İyilik yapayım derken, birine büyük zarar vermek ya da bir işi düzelteyim derken büsbütün bozmak.
Bir işi yaparken dikkatli ve tedbirli olmak lazım. Bir işte gerekli ustalık ve titizlik olursa zarar ziyan da o kadar az olur. Düğünlerde, perşembe günü gelin hanımın yüzü süslenirmiş. Eskiden kalemkâr denilen kadınlar gelinin yüzüne saatlerce makyaj yaparlarmış. Gelinin kaşlarına, gözlerine özel kalemlerle şekil verirlermiş. Bu tür işler yapılırken düğün evinde de davetliler çalgı çalıp oyunlar oynarlarmış. Ortalıkta oynamakta olan genç kızlardan birinin her nasılsa ayağı kaymış, bu arada makyaj yapan kadına çarparak yere düşmüş. Kadının elindeki sert uçlu kalem gelin hanımın gözüne batmış, zavallı kör olmuş. Bu olaydan sonra gelin hanım yüzünden makyajcı kadın da işinden olmuş. Bu kadını kimse çağırıp bir daha ona iş vermemiş. Herkes: - Bu kaş yaparken göz çıkaran kadını istemeyiz, demiş.
Kötü olan durumu düzeltip, iyi bir sonuca ulaştırmak, rahatlatmak.
Öğrenci olsun, işçi olsun, memur, esnaf ve patron olsun zaman zaman not, para, durum, alacak verecek bakımından kötü duruma düşebilir. Ama bu kötü durumları iyiye çevirmek herkesin elindedir. Yeter ki çalışmayı, sabrı, işini bilmeyi akıldan çıkarmasın. Antepli alim ve şair Hasırcızade bir gün İstanbul'a gelmiş. Sadrazam Keçecizade Fuat Paşa'nın ziyaretine gitmiş. Sadrazamın huzuruna çıkar çıkmaz içinden geldiği gibi bir beyit söylemiş ve böylece Paşa'nın takdirini kazanmış. Paşa misafirine: - Üstadım, sizin ilminizi duyarım, çoktandır sizinle tanışmak isterdim. - Teşekkür ederim, Paşam… - Siz Hasırcızadesiniz, ben Keçecizadeyim… Hasırla, keçe arasında yakın bir ilişki vardır. Bu bakımdan tanıdık sayılırız. - Evet Paşam, siz keçeyi sudan çıkarmışsınız. Bizim hasır hâla ayaklar altında. Hasırcazade, bu sözlerle, Fuat Paşa'nın işleri yoluna koyup mevki-makam sahibi olduğunu, kendisinin ise layık olduğu yerlere gelmediğini anlatmak istemiş.