Değersiz bir şeyi ararken, değerli bir şeyi kaybetme.
Elindekinin kıymetini bil. Dışarıdaki buğdayı görüp, evdeki arpadan olma. Şairlerden biri “Sabaha dek okşadım seni.” diye bir mısra yazar. İkinci mısrayı yazacak ama bir türlü kafiye uyduramaz. Bu şairin, Safiye adında oldukça bilgili ve güzel bir karısı vardır. Şairden de memnun değildir. Kocasından ayrılmak istemesine rağmen bir türlü ondan boşanamaz. Kadın, efendisinin yanına gelir: - Efendi ne düşünüyorsun? - Hiç... - Hiç olur mu? Söyle! - Bir şiirin ancak bir mısrasını yazabildim. İkinci mısra için kafiye düşünüyorum. - Bundan kolay ne var? - Nasıl kolay? - Boşadım seni, dersin. Okşadım seni, için güzel bir kafiye olur. - Tamam, boşadım seni, der demez; kadın başına örtüsünü alarak: - Beni boşadın, Allaha ısmarladık, diyerek kapıdan çıkar, gider. Bunun üzerine şair, “Geldi kafiye, gitti Safiye” diye kendi kendine mırıldanır.
Yeniçeri ler günümüz polisliğini yaptığı dönemlerde
olaylara müdahele edip,göz altına alacakları adamları kodeslere götürür. içeri atarkende hooop...güümm derlermiş. ahalide bir olay sırasında suçsuz yere içeri alınan insanlara. vay be! adam bağıra çağıra güme gitti!derlermiş.
Malı mülkü, elde olanları, parayı pulu sorumsuzca, geleceği düşünmeden harcadılar anlamında bir deyim.
Yarını bugünden hazırlamak gerekir. Yarın rahat etmek istiyorsak, bugünden hazırlıklı olmalıyız. Elde avuçta olanı idareli harcayıp geleceği düşünmek zorundayız. Para harcamaktan korkan cimri bir köylü ile onun bir keçisi varmış. Keçi bir gün hastalanmış. Öleceği anlaşılınca kesmişler. Cimri, akşam yemeğinde et yiyeceğim, diye sevinip gezerken, tencerede pişen etin yarısını oğlu gelip yemiş ve etin yarısını da çobana vermiş. Çoktandır et yüzü görmeyen aile, uyuz keçinin etinden tencerede bir şey kalmadığını görünce, üzülmüş. Cimri adam akşam eve gelince karısı ona boş tencereyi göstererek, “Oğlan aldı oyuna gitti, çoban aldı koyuna gitti. Sen de suyuna şepit batır.” demiş.