch, defter-cahier, kağıt-papier, şakird-eleve, cedvel-regle, dershane-classe, kahve-cafe . (s. 14-15).
Bu bölümde "dil bilgisi çeviri yöntemi"ni kısaca tarif etmekte yaÂrar vardır:
1.2. Dil Bilgisi-Çeviri Yöntemi
Rönesans devrinin ünlü eÄŸitimcilerinden Jan Comenius yabancı dil öğretimini yeni ilkelere dayandırmış ve dilin kurallarını öğretme yerine, taklide (imitation), tekrara (repetition) ve hem okuma hem de yazmaÂda pek çok uygulamanın yapılmasına önem vermiÅŸtir. Comenius, Linguarun Methodus Novissima adlı eserinde dil bilgisini tümevarım yöntemiyle öğretmeyi amaçlamış, 1658 de yayımladığı Orbis Pictus adlı eseriyle de ilk kez resimli dil öğretimini ortaya atmıştır.
Aynı yüzyılda yaşayan düşünürlerden John Locke, 1693 yılında yayınladığı Some Thoughts Concerning Education (Eğitimle İlgili Bazı Düşünceler) adlı eserinde dilin kurallardan değil, insanların kullanımlarından oluştuğunu, dil öğrenmenin alışkanlığa ve ezberleme yöntemine dayandığını belirtmiştir.
17. yüzyılın sonlarına doğru okullarda uygulanan dil yöntemi, amaç dilden ana dile çeviri yöntemi olmuştur. Böylece geleneksel yöntem olarak bilinen
18. dil bilgisi-çeviri yöntemi, 19. yüzyıla kadar yabancı dil öğreÂtiminde okullarda kullanılmıştır. Bu yöntemi, Karl Plötz (1819-1881) geliÅŸtirmiÅŸ ve 20. yüzyılın
19. baÅŸlarına kadar Plötz'ün teknikleri geçerli olmuÅŸtur (Mackey 1965; Akt: Demirel 2004). Bu yöntem, belirli bir öğrenme kuramına göre geliÅŸtirilmemiÅŸtir. Daha çok akla dayalı çözümlemeler, kural öğÂrenme ve karşılaÅŸtırmalı çalışmalara yer verir. Bu yöntemde konuÅŸma becerisinin geliÅŸtirilmesine önem verilmez.
Bu kitapta da diÄŸer elifba kitaplarında olduÄŸu gibi kelime öğretiÂminden cümle öğretimine oradan da metin iÅŸlemeye geçilmiÅŸtir. Bu husuÂsu daha açık bir ÅŸekilde ortaya koymak için Selim Gürcü nün dersleri iÅŸlemede dikkate aldığı eÄŸitim ilkelerini tespit etmek amacıyla yapılan öğretme etkinliklerinin iÅŸlendiÄŸi dersleri örnekleriyle birlikte ortaya koyÂmakta yarar vardır.
2. Eserde Dikkat Edilen Öğretim İlkeleri
Yazarın, kitabında şu eğitim-öğretim ilkelerinden yararlandığını söylemek mümkündür.
2.1. Yakından Uzağa İlkesi
ÇocuÄŸun ilgisi yakından uzaÄŸa doÄŸrudur. Bu sebeple, çocuklara öğretilecek her konuda "yakından uzaÄŸa" doÄŸru gidilmektedir. Bu ÅŸekilde yapılacak bir öğretimin daha saÄŸlam ve etkili olacağına inanılır. Bunun için çocuÄŸa öğretilecek ÅŸeylerde, önce onun içinde bulunduÄŸu en yakın çevreden (aile ve okuldan) baÅŸlayarak zamanla insanlık iliÅŸkilerine kadar yükselinir (BinbaşıoÄŸlu 1994: 23). Bu ilke, elifba kitabının geneline hâÂkimdir.
Örnek: İlk derslerde "Benim defterim temizdir. Ahmet İstanbul 'a gitti. " (s.16) gibi ifadeler öğretilirken daha sonra "Bu gün hava güzeldir mektebe gitmek canım istemiyor. " (s.19) gibi ifadelerle devam eden dersÂler "At insana pek faideli bir hayvandır. " (s.23), "Üzerinde yaÅŸadığımız yer gülle gibi müdevverdir. Arz gayet cisim olup etrafı on bin mildir." (s.36) gibi cümlelerle baÅŸlayan konularla devam etmektedir.
2.2. Ayanîlik (Açıklık, Beş Duyuya Hitap) İlkesi
Bu ilke duyu organlarının eÄŸitimdeki yeriyle ilgilidir. Dersin iÅŸÂlenmesi sırasında ne kadar çok duyu organının katılımı saÄŸlanırsa öğrenÂme o ölçüde kolay, unutma da o ölçüde zorlaşır. Konunun görülerek, gözlem ve deneylerle incelenmesi, duyumların etkinliÄŸi ile yaÅŸanmış bilgilerle öğrenilmesidir. Bu tür çalışmalarda öğrencinin duyu organlarıyÂla birlikte duyguları da iÅŸe katılacağından, öğrendikleri tam, saÄŸlam ve doÄŸru olur. Bu bilgiler kalıcı ve uzun ömürlü olacağı gibi, uygulaması da kolay bilgilerdir. (Küçükahmet 1999: 45).
EÄŸitimde kullanılan ayanîlik terimi, daha çok nesnenin kendisiyle ilgili, nesnelere hitap edilirlik olarak anlamlandırılır. Bu ilke, öğrenen kimsenin, nesne ya da varlığın kendisi ile temasa gelmesini gerektirir. Bu açıdan somuttan soyuta ilkesine yakındır (BinbaşıoÄŸlu 1994: 23). Alfabe kitabının geneline bu anlayış hâkimdir. Özellikle alfabeden baÅŸlayarak bütün metinlerin hem Türkçe hem de Fransızca örneÄŸinin birlikte verilÂmesi bunu göstermektedir.
2.3. Bilinenden Bilinmeyene (Transferi SaÄŸlama, Aktarma) İlÂkesi
Öğretim faaliyetlerinde amaca ulaÅŸmak için bilinen gerçekleri baÅŸÂlangıç olarak ele almak, bilinmeyene doÄŸru ilerlemek ve bilinmeyeni bulmaya çalışmak gerekir. Yeni konuya baÅŸlamadan önce eski bilgiler hatırlanmalı ve onlardan yararlanmalıdır. Bu hatırlama yoluyla yeni öğreÂnilecekler çaÄŸrışım yoluyla daha kolay öğrenilir (Küçükahmet 1999: 44). Çocuk, yeni ÅŸeyleri eskileri ile iliÅŸki kurarak, birbiri ile baÄŸlayarak öğreÂnir. Bu sebeple, öğreteceÄŸimiz ÅŸeyleri bilinenlerden bilinmeyenlere (öğreÂteceÄŸimiz ÅŸeylere) doÄŸru düzenli bir sıra izleyerek, bir merdivenin basaÂmaklarını çıkar gibi, basamak basamak öğreteceÄŸiz (BinbaşıoÄŸlu 1994:
23).
Bu ilke, yakından uzaÄŸa ilkesiyle baÄŸdaşır. Yakından uzaÄŸa ilkeÂsinde verdiÄŸimiz örneklerden de anlaşılacağı gibi öncelikle çocuÄŸun çevÂresinden hareket edilip okulla ilgili metinlere yer verilmesi daha sonra okulun dışına çıkıp diÄŸer canlılarla iliÅŸki kurdurulmaya çalışılması bu yüzdendir.
Ayrıca, Osmanlı Türkçesinin öğretilmesinden sonra Arapça ve onun Osmanlıca Türkçesinde olan kurallarının işlenmesi de bu ilkeye uyulduğunu göstermektedir.
Arapça harfler verilmiştir:
Elif, be, te, se, cim, ha, hı, dal, zel, re, ze, sin, şin, sad, dad, tı, zı, ayn, gayn, fe, kaf, kef, lam, mim, nun, vav, he, ye.
Kamerî ve şemsî harfler verilmiştir:
Kamerî harfler: elif, be, cim, ha, hı, ayn, gayn, fe, kaf, kef, lam, mim, nun, vav, he, ye.
Şemsî harfler: te, se, dal, zel, re, ze, sin, şin, sad, dad, tı, zı, nun.
Åž edde iÅŸaretinin öğretimine yer verilmiÅŸtir. Örneklerdeki kelimeleÂrin Fransızca karşılıkları da verilmiÅŸtir. Örnek: millet, himmet, ÅŸiddet, kıllet, hisse, hatt, hürriyet, cennet.
Hemze iÅŸaretinin öğretimine yer verilmiÅŸtir. Örnek: memur, meseÂle, sual, kâim, mesul, kâil, hâin, müellif, mezûn.
Harf-i tarif "el" takısının öğretimine yer verilmiştir. Örnek: el-kalem, el-mektep, el-merâm, el-ilm, el-âlim, el-mektup, el-isim, el-meclis, el-kalb, el-kamer (s. 30-31).
Harf-i tarif "el" takısının kamerî harflerle öğretimine yer verilmiÅŸÂtir. Örnek: el-ibre, el-beyt, el-Cuma, el-hacer, el-hatt, el-asr, el-garb, el-fecr, el-kutub, el-kâtip, el-lu'ba, el-medrese, el-vâli, el-hediye.
Harf-i tarif "el" takısının şemsî harflerle öğretimine yer verilmiştir. Örnek: et-tuffâh, es-sâni, ed-devlete, ez-zeheb, er-riz, ez-zemân, es-sebt, eş-şems, es-safer, ad-darb, et-tarîk, ez-zuhr (s. 32).
Â
Â
Â
Â
Uzun okunan veya elif okunan ye harfinin bulunduğu kelimelerin öğretimine yer verilmiştir.
Örnek: davâ, fetvâ, şurâ, taalâ, Musa, mevlâ .
"'ale, ila" harf-i şemsiye tamlamalarının öğretimine yer verilmiştir.
Örnek: alessabah, alesseviye, aleddevam, alettafsil, ilessemâ, ilazzemân, alettakdir, alettahkik.
"'ale, ila" harf-i kameriye tamlamalarının öğretimine yer verilmiÅŸÂtir.
Örnek: alelumûm, alelgafle, alelinfirâd, ilelahir, ilelahad (s. 34-35).
hı vav elif harflerinden oluÅŸan hâ olarak okunan kelimelerin imlâÂsına yer verilmiÅŸtir. Örnek: hâhiÅŸ, hâher, hâh, hânende, hâb.
Kelimenin sonunda "elif" bulunan ama "ye" okunan imlâ özelliÄŸiÂne deÄŸinilmiÅŸtir. Örnek: havî (s. 36-37).
2.4. Kolaydan Zora, Basitten Karmaşığa İlkesi
Eğitimde çocuğun durumunu göz önüne almak gerekir. Zihin, önce kolay öğrenebileceği bilgileri alır. Kolay edinebileceği bilgilerin üzerine zor olanları inşa eder.
"Çocuk olgunlaÅŸtıkça, bildiklerine gördüklerini ve gördüklerine bildiklerini ekleme iÅŸinde gittikçe daha becerikli, daha yetenekli hâle gelmektedir. KarşılaÅŸtıklarından çıkardığı anlamlar zamanla zenginleÅŸÂmekte ve geçmiÅŸ yaÅŸantısının bunda rol oynadığı görülmektedir. " (Jersild 1987: 506-507).
EÄŸitim ve öğretim bir süreçtir. Bu süreçte öğretilecekler basitten karmaÂşığa doÄŸru olmalıdır. Önce öğrencinin anlayabileceÄŸi basit bilgiler verilÂdikten sonra karmaşık bilgiler verilmelidir. Bu, eÄŸitimin genel kuralıdır. Alfabe kitabının genelinde bu ilkenin hâkim olduÄŸunu söylemek mümÂkündür.
Metinler hazırlanırken ilk önce öğrencilerin rahatlıkla çözümleye-bileceği, kısa cümleler verilmelidir. Öğrencilerin seviyeleri geliştikçe
daha karmaşık ve uzun cümlelere yer vermek yerinde olur. Alfabe kitabıÂnın genelinde bu ilkenin hâkim olduÄŸunu söylemek mümkündür. Kitabın metinlerden oluÅŸan hikâyeler bölümündeki sıralama bunu açıkça ortaya koymaktadır. Örnekler:
Hikâyeler Kısmı
Rıza terbiyeli bir çocuk olduÄŸu için hocamız onu çok seviyor. YaÂlan söylemek ayıptır. İyi olmak güzel olmaktan âlâdır. MemiÅŸ güzeldir lâÂkin terbiyesiz olduÄŸu için onu kimse sevmez. Âdil güzel deÄŸildir, fakat usÂlu ve terbiyelidir. EÄŸer iyi çalışır isem pederim bana bir saat vereceÄŸini vaat etti. Lâkin ben saat için çalışacak deÄŸilim ancak öğrenmek için çalıÂÅŸacağım. Çalışkan adam asla aç kalmaz. Tenbel olma çalış. (s. 18-19).
Haftanın Yedi Günleri
Aziz çocuklarım yarın Cuma günüdür. Bütün günü ebeveyninizin yanında geçirip istirahat edeceksiniz. Sakın yaramazlık etmeyesiniz. CuÂmartesi günü yeniden buraya gelip çalışmaya baÅŸlayacaksınız. CumarteÂsinden sonra Pazar sonra Pazartesi sonra Salı sonra ÇarÅŸamba sonra PerÅŸembe ki o da haftanın son günüdür. İşte hafta yedi günden ibarettir: Cuma, Cumartesi, Pazar, Pazartesi, Salı, ÇarÅŸamba, PerÅŸembe. (s.20).
Celâl
Arif'in oğlu Celâl 'i gördüm bir parası yokmuş yalnız etmeği var çorabı yokdur biçâre çıplak ayak geziyor.
Vâh ne kadar acıdım.
Ona sokakta rastladığım vakit çok merak ettim. Bir çift çorap alsın diye beş kuruş verdim.
Âferin oÄŸlum bu fakirin hakkında ettiÄŸin iyilikten pek memnun olÂdum. (s.21).
Hayvânât
Atın kaç ayağı var? Atın dört ayağı vardır.
Öküz, köpek, kedi, keçi ve koyunun dahi dört ayağı vardır. Dört ayaklı olan hayvanlara (çâr-pâ) derler. Tavukların kaç ayağı var? Tavukların iki ayağı var.
Ördek, güvercin, serçe ve horozun ve hasılı bütün kuşların iki ayağı vardır.
İki ayaklı hayvanlara (du-pâ) derler. Balıkların kaç ayağı vardır?
Balıkların ayağı yoktur, balıklar yürümezler kuÅŸlar havada uçtukÂları gibi balıklar da suda yüzerler. (s.21-22).
BaÄŸ
Bir gün bir kız bağını budamakta olan bir bağçıvana " Vâh biçare bağ ağlıyor bakın ne kadar incitiyorsunuz hain budayınca bıçağınızla cerh ediyorsunuz. " dedi. Bağçıvan da cevap olarak: " Kasavet çekmeyin kızım bu gün bağ ağlıyorsa mukabilinde gayet güzel ve külliyeli meyveler verecektir. " dedi. (s.24).
At ile Merkep
Köylünün biri at ve merkeple ÅŸehre gider iken merkep gayet yüklü olduÄŸu halde at hiçbir ÅŸey taşımıyor idi. Merkep ata hitaben dedi ki " ArÂkadaşım rica ederim ölmemi arzu etmez isen yükümün bir kısmını al." At da cevap olarak : " Yoluna devam et de beni usandırma." dedi.
Bunun üzerine merkep sükût edip yoluna devam etti lâkin yorgunÂluÄŸundan yere düşüp vefat etti.
Derhal sahibi merkebin yükünü atın üzerine tahmil ettikten sonra leşini dahi yükletmiştir. (s.24-25).
Merhametli Birader
Fakir delikanlının biri gayet hasta idi. Peder ve validesi pek mahÂzun idiler.
Sekiz yaşında bulunan küçük biraderi ebeveyni bu kadar mukadder olduklarını görünce ağlamaya başladı.
Sonra odanın bir köşesine giderek: "Allah 'ım biraderime merhaÂmet edip sıhhat iade bulununuz. Öldürecek iseniz evvel beni öldürünüz ziÂra biraderim büyük ve kuvvetlidir peder ve validesini besleyecek. Lâkin ben zayıf ve küçüğüm onlara da hiçbir ÅŸey yapamam." diye Cenab-ı Hakk' a dua etmekteydi.
Peder ve validesi çocuÄŸun bu sözlerini iÅŸitince daha ziyade aÄŸlaÂmaya baÅŸladılar.
Lâkin iki gün geçer geçmez ebeveyni ziyadesiyle mesrur olmuşlar zira Cenab-ı Hakk çocuğun büyük biraderi hakkında etmiş olduğu duayı kabul etmiştir. (s.26).
Yukarıdaki örneklere dikkat edildiÄŸinde kolay ve kısa cümlelerden oluÅŸan ve çocuÄŸun yakın çevresiyle ilgili metinlerin yer aldığı görülecekÂtir. Metinlerin sonlara doÄŸru kelime ve cümle uzunluÄŸu açısından zorlaÅŸÂtığı ortadadır.
2.5. Dil İle Birlikte Kültürün Verilmesi İlkesi
İletiÅŸimde yer alan her kelimenin ardında bir kabuller dünyası yer almaktadır. "İnsan, içinde yaÅŸadığı toplumla karşılıklı etkilenmeye dayalı baÄŸlar kurar. Bu baÄŸlar maddî ve manevi tercihlerdir ki, hepsi birden müşterek kabuller olarak karşımıza çıkar. "(Tural 1991: 44). Bu kabuller, kelimenin ait olduÄŸu toplumun kültürünün bir parçasıdır. Özellikle deÂyimler ve atasözleri çok iyi öğretilmelidir. Çünkü günlük kullanımda deyimlere ve güzel sözlere çok fazla yer vermekteyiz. Yabancı biri, Türkçedeki deyimleri iyi kullandığında insanlarla çok daha rahat iletiÅŸim kurabilmektedir. Burada önemli olan, kelimelerin hangi metinlerde ne ÅŸekilde kullanılacağıdır. YaÅŸantılardan kopuk olarak dil öğretilmeye kalÂkılırsa o zaman ne dil ne de kültür tam olarak öğretilebilir. Yabancılara öncelikle insanlığın genel deÄŸerleri, ortak yönleri üzerinde Türkçe öğretÂmeye baÅŸlamak gerekir. Bu kitapta da Türk milletinin sosyal yaÅŸantısında sıkça kullandığı sözlere yer verilerek dille birlikte kültür de öğretilmeye çalışılmıştır:
1- Hikmetin ibtidası Allah korkusudur.
2- Sen sana yardım et ki Allah da yardımcı olsun.
3- Bu gün görebileceğin işi yarına bırakma.
4- Tenbellik ile işsizlik fakr u zaruret kapısının anahtarıdır.
5- Başlanmış iş yarı olmuş gibidir.
6- Bahçeyi sulamak için yağmuru bekleme.
7- İyilik eden daima mesuttur.
8- Parmağınla kimseyi gösterme.
9- Az bilen adam çok söyler, çok bilen adam az söyler.
10- Biçârgândan hiçbir vakitte zevklenmemelidir.
11- Hainlerin asla dostları olmaz.
12- Sabır, cennetin anahtarıdır. (s. 24-25). Sonuç
Günümüzde Yabancılara Türkçe öğretimi her geçen gün daha büÂyük önem kazanmaktadır. GeçmiÅŸten günümüze bu konuyla ilgili yapılan çalışmaların gün ışığına çıkarılması ve eserlerdeki ortak noktaların belirÂlenmesi yapılacak yeni çalışmalara da ışık tutacaktır. Yukarıdaki örnek metinlerde de görüldüğü gibi 1308 (1892) de Fransızca konuÅŸanlara Türkçe öğretmek amacıyla yazılan bu kitapta, sosyal yaÅŸam alanlarının metinler aracılığıyla kavratılmasına önem verilmiÅŸtir. Bu kitap Alyans
Mekteplerinde okuyan öğrencilere yönelik olarak hazırlandığı için ve özellikle ilkokuma yazma amaçlandığından, doÄŸal olarak okul hayatına ve öğrencilere gerekli olan bilgilere yer verilmiÅŸtir. Ayrıca, çocukların yaşı dikkate alınarak hayvanlar ve insanların onlarla iliÅŸkileri gibi konular da söz konusu edilmiÅŸtir. " Bu gün görebileceÄŸin iÅŸi yarına bırakma.", " Az bilen adam çok söyler, çok bilen adam az söyler. " gibi atalarımızın söylediÄŸi güzel sözlere yer verilerek kiÅŸi ve toplum yaÅŸamındaki önemli hususlara da deÄŸinilmiÅŸtir. Bu da bizi yabancılara Türkçe öğretiminde dil ile birlikte kültürün de verilmesi gerektiÄŸi ilkesine ulaÅŸtırmaktadır. Dil öğretiminde hedef kitleye görelik ilkesinden hareketle hazırlanan bu kitap gibi aynı dönemde Yunan ve Almanlara Türkçe öğretmeye yönelik baÅŸka elifba kitapları da mevcuttur. KaÅŸgarlı Mahmut da Divanu Lûgati' t Türk adlı eserini Araplara Türkçe öğretmek için yazmış ve eserini yazarken Arapçanın ses özelliklerini göz önünde tutmuÅŸtur. Günümüzde de hem deÄŸiÅŸik milletlerden kiÅŸilerin bir araya geldiÄŸi ortamlara yönelik hem de özel olarak belirli milletlere hitap eden, "Yabancılar İçin Türkçe ÖğretiÂmi" kitapları hazırlanmalıdır. Bunlar yapılırken öncelikle Türk kültürüÂnün doÄŸru bir biçimde aktarıldığı metinlere yer verilmelidir, çünkü her dil kendi mantığı içinde öğretilir.
Yrd.Doç.Dr - Erol Barın
Gazi Üni. Gazi Eğt. Fak. Türkçe Eğt. Böl.
KAYNAKÇA
AKYÜZ, Hüseyin (2001), Türk Eğitimcileri I, MEB Yayınları, İstanbul.
BAYRAKTAR, Nesrin (2002), "Yabancılara Türkçe Öğretiminin Tarihsel GeliÂÅŸimi", I. Uluslararası Çanakkale-Truva Dil EÄŸitimi ve Okul GeliÅŸimi Sempozyumu 22-25 Haziran 2002.
BİNBAŞIOĞLU, Cavit (1981), Özel Öğretim Yöntemleri, Binbaşıoğlu Yayınevi, Ankara.
BOZKURT, Fuat (2005), Türklerin Dili, Kapı Yayınları, İstanbul.
DEMİRCAN, Ömer (1990), Yabancı-Dil Öğretim Yöntemleri, Ekin Eğitim-Yayıncılık ve Dağıtım, İstanbul.
DEMİREL, Özcan (2004), Yabancı Dil Öğretimi, Pegem A Yayıncılık, Ankara.
GÜLENSOY, Tuncer (2000), Türkçe El Kitabı, Akçağ Yayınları, Ankara.
GÜRCÜ, Selim (1308) Elifbâ-yı Osmânî (Ecnebîlere Mahsus), Kasbâr Matbaası, Bâb-ı Âli Caddesinde Numara: 25, İstanbul.
JERSILD, Arthur T. (1987), Çocuk Psikolojisi, (çev: Gülseren Günçe), S YayınÂları, Ankara.
KÜÇÜKAHMET, Leyla (1999), Öğretimde Planlama ve Değerlendirme, 10.Baskı, Alkım Yayınları, Ankara.
ŞAHBAZ, N.Kemal, (2005), Tanzimat'tan Cumhuriyet'in İlk Yıllarına Kadar (1839-1928) Türkiye 'de İlkokuma Ve Yazma Öğretimi, (Gazi Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü Yayımlanmamış Doktora Tezi), Ankara.
TOPARLI, Recep vd. (1999), El-Kavaninü' l-Külliye Li- Zabti' l-Lügati't-Türkiye, TDK Yayınları, Ankara.
TURAL, Sadık (1991), Zamanın Elinden Tutmak, Ecdâd Yayınları, Ankara.
![]() | Bugün | 416 |
![]() | Dün | 4696 |
![]() | Bu Ay | 119499 |
![]() | Toplam | 1920662 |