Etiketler

Türkçenin Yabancı Dil Olarak Öğretiminde Kullanılabilecek Fiziksel-Duygusal- Kültürel Yöntem: Kuramsal Bir Çalışma

Dünyada yöntem sonrası tartışmalar olmasına rağmen Türkiye'de yabancı dillerin öğretilmesine çeşitli yöntemlerin çerçevesinde ve geleneksel anlayışla devam edildiği görülmektedir. Alanyazında çok sık rastlanılan ve çalışılan yöntemler olmasına rağmen farkında olunmayan yöntemler de bulunmaktadır. Bu yöntemlerden birisi de fiziksel-duygusal-kültürel yöntemdir. Bu çalışmanın amacı, yabancı dil olarak Türkçe öğretiminde yararlanılabilecek bir yöntem olarak düşünülen fiziksel-duygusal-kültürel yöntem hakkında kuramsal bilgi sunmaktır. Bu çalışmanın hedef kitlesini, uygulayıcılar (öğretmenler) ve araştırmacılar (akademisyenler) oluşturmaktadır. Araştırmacıların bu yöntem hakkında uygulamalı çalışmalar yapması ve uygulayıcıların Türkçe derslerinde bu yöntemden faydalanması, çalışmanın alana katkısı olarak düşünülmektedir.

Dünyada yabancı dil öğretiminde güncel gelişmeler yaşanmaktadır. Yabancı dil öğretimi denince akla gelebilecek hususlardan birisi olan yöntem konusunda çeşitli tartışmalar yaşanmaktadır. Örnek olarak Songün'ün (2001) yöntemlerin gücünü tartışmaya açtığı yazısı gösterilebilir.Postmodernalgı, yabancı dil öğretiminde çeşitli sınırlar koyan yöntemler konusunda da esnekliği ileri sürerek ezberi bozmuştur. Yöntemler dönemini, yöntem sonrası bir dönemin izlediği görülmektedir (Hamamcı, 2013). Kumaravadivelu (2003), yöntem sonrası dönemin yöntemlerin cevap veremediği ve eksik bıraktığı boşlukları doldurmaya kapı araladığını belirtmektedir. Ancak, dünyada yöntem sonrası dönem tartışılsa da yabancı dil olarak Türkçe öğretiminde yöntem konusunda yapılan çalışmalar sınırlıdır. Örneğin, Türkçenin yabancı dil olarak öğretiminde yöntemler konusunda yapılan çalışmalar; Yorulmaz (2009), Akbal (2008), Yaylı ve Yavuz (2008) ve Yaylı (2004) görev odaklı öğrenme yöntemiyle ilgili, İşçan'ın (2011) da yaptığı çalışma telkin yöntemine yönelik çalışmalardandır.

Yabancı dil öğretiminde amaçlara ulaşılmak için geçmişten günümüze farklı öğrenme yaklaşımları doğrultusunda çok çeşitli yöntemler kullanılmaktadır. Bunlar içerisinde dilbilgisi-çeviri yöntemi, düzvarım/direkt/dolaysız yöntem, işitsel-dilsel yöntem, iletişimsel/iletişimci yaklaşım/yöntem, doğal yöntem/yaklaşım, bilişsel yöntem/ yaklaşım, seçmeli yöntem en çok adı geçen yöntemlerdendir (Memiş ve Erdem, 2013; Demirel, 2011; Köksal ve Varışoğlu, 2012; Demircan, 2005; Gömleksiz, 2000). Ancak yabancı dil öğretiminde bu yöntemlerin dışında da kullanılan pek çok yöntem bulunmaktadır. Bunlardan bazıları danışmanlı (grupla) dil öğretim yöntemi, sessizlik yöntemi, tüm fiziksel tepki yöntemi, görev temelli ve içerik temelli yöntemlerdir (Memiş ve Erdem, 2013; Larsen-Freeman, 2000).

Yukarıda adı geçen yabancı dil öğretim yöntemlerine alanyazında sıkça yer verilmektedir. Ancak bu yöntemlerin dışında da farklı yabancı dil öğretim yöntemlerine veya yöntem denemelerine rastlanılmaktadır. Fiziksel-duygusal-kültürel yöntem de bunlardan birisidir. Bu çalışmada, fiziksel-duygusal-kültürel yöntem kuramsal olarak tanıtılarak yabancı dil olarak Türkçe öğretiminde kullanımına yönelik öneriler sunulacaktır. Özellikle yabancı dil Türkçe öğretmenlerinin bu çalışmadan yararlanacağı düşünülmektedir.

Fiziksel-Duygusal-Kültürel Yöntem

Bu yöntem, Avrupa Birliği bünyesinde yürütülen bir projenin eseridir. Aslında teorik bir arka planı olanı yöntemden ziyade uygulamalar sonucu elde edilen pratik bir yaklaşım olarak gözükmektedir.

Fiziksel-duygusal-kültürel yöntemin temelinde yabancı dil olarak Türkçe öğrenen her öğrencinin dikkatini çekebilecek çeşitli ilkeler yer almaktadır:Mizah, yaratıcılık, sanatsal ifade, fiziksel aktivite, müzik, empati ve etkileşim.Günlük hayatın akışında anadili konuşucuları tarafından farkına bile varılmayan bu unsurlar, yabancı dil öğrencileri açısından dil öğrenmeyi hem kolaylaştırır hem de eğlenceli bir hâle dönüştürür. Bu unsurların çeşitliliği, öğrencilerin ilgilerinin derse çekilebilmesinde önemlidir. Çünkü günlük hayatta karşılarına çıkabilecek birçok durum derste öğrencilere sunulmaktadır. Böylece, sınıf ortamı yabancı dilin kurallarının ezberlendiği sıkıcı bir ortam olmaktan çıkarak gerçek hayatın kesitlerini sunan eğlenceli bir ortama dönüşebilir.

Bu yöntem, fiziksel boyutu içermesi sebebiyle tüm fiziksel tepki yöntemini çağrıştırabilir. Ancak tüm fiziksel tepki yöntemi davranışçı özellikler sergiler (Demircan, 2005). Yabancı dil öğretiminin emir-fiziksel tepki çerçevesinde gerçekleştiği kabul edilir. Tüm fiziksel tepki yöntemi, yabancı dil öğretiminin başlangıç düzeyinde yararlı olabilmektedir (Demirel, 2011; Demircan, 2005). Fiziksel-duygusal-kültürel yöntem fiziksel boyutu dikkate almasına karşın tüm fiziksel tepki yöntemi kadar sert çizgilere sahip değildir. Fiziksel-duygusal-kültürel yöntem, öğrencilerin bütün gün oturarak dersleri takip etmesini sıkıcı bir deneyim olarak nitelendirmektedir.Bu sebeple, yabancı dil derslerinin içerisinde öğrencileri bedensel olarak aktif hâle getirecek fiziksel etkinliklere yer verilmesini teşvik etmektedir. Fiziksel boyutu dikkate almaları sebebiyle fiziksel-duygusal-kültürel yöntem ile tüm fiziksel tepki yönteminin ismen birbirine benzetilme ihtimali elbette vardır. Ancak tüm fiziksel tepki yöntemi günümüzde önemini yitiren davranışçı öğrenme kuramı çerçevesinde yabancı dil öğretimini emir (etki)-fiziksel tepki odağında ele alan bir yöntemdir. Fiziksel-duygusal-kültürel yöntem is aktif katılımı teşvik eden çağdaş öğrenme kuramları doğrultusunda yabancı dil öğretimini gerçekleştirme işlevine sahip güncel bir yöntemdir. Her iki yöntem fiziksel boyutu içermesine ve isim benzerliğine rağmen birbirinden farklıdır.

Aşağıda fiziksel-duygusal-kültürel yöntem çerçevesinde gerçekleştirilebilecek etkinlik alanlarına yer verilmektedir.

Diyaloglar

Günümüzde dil öğretim anlayışı, iletişimi öncelemektedir. Amaç, hedef dilde öğrencilere iletişim yeterliği kazandırarak günlük ihtiyaçlarını zorlanmadan karşılama becerileri kazandırmaktır. Bu sebeple yabancı dil öğretimi iletişim anında oluşabilecek gereksinimlere cevap verme noktasında daha duyarlı olmalıdır. İletişim genellikle diyaloglar şeklinde gerçekleşir. İki insan bir araya gelir ve konuşmaya başlar. Böylece bir diyalog (karşılıklı konuşma) kurulur. Köksal ve Varışoğlu'na (2012) göre, diyaloglar yabancı dil öğretiminde çok sık kullanılmaktadır. Diyalogların Türkçenin yabancı dil olarak öğretimi sürecinde iletişimi ve etkileşimi sağlamak için kullanılabilir. Ancak Türkçenin yabancı dil olarak öğretiminin başlangıcında kullanılan diyaloglar yapılandırılmıştır; öğrenciler diyalogları hiç değiştirmeden seslendirirler. Dilin kalıp kullanımını yansıtır. Öğrenciler Türkçe seviyeleri geliştikçe diyaloglardaki kalıplaşmış ifadeler yerine farklı söyleyişler, alternatif ifadeler tercih edebilirler. "Öğrencilerin bir konuyu sunma, bir problemi çözme ya da bir günlük olayı canlandırma etkinliklerini karşılıklı konuşmalar yoluyla düzenlemeleri diyalog tekniğinin karakteristik özelliğidir" (Köksal ve Varışoğlu, 2012, s. 106). Yabancı dil olarak Türkçe öğretimi sınıflarında kullanılabilecek diyalog örnekleri:

-         "Öğretmeni ve/veya öğrencileri çevreleyen gerçeklikle yüzleşmeleri için standart diyalogları değiştirme; öğretmen, öğrencilerin gerçeklik ile örtüşen cevaplar vermeleri için ısrarcı olmalıdır, "gerçeklik çalışmaları" açık iletişim için iyi bir başlangıçtır.

-         Diyaloglara mantıklı eklemeler (bu tür çalışmalar), öğrencilerin kendilerini yaratıcı yollardan ifade etmelerini sağlamaya yöneliktir.

-         Diyalog cümlelerinin yorumlanması; öğrencilerinden diyalog çalışmasında kendi kelimelerini ve cümlelerini kurmaları beklenir. Öğretmen, öğrenciden diyalogun ilk satırını kendi sözcükleri ile ifade etmesini ister. İkinci öğrenci ise diyalogun ikinci satırını kendi sözcükleri ile ifade ederek cevap verir.

-         Öğrenciler kendi cümlelerini kurmaya alıştıktan sonra, diyalogu doğaçlama olarak anlatmaları istenebilir. (Her bir öğrenci diyalogun bir bölümünü alacak ve uygun hareketler ve mimiklerle diyalogu ifade edecek.)

-         Doğaçlamalar; öğretmen diyalogdakine benzer bir durum anlatır ve 2 veya daha fazla öğrenciden kendi başlarına bu durumda iletişim kurmalarını ister. Bu tür egzersizler en zorudur ve bu nedenle öğrencilerin yetisini ölçmek için iyi bir sınav olarak kullanılabilir. Durumlar yazılı olarak verilmelidir veya öğrencilerin anlayabileceği bir dilde sunulmalıdır. Örneğin; siz iyi durumdasınız, arkadaşınız kötü durumda; onu eğlendirmeye çalıştınız ama başaramadınız veya restoranda çorba istediniz ve garson getirdiğinde içinde sinek gördünüz; çok sinirlendiniz ve garsondan başka bir şey getirmesini istemeniz.

-         Durum kullanımına alternatif olarak, öğretmen, öğrencilerden kendi durumlarını hayal etmelerini ve bunu oynamalarını isteyebilir.

-         Bir durumu ödev olarak verip öğrencilerin kendi diyaloglarını yazmalarını isteyebilirsiniz".

Oyunlar (Sahne Oyunları)

Sahnelenmek için oluşturulan oyunlar, farklı şekillerde de adlandırılabilmektedir. Bu oyunlara piyes, temsil veya sahne oyunları da denilmektedir. Sahne oyunlarının Türkçenin yabancı dil olarak öğretimine birçok katkısı vardır. Arslan ve Gürsoy (2008), sahne oyunlarını yabancı dil öğretimindeki motivasyonu artıran bir teknik olarak belirtmektedirler. Motivasyon yabancı uyruklu öğrencilerin Türkçeyi öğrenme hazırbulunuşluklarını artıran bir faktör olması sebebiyle yabancı dil Türkçe sınıflarında kullanılabilir.

Sahne oyunları, yabancı uyruklu öğrencilerde empati duygusunun geliştirilmesine yardım eder. Çünkü sahne oyunlarında öğrencilere düşen çeşitli roller vardır. Öğrenciler rollerinin gereği olarak çeşitli kimliklere bürünürler. Örneğin bir öğrenci anne, baba, çocuk, şoför, doktor gibi farklı rolleri üstlenebilir. Bu roller, öğrencilerin farklı kişilerin gözünden dünyayı görmesini ve algılamasını sağlar. Ayrıca bu roller gereği öğrencilerin kelime hazinelerini ve dili kullanma becerilerini geliştirir.

Devamını okumak için tıklayınız...

Türkçenin Yabancı Dil Olarak Öğretiminin Kültür ve Yöntem Boyutu

     Türkçenin sistemli bir şekilde öğretimi bildiğimiz kadarıyla yabancılara dil öğretimiyle başlamıştır. Ana dili eğretimi olarak ele alınması bundan sonradır. Yabancı dil öğretiminin çok eskilere uzanan bir tarihi vardır. Bu tarih Kaşgarlı Mahmud'un Divanü Lugat-it Türk'ü ile başlar. Bu eser "Günümüzden 900 yıl önce büyük davalarla, Türk dilini ortaya koymak, savunmak, öğretmek için hazırlanmıştır.Kaşgarlı'nın başlıca çabası Türkçeyi öğretecek temel araçlar hazırlamak olmuştur (İlaydın 1972). Bütün bu gayretlere sebep, yine yabancı dil ve kültürlerin etkisidir. Bir tepkiden doğmuştur diyebiliriz.Divanü Lügat-it Türk'ün temel birkaç özelliğini ise Köprülü şöyle ifade eder "...Bu sadece bir lügat değil,...Türk lehçeleri ve lehçelerin ses özellikleri, şekil bilgisi, kelimeler hakkında uzun uzun incelemeler yapılacak bir bilgi kaynağıdır. Tarihi coğrafya, tarih, mitoloji folklor bakımından emsalsiz bir vesikalar hazinesidir" ( Köprülü 1934). Dil öğretimi açısından bu özelliklerin ne anlama geldiği iyi bilinmektedir.Kaşgarlı’dan sonra dil öğretiminin günümüze kadar ciddi bir şekilde ele alındığı söylenemez.

     Yabancı dil öğrenmenin günümüzde büyük bir ihtiyaç haline gelmesi iletişim ve ulaşım imkanlarının kolaylaşması sonucunda ülkeler arasındaki ilişkilerin yoğunlaşmasıyla olmuştur. Öğrenilecek dil olma konusunda zaman zaman bazı dillerin öne çıktığı bilinmektedir. Bu öne çıkmada bilim, kültür ve sahibi olduğu ülkelerin siyasi etkinliği önemli sebepler arasındadır.

Günümüzde yabancı dil öğrenmedeki sebepler içerisinde Türkçenin yerine baktığımızda şunları görürüz: Türkçe, bir bilim dili olarak öğrenilme ihtiyacı duyulan bir dil değildir. Ancak bölgemizde kendini gösteren siyasi ve sosyal değişmeler Türkçenin yabancı dil olarak öğrenilmesi ve öğretilmesi için fırsatlar ortaya çıkarmıştır. Geçen yüzyılın ortalarında başta Almanya olmak üzere çeşitli Avrupa ülkelerine giden Türklerin o ülkelerde ortaya çıkardıkları
değişmeler Türkçenin yabancı dil olarak öğrenilmesinde en büyük paya sahiptir. Ayrıca çok hızlı gelişen iletişim araçları çok kültürlülük ihtiyacını ortaya çıkarmıştır. Çok kültürlülüğün yolu yabancı kültürü en iyi yansıtan ve taşıyan bir yabancı dili öğrenmekten geçer. Bu sebeple yabancı dil kültürler arası iletişim için on önemli bir amaç durumundadır. Türkçenin yabancılar tarafından öğrenilmek istenmesinin pek çok sebebinden bir tanesi de budur.

 Türkçenin yabancı dil olarak öğretilmesine baktığımızda önce ve yaygın olarak yabancı bir ülkede, yabancı dil olarak öğretilmeye başlanmıştır. Bunun yanında Türkiye’de bir yabancıya yabancı dil olarak öğretilmeye başlanmıştır.

 Türkçe öğrenenlerin konumuna baktığımızda, önce devlet görevlileri ve yakınları çoğunluktadır. Bunlardan başka, öğrenciler, şirket temsilcileri, bir Türk ile evli olanlar. Önemli başka bir gurup ise iki dilli olarak adlandırılanlar.

 Bunların dışında tarihin bize sunduğu soydaş Türk topluluklarına Türkiye Türkçesi öğretimi olarak ele alabiliriz.

 Bu uzun geçmişin birikimlerinin ağırlıklı olduğu dönem yirminci yüzyıldır. Günümüzde yabancı dil öğretiminin birçok Batılı ülkede büyük bir sektör haline gediği bilinmektedir. Bu gelişmiş ülkelerde dil düşünce, dil kültür dil toplum ilişkilerini inceleyen dil bilim dallarıyla ruh bilim, dil öğretimini yönlendiren bilim dallarının başında gelir. "Dil öğretimi, geniş, kapsamlı alanlar arası bir bakış açısının ilgi odağı durumuna gelmiş bulunmaktadır." (Kocaman 1983). Günümüzde sadece ses ve şekle dayalı bir dil eğretimi, hemen hemen uygulama alanının dışında kalmıştır. Yabancı dil eğiminde görev yapacak eğitimcilerimizin çağın gerektirdiği bilgi birikimine sahip olmayan yani Türk tarihini, kültürünü, değerler sistemini hatta Türk mitolojisini çok iyi bilmeleri ve özümsemeleri gereklidir. Bunların ana dilleri Türkçe elmalı ve Üniversitelerimizin alanla ilgili bölümlerinden mezun olmalıdırlar. Başka bir ifadeyle bu eğitimcilerimiz, bir kültür elçisi veya misyoner gibi yetiştirilmelidir.

 Bugüne kadar yabancılara Türkçe öğreten öğretmenler alan dışı öğretmenlerden seçilmiştir. Öğretmenlerin dilbilgisini ,dilin temel kelime hazinesini bilmeleri yani Türkçeyi konuşabilmeleri onu öğretebilme kabiliyetine sahip olduğu anlamına geliyordu. Dil kendi kültürel çevresinde öğretilebilir, dili öğreten kişi de bu kültürel çevreyi yansıtmalıdır. "Herkes kendi ihtiyaçlarına kendine özgü yollardan cevap bulur. Bu yollar içinde yaşanılan toplumun değerleri ile belirlenmiştir.. Eğer yabancı bir iletişim kuracaksanız o toplumda geçerli olan "en doğru’yu bilmek zorundasınız. Her toplumun kendine özgü değerlerinden oluşmuş bir yaşama şekli vardır. Bu bakımdan insan davranışlarının dile yansıyan ve yansımayan özelliklerini bilmek gerekir. (Tercanlıoğlu 1994). Yabancı dil öğretimi kültür öğretimidir. İnsanlar ait oldukları toplumun ve o topluma ait kültürün kelime ve kavramlarıyla kendilerini ifade ederler. Bütün kelime kavramların arkasında bir kültür geçmişi vardır. Bu sebeple öğretilen toplumun yapısı ve sosyal değerleri dikkate alınmalıdır.

 Bu alanda öğretmen yetiştirilmesi için özel bir çaba gösterilmemiştir. TÖMER.ODTÜ, Boğaziçi Üni. Anadolu Üni. Ve yurt dışındaki üniversitelerin bazı bölümlerinde Türkçenin yabancılara öğretimine ilişkin eşgüdüm sağlanamamıştır. MEB ve üniversitelerimizin Türkçenin yabancı dil öğretimi konusunda herhangi bir yönlendirmesi ve politikası yoktur. Bu alanda bağımsız araştırma ve yayın kuruluşları yoktur.

 Bilindiği gibi her dilin kendine göre bir mantığı, bir düşünce sistemi vardır. Diller bu düşünce sistemlerine uygun mantıkla öğretilirse sonuç daha verimli olur. Bir dili kendi mantığının dışında öğrencinin mantığı ve düşünce sistemiyle öğretmek, söz konusu dili öğrenmeyi zorlaştırdığı gibi öğrenen kişiye de umulan yararı sağlamaz. Yabancı bir dilin dünyasına girebilmek, sadece dilin temel yapılarını bilmekle olamaz, orada yaşamakla olur. Çocuk dili öğrenirken yapıp etmeler, davranışlar, işaretler gibi hareketlerin eşliğinde dili tanır. "Dilin yaşama alanında bulunarak dil öğrenilir"(Soykan 1991). Bu yapılamıyorsa en akılcı yol Dilin mantığından hareketle dilin dünyasına ulaşmaktır.

 Günümüzde Batılılar dillerini yabancılara kendi mantıklarıyla öğretiyorlar. Bir yabancı dile hakim olmak için, o dilin felsefesini, mantığını da bilmek gerekiyor. Dünyaya öğrenilecek dilin penceresinden bakıldığında o dil, doğru ve daha kolay öğrenilmektedir. Dilin düşünceyle olan ilişkisi bakımından, Leo Weisberger uDil, bir milletin düşünce aynasıdır" der. Doğan Aksan da "Bir milletin ruhu dilidir; dili de ruhudur." derken, Atatürk şunları söyler: "Milli his ile dil arasındaki bağ, çok kuvvetlidir. Dilin milli ve zengin olması, milli hissin inkişafında başlıca müessirdir. Türk dili dillerin en zenginlerindendir. Yeter ki bu dil şuurla işlensin". "Türklük düşüncesinden doğan dilimizin kendine has bir dünya görüşü, düşünce tarzı ve mantığı vardır" (Kayayerli1992). Türkçemizi de yabancılara öğretirken mantığımızı ve düşünce sistemimizi göz ardı etmememiz gerekmektedir. Bunun için öncelikle "Türk dili ile ilgilenen araştırıcılar yapı ve şekil meselelerini aşıp, Türkün ve Türkçenin mantık sistemine ulaşmalıdırlar" (Hacıeminoğlu 1992). Bu alanlarda çalışan bilim adamlarınca Türkçe kök ve gövdelere düzenli bir şekilde ekler getirilerek türetilenkelimelerin nasıl bir mantık sistemine dayandığı pek araştırılmamıştır. Bu mantık sistemi, yeterince araştırılmadığı için de yıllarca gerek ana dili, gerekse yabancı dil olarak dilimiz, yabancı dillerin mantık ve düşünce sistemlerine göre öğretilmeye çalışılmıştır. Değil yabancıya, kendi insanımıza bile ana dilini Türkçenin düşünce sistemi ve buna bağlı yöntemle öğretemiyoruz. Bu mantığı ve buna bağlı yöntemi yansıtmadığını düşündüğümüz Türkçe eserleri kısaca şöyle sayabiliriz:

 Türk dilinin Türkçe yazılmış ilk grameri Bergamalı Kadri tarafından 1530'da Vezir-i Azam İbrahim Paşa adına yazılan Müyessiretü'l Ulum adlı eserdir. Bu eserde örnekler Türkçedir ama Türkçeninkuralları Arapça’nın kurallarına uydurulmuştur.

 Tanzimat devrinde yazılmış olan gramer kitaplarından bazıları: Ahmet Cevdet ve Fuat Paşa'nın "Medhâl-i Kavâid (1851). Abdullah Ramiz Paşa'nın "Lisan-ı Osmanî-nin Kavâidini Hâvi Emsüe-i Türlü (1866), Abdurrahman Fevzi'nin "Mikyâssü'l Lisan Kıstasu'l Beyan (1831)...

 Bu devirde gramer kitabı yazanlar arasında Selim Sabit, Ali Nazima, Manastırlı Rıfat, Fazlı Kecip, Ahmet Rasim, Mihrî, Şemseddin Sami, Necip Asım gibi isimler vardır.

 Gerek bu eserlerde, gerek bu devirde yazılan başka gramerlerde temel olarak Türk dilinin yapısı göz önünde tutulmakla birlikte bazılarında Arap yönteminin, bazılarında da Fransız yönteminin hakim olduğu görülür (Levend 1972).

 Bu gramer kitaplarının hepsinde Aristo'nun tasnifini kabul eden Arap gramercilerinin etkisi vardır. Medreselerin öğretim dili Arapça olduğu için, "Darülmualliminde, Elifba, Sarf, Nahiv ve Meani(anlam bilgisi) (Saraçoğlu 1992) dersleri, alışılmış geleneksel yöntemlerle verilir.

 Hüseyin Cahid Yalçın'ın Türkçe Sarf ve Nahiv adlı eserinde Arapça ve Farsça kurallara yer verilmekle birlikte Türkçeye de oldukça fazla yer verilir. Bu eser de Fransız yöntemine göre ele alınmıştır.

 19. yüzyılın ortalarına kadar medreselerde Arapça ağırlıklı eğitim yapıldığı için okullara yönelik öğretici Türkçe gramer kitapları hazırlanmamıştır. Arapça ve Fransızca yapı olarak birbirine yakın olduğundan önce Arapça dil bilgisi yoluyla Fransızca cümleler çözülüyor, sonra Türkçeye çevriliyordu. Bu güne kadar dilcilerimiz Arapça ve Latince karması geleneksel bir yol izledikleri için, Türkçeningramerini yazarken de okullarda öğretirken de hemen hemen klasikleşmiş olan bu mantık ve yöntemden uzaklaşamazlar. Bu yöntem daha çok kelime ve çekim  bilgisi  olarak  kendini  gösterir. Bunda  söz dizimine  pek yer verilmez.

 Göreve dayalı şekil bilgisi, gözle görülür şekli ortaya koyma, onun türlü görevlerini düzenii bir şekilde ve örneklerle öğretmenin yanında, dilde şekle bağlı olan veya olmayan görevlerin de ortaya çıkarılması, bunların diziliş sırası, vurgu yeri, ses türemesi gibi farklı yönleriyle ilgilenir. Bu kelime ve kelime anlam biliminin yanı sıra, cümle anlam bilimine de yönelmek gerekir. "Değişik dil bilgisi kitaplarında ve monografilerde Türkçenin sözdizimi konuları ele alınırken cümle anlam bilimine çok az ve yetersiz olarak değinilmiştir" (Aksan 1987). Dilimizin dallanarak gelişip zenginleşmesi Türk milletinin sosyal teşkilatlanmasına paraleldir. Necmettin Hacıeminoğiu bu konudaki görüşlerini şöyle ifade eder. "İşte bu gerçeği dikkate alarak fertlerle değil, oymaklarla, boylarla meşgul olunmalıdır. Ancak o zaman ağacı değil, ormanı görebiliriz. Şekil ve yapıyla mana ve düşünce tarzı arasındaki münasebeti kurabiliriz", "Fakat mana yönü ve ifade tarzının arkasındaki tasavvuru henüz kavramış değiliz (Hacıeminoğlu 1SS2).

 Aradan binlerce yıl geçtiği halde, anlatımda sözün ve cümlenin değeri değişmemiştir. İnsanlar anlatmak istediklerini bütün dillerde önce cümle hâlinde düşünüyor ve cümle hâlindeanlatıyorlar. Kelimeler bu bütünlüğün oluşmasına yardımcı oluyor. Onlar cümleye girip görev aldıkları zaman kesin bir değer kazanmış olurlar. Mesela hazırladığımız bir konuşma metnini topluluk karşısında sunarken atladığımız veya unuttuğumuz bir kelimenin yerine yeni bir kelime yerleştirebiliriz. Sonuçta fikir cümlesi değişmez. Değişen sadece kelimedir. "Onlar bir dilin kelime hazinesindeki içleri gizli güçle dolu, fakat görevleri belirsiz ve genel olarak bir kavram ya da fikir anlatan durgun gramer yapılarıdır" (Dilaçar 1971). Örnek olarak güzel kelimesini ele alalım:

 Bahçede güzel güzel oynuyor.                        Ben güzele , güzel demem

Güzeli herkes sever.                                      Güzel benim olmayınca

Güzel elbise almışsın.                                     Güzelliğin on para etmez

Görüldüğü gibi "güzel" kelimesi üç ayrı cümlede farklı anlam ve görevde kullanılmıştır. Bu konuda Agop Dilaçar: "Gramer öncesi çağdan beri insan, anlatmak istediklerini bütün bir fikir yada düşünce olarak tasarlamış ve bunu bütün bir cümle hâlinde açıklamıştır. Fikrin veya hükmün en küçük birimi cümledir. Kelime ikinci planda kalır" (Dilaçar 1971), derken Fıtrat,"Düşünce veya yargı zihni bir cümledir", "Bir fikir, bir düşünce anlatan kelime grubu bir cümle dur." (Fıtrat 1927:5-9), demekle dil öğretiminde cümlenin veya yargının önemini belirgin bir şekilde öne çıkarırlar.

 Dil alanındaki önemli çalışmalarıyla tanınan Fransız dilci Ferdinand Bruret (1860-1938) 1322'de yayımladığı "Düşünce ve Dil" adlı eserini dil ve gramerin alışılan kalıplarına göre değil, düşüncenin kalıplarına ve kategorilerine göre çözümleyerek incelemiş ve o sıraya gere düzenlemiştir. Buna göre de gramerde ele alınacak ilk konu ses-harf-kelime değil, doğrudan doğruya düşüncenin bütün anlatımı olan cümle olması gerekiyordu. Gramerde ortaya çıkacak olan sonuçların sınıflandırılması şekillere göre değil, fikirlere göre yapılmalıydı.

 Evet Batılı dilciler kendi dilleriyle ilgili öğretim yöntemlerini ve araştırmalarını fikir esasına yani yargıya göre düzenlerler.

 Yargı yani cümle, dilin mantığına göre dizilmiş bir kelime grubu olduğu için bir sonuçtur. Tek kelimelik yargılarda da açıkça söylenmeyen veya gösterilmeyen şahıs zamirlerinin varlığı özneyi temsil eder.

 Batı dillerinde dilin mantığına göre kurallı cümle sistemini şu şekilde basitçe bir semayla gösterebiliriz:

 özne          yargı                             tamamlayıcı unsur           =sonuç, yargı, cümle..

 geriye doğru inceleme

Bu şekildeki bütünlük kavramını, gelinen noktadan yani sonuçtan geriye doğru yönelerek öğretmek, dili cümle şeklinde ele alıp öğretmek demektir. Batılı kendi dilinde bunu yapmıştır. Bu sistemi cümleye uygulayarak unsurların diziliş sırasını takip ettiğimizde tamamlayıcı unsurlardan sonra yargıya ulaşıldığı görülür. Bilindiği gibi bu yöntemin adı tüme varımdır.

 Batılı dilcilerin uyguladığı bütünlük kavramını esas alarak, onu öne çıkarıp Türkçe cümleyi tüme varım yöntemiyle ele aldığımızda Batılı dilcilerden farklı sonuçlara ulaşırız. Çünkü Türkçenin yapısı gereği, dil mantığına göre kurallı cümlelerde yargı sonda, ikincil veya tamamlayıcı unsurlar baştadır. Bu mantık yapısı kelime ek ilişkisinden kelime grupları ve cümleye kadar aynı şekilde, aynı anlayışta yer alır. Görüleceği gibi Türkçe cümlenin yargılı unsurlarıyla batı dillerinin cümlelerindeki yargılı unsurlar farklı uçtadırlar. Bunu önceki şemada olduğu gibi kurallı Türkçe bir cümlenin yapısı üzerinde şöyle gösterebiliriz:

 tamamlayıcı unsur                teme! unsur     (yargı, özne)= sonuç, yargı, cümle

geriye doğru incelenir

 İncelemeye veya öğretmeye sebep sonuç ilişkisi içinde bütün dillerde sonuçtan veya cümleden başlanması gerekmektedir. Batılı dilciler dillerini bu şeklide ele almışlardır. Bu inceleme şekli bütün diller için geçerlidir. Türkçeyi de bu şekilde ele alırsak aynı yöntem yani tümevarım yöntemi bizi yanıltır. Şemada ifade edildiği gibi Türkçeyi tüme varım yöntemiyle incelemek veya bir yabancıya dilimizi öğretmek yargıdan yani yüklemden başlamak anlamına gelmez. Kurallı cümlenin sonunda bulunan yüklem yan yargı ifadesi taşıyan unsur en sonda yer alacağı için öğretimde diğer unsurların önüne geçmiş olur. Böylece öğretime yargıdan başlamış oluruz. Yardımcı unsurlarının öğrenilmesi veya incelenmesi yüklemden daha sonraya bırakılacağı için bu bütünden parçaya gitmek anlamına gelir. Dil bilgisinde bu yöntemin adı tümden gelimdir.

 Dilimizi yabancılara öğretirken öğretmenlerimizin bu yöntemi bilmeleri ve uygulamaları Türkçenin kendi mantığıyla öğretilmesi olarak yorumlanmalıdır.

 Cümlenin temel unsurunu incelediğimizde bu tümden gelim yöntemi bizi dil toplum ilişkisine varıcak suçlara götürür...

 Birinci unsur kurallı cümlelerde sabittir. Yardımcı unsurlar ise birden çok olup sabit değildir. Bu yolla temel unsurun yüklem olduğu belirtilir. Yazım şekliyle de bu özellik görsel olarak desteklenir.

 İlk derslerde ne kadar az çekim eki kullanılırsa dili öğretmek o kadar kolaylaşır. Dil, toplumu yansıttığı için cümleler yapmacık olmamalıdır.

 Türkçedeki teklik ve çokluk kavramını vermek için,bu kavramları yansıtan resimler kullanılmalıdır. Şahıs zamirleri de azlık çokluk kavramlarıyla verilmelidir. Türk kültürünü yansıtan edebi metinler konularda yer almalıdır.

 Tümden gelim yöntemi dili öğretmeye cümleden başlama yöntemidir.. Türkçenin her kademesinde bu yönteme uymak gerekir. Türkçenin her dilin olduğu gibi bir sistemi vardır. Bu sistem, hangi dilden insanlar Türkçeyi öğreniyorsa öğrensin değiştirilmemelidir. Seviye ayrıntıya inildikçe artar.

 Dili öğretirken dört temel beceriyi aynı oranda öğretmek gerekir. Konuşma, yazma, okuma, dinleme. Varolan bütün kelime türlerinden cümle yapılabilir. Bir kelimenin cümle olabilmesi için okelimenin çekim eki alması gerekir. Her türlü kelime Türkçede çekimlenerek cümle oluşturulabilir. Türkçenin sisteminde en önemli unsur, en sona getirilen ektir, yani anlamı katan ek. Bu mantığı cümle boyutuna taşırsak, cümledeki en önemli unsur yüklem olur. Yüklemdeki son ek yine en önemli olandır.

 Türkçe fiil çekimlerinden en önemlisi şahıs ekleridir. Şahıs kavramı olmadan cümle kurulamaz. Şahıs eki yüklemde açıkça yer almayabilir.Bu şahıs ekinin önemini eksiltmez. Bu nedenle Türkçeninöğretimine şahıs eklerinin öğretimiyle başlanmalıdır. Bu durumda ise en yakın en basiti öğrenmesi ve öğretmesi en kolay olan emir cümlesidir. Emir cümlelerinde şahıs kavramı öne çıkartılarak Türkçe öğretimine başlanmalıdır.

 "Gel, gelsin, oku, okusun", bunlar; "sen oku, o okusun, o gelsin" anlamındadır. Şahıs eki cümlenin sonundadır. Türkçede her cümle kuruluşunda şahıs karakteri olmak zorundaysa Türklerde ferdiyetçilik birinci planda toplum ikinci plandadır.

 Fiil tabanları da emir ifade etmektedir, emir şahıs eki olmadan da kullanılır. Yani dilin emir cümleleriyle ortaya çıktığı söylenebilir. Örneğin annenin çocuğuna ilk önce emri cümleleriyle hitap etmesi bu düşünceyi desteklemektedir.

 Kişiler , önce kendi mekanlarını yani kendi çevrelerini öğrenerek dil öğrenimine başlamalıdır. Yakın çevreden uzak çevreye öğretim genişletilebilir. Her dersin yöntemi aynıdır. Kelimenin öğrenilmesi görmek, işitmek ve bunların anlatması ile olur. Her öğrenilen kelimeyle cümle kurulmaya çalışılmalıdır.

 öğrencinin öğretmen ve öğrenci diyalogundan sonra, öğrenciler arası diyaloga girmesi de gerekir. Buna kendini tanıtmayla başlanır. Bu tür diyalogda, içinde bulunulan zamandan daha önceki zamanlara doğru bir gidiş vardır.

 Tek temel unsurlu cümle kurup, yargıyı ya da ifadeyi anlatma gücüne bakılır. Yeterli olmayacağı düşünüldüğünde cümlenin diğer unsurları eklenir.

                                                                                                                                                           Yusuf Avcı

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi

 

 Kaynakça:

Agah Sırrı Levend

 1972 Türk Dilinde Gelişme Sadeleşme Evreleri, s.113 ve sonrası. Açop Dilaçar

 1971      Gramer, Tanımı, Adı, Kapsamı, Türler, Yöntemi, Eğitimdeki Ysri ve

Tarihçesi, TEDAY "Belleten" s.83-145 Ahmet Kocaman

 1983 Yabancı Dii Öğretimind Ysni Yönelimler, "Türk Dür1 C.XLV!I, S.379- 380, s.116 Asuman Seda Saracalcğiu

 1992 Türk ve Japcn Öğretmen Yetiştirme Sisteminin Karşılaştırılması, Ege Üni, Yay. s.89 Dcğan Aksan

 1987 Dilbilimin Türkoloji Çalışmalarına ve Türkiye'ye SağlayabileceğiYarariar, Katkılar Fıtrat

 1927 Nahiv, Taşkent, s. 9 Hikmet İlaydın

 1972     "Divan" la ilgili Bazı Gözlemler ve Düşünceler "Türk Dür Sayı 253Leyla Tercanlıoğiu

 1994 Yabancı dilde Konuşmanın Altı Özeiliği" Dil Dergisi" S.5 M.Fuat Köprülü

 1934 Edebiyat Hakkında Araştırmalar s.42 Müjdat Kaya Yerli

 1992 Türklük Şuuru ve Türk Dili, Ocşk Yay. Ankara s.25. Necmettin Hacıeminoğlu

 1992 Türk Dilinin Mantık Sistemi ye Kelime Aileleri "Türk Kültürü Araştırmaları", Ankara, V. I. XXVI i i/1-2 Ömer Naci Soykan

Yabancı Dil Olarak Türkçe Öğretiminde Karşılaştırmalı Yöntem Romanya’da Ders Kitabı Olarak Kullanılan Türkçe Kitaplarının Özelliklerinin Değerlendirilmesi

1. Giriş

Yabancı dil öğretimi, eğitimin hangi seviyesinde olursa olsun, bireyin hayatında büyük bir rol oynamaktadır. Ancak; yabancı bir dilin öğretilmesi veya benimsetilmesi öğretmenin öğretim alanındaki tecrübesi, uyguladığı yöntemler, çok iyi bilgilendirilmiş yenilikler, kullandığı araçlar gibi faktörlere bağlıdır. Bizim de burada üzerinde durmak istediğimiz konu, Romanya’da, özellikle Köstence’de mevcut olan ve kullanılan görsel araçların değerlendirilmesidir.

2.  Romanya’da Türkçe Öğretimi

Romanya’da; Bükreş Üniversitesi Dil ve Edebiyat Fakültesi Türkçe Bölümü’nün dışında Köstence’de[2] “Ovidius” Üniversitesi Dil, Edebiyat ve İlahiyat Fakültesi, Balkan ve Slav Dilleri Kürsüsü bünyesinde Türkçe Bölümü’nün olduğunu pek az kişi bilmektedir. Bükreş bölümü ile Köstence bölümü arasında iki büyük farklılık var ve bunları ayrıntılı bilgilerle açıklamak Türkçe öğretimi ortamının daha iyi bir şekilde kavratılmasına yol açacağı görüşündeyiz.

Kronoloji açısından Bükreş’teki bölüm kırk yıldan fazla bir mevcudiyete sahiptir. Köstence’deki bölüm ise Ekim 1991’de kurulmuştur. 1989’daki devrim Romanya’da yaşayan azınlıkların haklarının tanıtılmasını sağlarken bunun yanı sıra ana dilinde eğitime de tekrar başlatılmasına hak tanıtmıştır. Bu siyasi değişmeler sonucunda 1990’lı yıllardan itibaren anaokulu, ilkokul ve ortaokullardaki Türklere seçmeli olarak Türkçe dersleri okutulmaya başlanmıştır. Ancak yüksek öğrenim seviyeli öğretmen yetiştirmek, onları uzmanlaştırmak buradan kaynaklanan büyük sorunların çözümlenmesi gerekirdi. Böylece Prof. Dr. Enver Mahmut sayesinde Türk olan vatandaşlarımıza ve aynı zamanda Türkçe öğrenmek isteyenlere Türkçe Bölümü açılmıştır.

İkinci büyük farklılık iki fakültedeki Türkçe’nin ayrı statüsü: Bükreş’teki Türk dili A dili olarak okutulurken, Köstence’de Türk dili B dili olarak okutulmaktadır. Bu ne demek? A dili statüsü olan dile ağırlık gösterilir, ders sayısı B dili ile karşılaştırıldığında iki ya da üç katı olur ve disiplin talebi daha geniştir.

3. Köstence’de Türkçe Öğretimi

Sorunlarımızı somut bir şekilde tartışabilmek için Köstence “Ovidius” Üniversitesi’nin Türkçe Bölümü’ne öğrenci alınmasından, Türkçe Bölümü’nün niteliklerinden ve yürürlükte olan programdan söz etmek istiyorum. Her yıl on - on beş öğrencilik karma (hem Türk veya Tatar, hem de Romen) bir kontenjan oluşturulmaktadır. Öğrenciler, Türk olsun Romen olsun Romence, İngilizce ve Fransızca’dan sınava girerek Türkçe öğretimine sıfırdan başlar, yani Türkçe’yi yabancı bir dil olarak okumaktadırlar. Türkçe’nin B statüsü olduğundan ders sayısı az ve yetersiz sayılır.

Söylediklerimi kanıtlarla tanımlamak için aşağıda Türkçe programının içeriğini olduğu gibi aktarıyorum.

Sınıf

Eğitim Disiplini

I. Sömestr

II. Sömestr

Kurs

Seminer

Kredi

Kurs

Seminer

Kredi

I.Sınıf

Türk Medeniyeti

Türk Edebiyatı

Çağdaş Türk Dili (Fonetik)

Pratik Türkçe

Seçmeli Ders

1

1

1

-

-

1

1

1

4

-

3

3

3

4

-

-

2

2

-

1

-

1

1

4

1

-

3

3

4

3

II.Sınıf

Türk Edebiyatı

Çağdaş Türk Dili (Morfoloji)

Pratik Türkçe

Seçmeli Ders

2

2

-

2

1

1

4

-

3

3

4

2

2

2

-

2

1

1

4

-

3

3

4

2

III.Sınıf

Türk Edebiyatı

Çağdaş Türk Dili (Sentaks)

Pratik Türkçe

Seçmeli Ders

1

1

-

1

1

1

-

4

3

3

4

2

1

1

4

-

1

1

-

4

3

3

4

2

IV.Sınıf

Seçmeli Ders (Yerli Ed.)

Seçmeli Ders (Diyalektoloji)

Pratik Türkçe

2

2

-

-

-

3

3

3

3

2

2

-

-

-

3

3

3

3

* Kurs ve seminer saatleri haftaya göre hesaplanır.

4. Pratik Türkçe Dersleri

Yukarıda verdiğimiz disiplinlerden saat sayısını kalın harflerle yazdığımız Pratik Türkçe’nin ortaya koyduğu sorunları çeşitli yönleriyle sunmak istiyorum.

Aradan geçen bu on yıl içerisinde Pratik Türkçe derslerine Emel Emin, Mehmet Naci Onal, Osman Horata, Kerim Altay, Belghiuzar Buliga ve Namık Kemal Yıldız girdiler. Bunlardan Emel Emin (emekliğe ayrıldı) ve Belghiuzar Buliga (Köstence Türkçe Bölümü ilk nesil mezunu) yerli öğretmenlerdir. Diğer üç kişi iki ülke arasında imzalanan anlaşmanın sonucu olarak Türkiye’den gelen öğretmenlerdir. Bu anlaşmaya göre iki yılda bir veya dört yılda bir Türkiye’den bir öğretmenin gelip üniversitedeki Türkçe öğretimine katkıda bulunması gerekir.

Romanya’daki Türkçe öğretiminin genel amaçları Türkiye’de uygulanan ve birçok araştırma ve çalışmalarda yer alan amaçlardan pek farklı sayılmaz. Bilim adamları yabancı dilde öğrenciye kazandırılacak becerilerden söz ederken bunları sıralamaktadırlar. Bunları biz de burada tekrar gözden geçirelim: okuma-anlama, dinleme-anlama, sözlü anlatım, yazılı anlatım, kelime dağarcığının zenginleştirilmesi, temel dil bilgisi kurallarının kavratılması, iletişim becerisi, çevirme becerisi. Verdiğimiz beceriler çeşitli tekniklerle geliştirilebilir. Örnek olarak yazılı anlatım, kontrollü yazma, güdümlü yazma veya serbest yazma ile daha geliştirilmiş hale getirilebilir.

Yöntemlere gelince Pratik Türkçe dersinde kullanılan yöntemler dersin konusuna ve türüne göre farklı olabilir. Dil bilgisi pratiğinde daha çok gösterip-yaptırma, problem çözme yöntemleri gibi uygulanabilir.

Prof. Dr. Özcan Demirel’in verdiği tanıma göre teknik “öğretme yöntemini uygulamaya koyma biçimi ya da sınıf içinde yapılan işlemlerin bütünü”dür (Demirel, 1994). Ancak yabancı dil öğretimi, eğitim sırasında kullanılabilen teknikler, oluşturulmuş öğrenci grubu, öğrencilerin seviyeleri ve kültürel farklılıklarına bağlıdır. Bütün bunları göz önünde bulundurarak beyin fırtınası, soru-cevap, oyunlaştırma, ikili ve grup çalışmaları, gösteri, ev ödevi, benzetim gibi teknikler yukarıda verdiğimiz becerileri kolaylıkla kazandırabilir.

5. Türkçe Öğretiminde Kullanılan Görsel Araçlar

Köstence’de Türkçe öğretiminde kullanılan görsel araçların sayısı hem yetersiz, hem de tutarsızdır. Kütüphanemizde Türk diline ait 400’e yakın eser mevcuttur. Bu eserler Türkiye Cumhuriyeti Başkonsolosluğu aracılığıyla bağışlanarak kitap sıkıntısı giderilmeye çalışıldı. Ayrıca Türk okutmanları kanalıyla Milli Eğitim Bakanlığı ve TÖMER Dil Öğretim Merkezi tarafından öğrencilere verilmek üzere Türkçe Öğreniyoruz (4 cilt) kitapları temin edildi.

Elde edebildiğimiz Pratik Türkçe kitapları ile kütüphanede bulunan kaynakların listesi aşağıda ayrıntılı bilgilerle görülecektir.

BAUBEC, Agietnin, BAUBEC, Deniz Geafer, Limba turca fara profesor (Öğretmensiz Türk Dili), Bucureşti, Ed. International Scorpion, 1995.

Yirmi dört dersten oluşan bu kitap Türkçe öğrenmek isteyenlerin yararlanması için hazırlanmıştır. Her ders, bir metin, dilbilgisel bir bölüm ve alıştırmalardan ibarettir. Ancak metinlerin hiç birisi dersin başlığından anlaşıldığı gibi herhangi bir duruma göre seçilmemiş, günlük hayatta pek az uygulanabilecek örneklerdir. “Bu nedir?” “Ne yapıyoruz?”, “Arkadaşlar”, “Okulumuz” “Köye Bir Gezinti” gibi metinler Türkçe’de iletişim kurmak isteyen bir kişi için pek faydalı sayılmaz. Romen dil bilgisi ile karşılaştırılmaksızın Türk dil bilgisi kavramları geleneksel açıdan sergilenerek Romence’de verilmektedir. Ses bilgisi kavramlarına (ünlü sınıflandırılması, ünsüz sınıflandırılması, ünsüz yumuşaması ses uyumu, ünlü veya ünsüz düşmesi, vurgu) özel bir bölüm ayrılırken morfoloji ile sentaks bilgileri kalan diğer derslerde basitten karmaşığa ele alınmaktadır. Böylece sırayla zamir, isim, isim çekimi, sıfat, ilgi eylemi, basit zamanlar, dilek kipleri, edatlar, ortaçlar, ulaçlar, zarflar, sayılar, çatılar bazı bileşik zamanlar, cümledeki görevleriyle birlikte sunulmaktadır. Her derse ait alıştırmalar genelde Türkçe’den Romence’ye çeviri, boşluk doldurma, fiil çekimi, isim çekimi ya da Romence’den Türkçe’ye çeviri alıştırmalarıdır. Yukarıda verilen bilgilerden anlaşıldığı gibi Türkçe öğretim sırasında sadece bu kitap uygulanırsa okuma-anlama, kelime dağarcığının zenginleştirilmesi, temel dil bilgisi kurallarının benimsetilmesine yönelik olabilir; ancak iletişim ya da yazılı ve sözlü anlatım becerileri tamamen ihmal edilmiştir.

COLIN, Sylvie, KOSAR, Semin, Türkçe Öğrenelim. Larousse Yöntemle Türkçe Öğrenmesi. Çev Liana Stan, Bucureşti, Teora, 2000.

Çeşitli sebeplerden dolayı Türkçe öğrenmek isteyenlere hitap eden bir kitaptır. A Bölümü, B Bölümü ve kısa bir Dilbilgisel Bölümü’nü içermektedir. Bu bölümlere yer verilmeden önce Türk alfabesinin sadece özel harfleri verilip bunların nasıl telâffuz edildiğini gösterir. A Bölümü’nde “Ben mühendisim”, “Bir problem var. Bir problem yok.” “Nerede?”, “Nereye?”, “Nereden?”, “Bir biletim var.”, “Ne kadar? Kaç?”, “Saat kaç?”, “Ne zaman? Nasıl? Niçin?”, “Yolculuk yapmayı seviyorum”, “Kim? Ne? Hangi? Hangisi?”, “Dolmabahçe’ye gitmek istiyorum”, “Ne yaptınız?”, “Selamlamalar” gibi günlük hayatta en sık kullanılan şekiller sıralanırken dil bilgisi açıklamalarına da çok kısa bir şekilde yer verilmektedir. B Bölümü’nde ise 20 konu (alkolsüz içkiler, yiyecek, menü, otel, banka, telefon, postane, seyahat, vücut, sağlık, alışveriş, kıyafetler, şehir, köy, ev-aile, sporlar, eğlenceler, medya) seçilerek bunlarla ilgili Türk gelenekleri, sözcük hazinesi ve soru sorulması sergilenir. Ancak Dil bilgisi Bölümü’nde ele alınan kavramlar hem yetersiz, hem de bazıları yanlış olarak açıklanmaktadır. Buna örnek, emir kipinin istek kipiyle karıştırılması ya da çeşitli zaman veya kiplerin olumsuz şekilleri verildiğinde “–m” olumsuzluk ekinden bahsedilmesi verilebilir. Teorik bilgilerin açıklamalarında çoğu zaman basım hatası vardır ve bunlardan en önemlisi olan ı sesi yerine i sesinin geçmesi öğrencinin kafasında karışıklık yaratabilir. Kitabın üç bölümündeki alıştırmalar genelde Romence’den Türkçe’ye veya Türkçe’den Romence’ye çeviri alıştırmalarıdır ve bunların yanı sıra öğrencinin yardım etmeye yönelik anahtar da sunulmaktadır. Sonuna Romence-Türkçe Sözlük ile İndeks ilave edilmiştir. Kitabın içeriğinden anlaşıldığı gibi kazandırmak istediğimiz becerilerden iletişim yeterliliği, kelime haznesi genişletilmesinde başarılı olma imkanı tanıyorsa da, dilsel yeterlik yahut yazılı anlatım önemsenmemektedir.

MÖRER, Alfred, Grammaire de la langue turque. Theorique ve Pratique. Fransızca İzahlı Türkçe Gramer, İstanbul, Civan Matbaası, 1961.

Başlıktan anlaşıldığı gibi Türkçe ile ilgili bilgiler Fransızca verilmektedir. Yazarın kendisi önsözde yaptığı açıklamalarla kimlere hitap ettiğini, hangi becerilerin kazandırılmasına önem verdiğini açıkça ifade etmektedir. “Türkçe’yi doğru konuşmak, doğru okumak ve doğru yazmak için iyice bilinmesi gereken bir sistem. Bu, bir gramer kuralı olmamakla beraber, kulağı Türkçe’nin fonetiğine alışık olmayan, bilhassa, yabancılar için pek faydalı bir yöntemdir (...) Türk gramerinin temel prensiplerini basit ve tedrici bir şekilde öğretmek amacıyla tertiplenen bu eseri gözden geçiren herkes oldukça kısa bir zamanda bu dil hakkında, gerçek ve mantıklı bir bilgi edinmeyi sağlayan ana hatları kolayca benimseyecektir.” Fransızca-Türkçe Bölümü’nde ve temel Türkçe seviyesinde olan öğrencilerimize tavsiye ettiğimiz bir kitaptır. İçindekilerde Türk alfabesi, fonetik kurallar, ad, sıfat, zamir, mastar, “imek” fiili çekimi, ulaçlar, ünlem, zarf, edat, bağlaç, noktalama işaretleri, sık kullanılan ifadeler, atasözleri, cümle kuruluşu gibi konular yer almaktadır. Gramer şekillerine önem verilmesine rağmen bu bilgilerin kalıcı bir şekilde kazandırılmasına yol açacak hiçbir alıştırma önerilmemektedir. Ancak kelime türleri ele alındığında bol bol örnek verilmesi ile Madde Sırasıyla Faydalı Kelimeler (döşeme, hayvanlar, insan vücudu, aile ve akrabalık, çiçekler, meyveler, ordudaki aşamalar, sebze ve baharat, ev kısımları, hastalıklar, madenler, tabiat vs.) bölümündeki sözcükler öğrencilere kelime hazinesi zenginliği kazandırabilir. Bunun yanı sıra şimdiye kadar ele aldığımız kitaplarda yer almayan imla ve noktalama kurallarına yer verilmektedir. Sonuç olarak diyebiliriz ki bu yapıt öne sürdüğü gramer açıklamalarıyla Pratik Türkçe dersinde değil daha çok Çağdaş Türkçe seminerinde ve özellikle II. sınıfta uygulanabilen bir yapıttır.

MARDİN, Yusuf, Colloquial Turkish, London, Roatledge & Kegan Paul, 1972

Dille ilgili Genel Bilgiler, Dil bilgisi, Dersler ve Kelime bilgisi bölümlerinden ibarettir. İlk bölümde Türkçe’nin dünyanın neresinde konuşulduğu, Türkçe’nin genel nitelikleri, Türk sesleri ve sınıflandırılmaları, hece ve hece türleri, ulama, ünlü uyumu, ad cinsi, çoğul eki, benzeşme, ünlü düşmesi, vurgu, kelime sıralanılışı gibi genel bilgi verilmektedir. İkinci bölümde ise addan başlanarak diğer kelime türleri (kişi zamiri, işaret zamiri, belgisiz zamir, sıfat, zarf, edat, bağlaç, ünlem, fiil) içerilerek bunlara ait olan kategoriler, çeşitli yönden sınıflandırılmalar, kurallara ağırlık verilmektedir. Özel durum ve istisnalar da ele alındığı için Türkçe öğrenmek isteyen ve aynı zamanda Romence ya da İngilizce grameri bilgilerine yeterince sahip olan öğrenci bu bölümde verilen açıklamalarla Türk dil bilgisi becerisini başarıyla kazanmış olur. Sonraki bölüm dil bilgisi bölümünde verilen teorik bilgilerin daha da ayrıntılarıyla devam etmektedir. Bu bölümdeki dersler belli bir modele göre sunulmuştur. Örnek:

Yeni kelimeler;

Bir hal, zaman, kip, iyelik, ekleri vs.

Belirtme haline ait yapım kuralları;

Örnekler;

Diyaloglar;

Okuma parçaları – bunların bazıları ünlü Türk yazarlarının eserlerindendir.      Boşluk doldurma alıştırmaları – anahtarları kitabın sonunda verilmektedir.

Söz ettiğimiz bölüm otuz altı dersten ibarettir ve bunun en önemli özelliği değerlendirme testleriyle bitmesidir. İlk önce on dört ders, göz önünde bulundurulacak bilgilerin kazandırılıp kazandırılmadığının kontrol edilebilmesi imkanını tanır. Diğer derslerin sonunda ise üç değerlendirme testi sergilenmektedir. Genel bir bakışta Türkçe hakkında bilgisini geliştirmek isteyenlere büyük yararı olabilecek bir yapıda olan bu kitap yaklaşık bütün becerilere yöneliktir.

ZÜLFİKAR, Hamza, Yabancılar için Türkçe Dersleri-Dil Bilgisi, Ankara Üniversitesi, Türkçe Kursu Yayınları. 1980.

Yabancı ülkelerde Türkiye Türkçesi üzerine yazılan kitaplar hakkında “...Türkçe’nin yapısına göre ele alınmamış (...) yabancılar için doğru dürüst bir dil bilgisi yazılmamıştır” iddisında bulunan ve o ülkelerde konuşulan dillerde hazırlandığından şikayetçi olan yazar eserin önsözünde amaçladığı hedefi şu şekilde tanıtmaktadır: “...kursumuz öğrencilerine ve yabancı ülkelerde Türkçe öğrenmek isteyenlere, bir dil bilgisi yazmayı denedik.” Dört bölümü ve sonunda alıştırma metinleri, sözlük, fiiller listesi ve dizini bulunan bu yapıt orta Türkçe seviyesinde olan öğrenciler için çok yararlı sayılabilir. Üzerinde durulduğu konular “basitten mürekkebe” ele alınarak ses bilgisi ile ilgili olsun, şekil bilgisi ile ilgili olsun, ya da söz dizini ile ilgili olsun her teorik açıklamadan sonra telaffuz, yer değiştirme, boşluk doldurma, ek ekleme, isim çekme, doğru şekli bulma gibi çeşitli alıştırmalar tavsiye edilmektedir. Kolay tahmin edileceği gibi bu eser dil bilgisi kurallarını kazandırma becerisine yöneliktir.

UYSAL, Sermet Sami, Yabancılara Türkçe Dersleri, 3 cilt, İstanbul, Beta Basın Yayın Dağıtım A.Ş. 1984.

Yabancılara Türkçe Dersleri adlı kitabın her cildi Türkçe öğrenmek isteyen yabancıların bu dilde kazanılmış bilgi seviyelerine göre ele alınmıştır. Böylece I. cilt temel Türkçe seviyesinde olan, II. cilt orta Türkçe seviyesinde olan ve III. cilt yetişkin seviyesinde olanlara büyük kolaylık sağlamak üzere hazırlanmıştır. Yapıtın ilk cildinde gramer bilgilerinin üzerinde durulmuşken, diğer iki ciltte çeşitli konular göz önünde bulundurularak bol metinler, parçalar verilmektedir. Bu iki ciltteki derslerin sayısı toplam 24’tür ve yaklaşık her ders bir şiir köşesi, bilgi, fıkra ve karikatürden oluşmaktadır. Bu ayrı parçaların her biri Türkçe’de okuma-anlama, sözlük haznesinin geliştirilmesi, yazılı anlatım, sözlü anlatım becerilerinin kısa zamanda benimsetilmesine yöneliktir. Buna örnek olarak üçüncü ciltteki “Çeşitli Sanatlar ve Eğlence Yerleri” başlığı olan ders “Hangi Eğlence Yerine Gitsek ki?”, “Sinemaya Gidelim”, “Tiyatronun Değeri”, “Ah Bir Pazartesi Gelse”, Bilgi Köşesi (burada da Sefiller’i Oynuyorlar, Özel Tiyatrolar Dolu, Karagöz, Ramazan ve Karagöz, Bir Senfoni’nin Tarihçesi, Armağanlar, Ödüller gibi metinlere yer verilmiştir). Şiir Köşesi, Bilgi Köşesi (Dünyanın en..., Radyonun Babası Marconi, Türkiye Radyoları, Televizyon), Fıkra Köşesi ve Karikatür Köşesi bölümlerinden meydana getirilmiştir. II. cilt orta Türkçe seviyesinde olan öğrencilerimize başarıyla uygulanmasına rağmen, ders sayısı az olduğundan bu kitaptan yalnız birkaç metin seçilerek Pratik Türkçe’nin Konuşma, Okuma veya Anlatım kısmında uygulanabilir.

YILDIRIMALP, Müfit, A Practical Course in Turkish-Yabancılara Pratik Türkçe Dersleri, İstanbu,l Haşer Kitabevi A.Ş. 1988.

Bu kitabın hedefi, “How To Use This Book” bölümünden anlaşıldığı gibi pratik bir şekilde Türkçe’yi öğretmektir. 24 ünitenin her biri diyalog, okuma, alıştırma, dil bilgisi ve kelime hazinesi kısımlarından oluşmaktadır. Bu kısımlar aynı adı taşıyan becerilerin kazandırılmasını sağlamaktadır. Yeni bilgi, tanıtım ve açıklamalara ayrıntılar verilmeksizin İngilizce aracılığıyla yer verilmesi özellikle İngilizce-Türkçe Bölümü’ndeki öğrencilerimize yararlıdır. Temel ve orta Türkçe seviyelerinde olanlar için uygulanılabilen bir kitaptır. Dil bilgisi kavramlarının açık ve basit bir şekilde tanıtılması, bunlarla ilgili bol bol örnek verilmesi, çeşitli alıştırmalar önerilmesi bu kitabın birkaç avantajıdır. Üzerinde durulan konular – Otelde, Tiyatroda, Hava Alanında, Aile Fertleri, Sinemaya Gidiş, Türkiye, Bankada, Alışveriş, Bakkal, Eczane – günlük hayattaki konuşma ve anlatma becerilerini benimsetmektedir.

THOMAS, Lewis V. ,Elemantary Turkish, New York, Dover Publications.

Elementary Turkish adlı kitap Türkçe dil bilgisi kitabıdır. Yazarın önsözde ifade ettiğine göre amaçladığı hedef “İngilizce konuşanlara modern standart Türkçe’nin temel şekillerini tanıma, anlama ve kullanmaya başlama imkanlarını tanıtmaktır.” 23 ders içerisinde fonetik, morfolojik bilgiler ele alınmaktadır. Türkçe’nin özelliğini ifade eden “Soft g”, “The Circumflex Accent”, “Indefinite Article”, “Definite Article”, “Vowel Harmony”, “Word  Order”, “The Possessive Construction, “The Word ‘Sahip’ in Possessive Construction” gibi kavramlar İngilizce’de ve İngilizce karşılıklarıyla sunulmaktadır. Her dersin sonunda teorik açıklamaları destekleyen ve bunların benimsenmesini sağlayan telaffuz, Türkçe’den İngilizce’ye ya da İngilizce’den Türkçe’ye çevirme, Türkçe yazma alıştırmalarına yer verilmiştir. Verdiğimiz bilgilerden anlaşılıyor ki söz konusu kitap temel dil bilgisi kurallarının kavratılmasını sağlamayı hedeflerken yeterince çeşitli alıştırma önermemektedir. Yine İngilizce-Türkçe Bölümü’ndekilere yardımcı olmakla beraber Pratik Türkçe dersinin gramer kısmına seçici olarak faydası olabilir.

RONA, Bengisu, Turkish in Three Months, Great Britain, Hugo’s Language Books, 1998.

Türkçe’nin temel niteliklerini öğrenmek isteyenlere hitap eden bir dil bilgisidir. Hugo metodunu uygulayan yazar bütün açıklamaları pratik bir açıdan öne sürmektedir. 16  bölümü olan yapıtın her bölümünün başlangıcında yazar, üzerinde duracağı konuları belirtmektedir. Seçtiği gramer konular da belli bir düzen izlemektedir. Buna örnek olarak -da/-de bulunma hali ekini ele aldığında bunun İngilizce’deki karşılığını vererek isim, kişi ve işaret zamiri çekimini, “var” ve “yok” kelimeleriyle kullanılmasını, soru sormayı, soru zamiri veya soru zarfıyla soru sormayı aynı bölümde işlemektedir. Her bölümün sonundaki kısa diyaloglar, kelime hazneleri, çevirme alıştırmaları, okuma parçaları diğer yeterliklerin kazandırılmasına yöneliktir. Kısa tanıtım ve konuşma dilinde kullanılan örneklere dayanan bu kitap şimdiye kadar Pratik Türkçe gramer kısmında ve özellikle temel ve orta Türkçe seviyesinde en büyük başarıyla uyguladığımız kitaplardan biridir. Fransızca ve Romence bölümlerindeki öğrencilerimiz için de bilgileri Romence’de vererek seçtiğimiz bir yapıttır.

KOÇ, Nurettin, HENGİRMEN, Mehmet, Türkçe Öğreniyoruz, 4 cilt, Ankara, Engin Yayınevi, 1992; Alıştırma Kitapları.

Temel, orta ya da yetişkin öğretim seviyelerine hitap eden Türkçe Öğreniyoruz kitabı elimizde olan yapıtlardan en dengeli olanı ve en çok ilgi toplayanlarındandır. Her dersin ayrı bölümleri şimdiye kadar söz ettiğimiz becerileri kazandırma niteliğindedir. Günlük hayat, Türk gelenekleri, Türkiye’nin doğa güzellikleri ya da turistik yerleri ile ilgili olan durum ve konular, diyalog ve metinleri oluşturmaktadır. Dil bilgisi kavramları basitten karmaşığa sunulup çizelgeler kullanılarak daha da tanımsal hale getirilmiştir. Çeşitli zamanların ya da kiplerin soru ve olumsuz soru şekillerinin verilmemesi, dolaylı anlatımla ilgili hiç bilgi sunulmaması, imlâ hataları gibi eksikliklere rağmen dil bilgisi açıklamaları her öğrencinin zorluk çekmeden anlamasını sağlamaktadır. Ders kitapları, alıştırma kitapları ve konuşma kılavuzu ile birlikte Türkçe öğretim sırasında uygulanarak hedeflediğimiz becerilerin başarılı bir şekilde kazandırılmasına yol açmaktadır.

HENGİRMEN, Mehmet, Romence-Türkçe Konuşma Kılavuzu, çev. Radu Dobre, Ankara, Engin Yayınevi, 1992.

Sonuç

Yukarıda sıraladığımız başlık ve açıklamalardan kolayca anlaşıldığı gibi Romence, İngilizce veya Fransızca-Türkçe Bölümü’ndeki öğrencilerimize hitap eden kitaplar vardır. Ancak, bazıları gramer bilgilerine ağırlık verirken bazıları daha çok konuşma dilindeki durumlara, okuma parçalarına önem vermektedir. Buradan kaynaklanan yetersizlik, amaçladığımız hedeflere ulaşmak için, elimizdeki bütün kaynaklara başvurarak her beceriye yönelik üniteler hazırlamak zorunda kalmamızdır. Mesela, seçtiğimiz bir dil bilgisi konusunu daha iyi bir şekilde açıklamak amacıyla elimizdeki bütün kitaplardan en uygun ve ilgi çekici tanıtım, açıklama ve çeşitli alıştırmalar seçip Romence’deki aynı kavramın durumuyla karşılaştırarak öğrencilere sunulmaktadır. Bunun yanı sıra hazırladığımız materyallerin pratik Türkçe’nin ders kitapları sayısına da uyması gerekiyor. Ekonomik sıkıntılar ortadan kaldırılabilirse ve her yıl on öğrencilik bir kontenjan alınabilirse bütün bu materyaller önümüzdeki yılda bir kitapta yer alabilir.

KAYNAKÇA

AYDIN, Özgür, Yabancı Dil Olarak Türkçe Dil bilgisi Öğretimi, Ankara, 1996

AYDIN, Özgür, “İkinci Dil Olarak Türkçe Öğretiminde Türkçe Dil bilgisi Betimlemelerinin Görünümü”, Türkçe Dil bilgisinde Temel Tartışmalar Toplantısı”nda sunulan bildiri.”, Ankara 1998.

BİLEN, Mürüvvet, Plandan Uygulamaya Öğretim, Ankara, Takav A.Ş., 1993

DEMİREL, Özcan, Genel Öğretim Yöntemleri, Ankara, 1994.

DEMİREL, Özcan, Türkçe Program ve Öğretimi, Ankara, ESEM Yayınları – 12, 1994.

HENGİRMEN, Mehmet, Yabancı Dil Öğretim Yöntemleri, Ankara, 1996.

 Köstence Ovidius Üniversitesi - Belghiuzar BULİGA

Köstence, Dobruca’nın merkezidir. Günümüzde Dobruca’da 20 binden fazla Türk ve Tatar yaşamaktadır. Bu konuda fazla bilgi edinmek üzere bkz. Nureddin İbram, Dobruca’daki Müslüman Topluluğu Manevi Hayatından Sayfalar. Çev. Belghiuzar Buliga ve Namık Kemal Yıldız, Köstence, Ex Ponto,1999.

Yaklaşım ve Yöntem Tartışması -1-

 

DİL ÖĞRETİM YÖNTEMLERİ

Dil öğretiminde yaklaşım ve yöntemlerin doğası

... Yabancı dil öğreniminde ve dil öğretmek için kullanılan sınıfiçi teknikleri ile işlemlerinde gerçekleşen izah değişikliklerinin çeşitli tarihsel konulara ve olaylara tepkileri yansıttığı [görülmektedir]. Yıllar boyunca rehber prensip gelenekler oldu. Dilbilgisi-Çeviri Yöntemi dil ve dil öğrenimine yönelik zamana direnmiş ve akademik bir görüşü yansıtmaktaydı. Kimi zaman, 1920'lerin sonlarında Amerikan okulları ve kolejlerinde okumanın temel hedef olması gibi, sınıfın uygulamaya yönelik gereksinimleri hem hedefleri hem de uygulamaları belirledi. Diğer zamanlarda, ondokuzuncu yüzyıldaki pek çok reformcu öneride olduğu gibi, dilbilimden, psikolojiden ya da bu ikisinin karışımından türetilen dil öğretimine felsefi ve uygulamaya yönelik bir temel geliştirmekte kullanıldı. 1940'lardan itibaren dil öğretiminde yöntem ve uygulamaların öğretilmesinin daha temel bir rol üstlenmesiyle birlikte, yöntemlerin doğasını bir kavrama oturtmak ve bir yöntem içindeki kuram ile uygulama arasındaki ilişkiyi daha sistemli bir biçimde incelemek için çeşitli çabalar gösterildi. Bu bölümde, yaklaşım ile yöntem arasındaki ilişkiyi netleştirip yöntemlerin tanımı, analizi ve kıyaslanması için bir model sunacağız.

Yaklaşım [1] ve yöntem [2]

Ondokuzuncu yüzyılın sonlarında dilbilimciler ve dil uzmanları dil öğretiminin niteliği artırmayı amaçladıklarında bunu, dillerin nasıl öğrenildiği, dile ilişkin bilgilerin hafızada nasıl temsil edildiği ve düzenlendiği, yada dilin kendisinin nasıl yapılandığına ait genel prensip ve kuramları destek alarak gerçekleştirdiler. Henry Sweet (1845-1912), Otto Jespersen (1860-1943) ve Harold Palmer (1877-1949)... gibi erken dönem uygun dilbilimciler dil öğretim programları, kursları ve malzemeleri oluşturulması için kuramsal açıdan güvenilir yaklaşımlar geliştirdiler; uygulamaya yönelik pek çok ayrıntının çözülmesi işi ise diğer dilbilimcilere bırakılmıştı. Sözcük bilgisi ve dilbilgisi konularının seçimi ve sıralanması gibi sorulara mantıklı yanıtlar aramalarına karşın bu uygulamalı dilbilimcilerden hiçbiri mevcut kuramların hiçbirinde bu fikirlerin ideal bir birlikteliğine rastlayamamaktaydı.

Yöntemleri açıklarken, kuram ve prensip düzeyinde dil öğretimi felsefesi ile, bir dili öğretmek için kullanılacak türetilmiş uygulamalar arasındaki ayrım, merkez konumdadır. Bu ayrımı netleştirmek amacıyla Amerikalı uygulamalı dilbilimci Edward Anthony tarafından 1963'te bir öneri getirildi. Anthonyyaklaşım,yöntemveteknikadını verdiği üç düzeyli bir kavram ve düzenleme tanımı yapmaktaydı.

Düzenleme hiyerarşiktir. Düzenlemenin anahtarı, tekniklerin bir yöntemi hayata geçirmesi ve bu yöntemin de bir yaklaşıma göre tutarlı olmasıdır....
... Bir yaklaşım, dil öğretimi ve öğreniminin doğasıyla ilgilenen bir seri başlantılı varsayımdır. Bir yaklaşım belitsel nitelik taşır. Öğretilecek malzemenin doğasını açıklar....
... Yöntem, dil malzemesinin düzenli sunumu için genel bir plandır ve yöntemin hiçbir parçası seçilmiş yaklaşım ile çakışmaz ve her bir parçası da bu yaklaşıma dayanır. Yaklaşım belitsel, yöntem ise işlemseldir.
Bir yaklaşım içinde pek çok yöntem olabilir...
... Teknik, uygulamaya yöneliktir; teknik bir sınıfta gerçekte olan bitendir. Belirli bir amacı gerçekleştirmekte kullanılan bir yol, manevra, ya da plandır. Teknikler yöntem ile tutarlı olmalı ve buna bağlı olarak da yaklaşımla uyumlu olmalıdır. (Anthony, 1963: 63-7)

Anthony'nin modeline göre, yaklaşım, dil ve dil öğrenimi hakkındaki varsayım ve inançların tanımlandığı düzeydir; yöntem, kuramın uygulamaya konulduğu ve öğretilecek becerilere, öğretilecek içeriğe, ve içeriğin öğretilme sırasına ilişkin seçimlerin yapıldığı düzeydir; teknik de sınıfiçi uygulamalarının tanımlandığı düzeydir.

Anthony'nin modeli farklı öğretim önerilerinde bulunan farklı düzeylerdeki soyutlama ve somutlamayı ayırd etme konusunda yararlı bir yoldur. Bu modele dayanarak Reform Hareketi sırasında getirilen önerilerin yaklaşım düzeyinde olduklarını ve Dolaysız Yöntem'in bu yaklaşımdan türemiş bir yöntem olduğunu görebiliriz. Coleman Rapor'unun bir sonucu olarak ortaya çıkan Okuma Yöntem'i... aslında çoğul olarak, Okuma Yöntemleri şeklinde tanımlanmalıdır zira tek bir okuma yaklaşımını uygulamaya koymak için çeşitli yollar geliştirilmiştir.

Dil öğretiminde yaklaşım ve yöntemleri kavramsal bir tabana oturtmak için başka önerilerde de bulunulmuştur.Language Teaching Analysis(1965) başlıklı kitabında Mackey belki de 60'lı yılların en bilinen modelini geliştirmiştir; bu model temelde yöntem ve teknik düzeyleri üzerine eğilir. Mackey'in dil öğretimi analiz modeli bir yöntemin altında yatan seçme, derecelendirme, sunu ve tekrar boyutlarına ağırlık verir. Aslında, kitabının başlığına karşın[3], Mackey'nin temel hedefi ders kitaplarının ve bu kitapların temelindeki düzenleme prensiplerinin analiz edilmesidir. Modeli yaklaşım düzeyini ele almayı başaramadığı gibi, ders kitaplarında tanınlananlar dışında, öğretmenlerin ve öğrenenlerin sınıfiçi davranışları ile de ilgilenmez. Bu nedenle de yaklaşım ya da yöntemlerin kapsamlı bir analizi için temel alınamaz.

Her ne kadar Anthony'nin orijinal önerisi basitlik ve kapsamlılık avantajlarının yanısıra kuramsal prensipler ile bu prensiplerden türeyen uygulamaları birbirinden ayırma konusunda faydalı olmaksaysa da, bir yöntemin doğasına gerekli ilgiyi verememektedir. Örneğin, bir yöntemde varsayılan öğretmen ve öğrenen rolleri konusunda hiçbirşey söylenmediği gibi uygulamadaki malzemeler ya da bunların almaları beklenendormkonusunda da birşey söylenmemektedir. Bir yaklaşımın bir yöntem içinde nasıl gerçekleştirilebileceğini ya da yöntem ile tekniğin nasıl bağlantılı olduklarını açıklayamamaktadır. Yaklaşım ve yöntemlerin analiz ve tartışması için daha kapsamlı bir model oluşturmak için, biz Anthony'nin orijinal modelini elden geçirdik ve genişlettik. Daha fazla netlik isteyen temel alanlar, Anthony'nin terimleri ile, yöntem ve teknik. Yaklaşım ve yöntemin yapı düzeyinde - hedeflerin, programın ve içeriğin saptandığı ve öğretmenin, öğrenenlerin ve sınıfiçi malzemelerin rollerinin belirlendiği düzeyde - ele alındıklarını görmekteyiz. Uygulama safhasına (Anthony'nin modelinde teknik düzeyi) biz biraz daha kapsamlı bir terim olanişlemile değiniyoruz. Böylece, bir yöntem kuram açısından bir yaklaşım ile bağlantılıdır, düzenleme açısından bir yapı ile belirlenir ve uygulama açısından da bir işlem ile gerçekleştirilir. Bu bölümün geri kalanında yaklaşım, yapı ve işlem arasındaki ilişkiyi belirleyip bu çevçeveyi dil öğretimindeki bazı yöntem ve yaklaşımları kıyaslamakta kullanacağız. Bu kitabın geri kalan bölümlerinde burada sunmakta olduğumuz modeli yaygın yaklaşım ve yöntemlerin anlatılmasında temel alacağız.

Yaklaşım

Anthony'nin anlatımından yola çıkarsak,yaklaşım, dil öğretiminde uygulama kaynağı olan dil ve dil öğrenme teorilerini anlatmaktadır. Sırasıyla, yaklaşımın dilbilimsel ve psikodilbilimsel yönlerini inceleyeceğiz.

Telif hakları için tıklayınız...                                                        
Copyright © 2010 Türkçede.org                                                 Türkçenin bir dünya dili olması dileğiyle...