Etiketler

Türk Dili Tarihinin Eğitiminde Arapça Eski Kaynakların Önemi

Türk  dili dünyanın en güzel ve gelişmiş dili olarak Orta Doğu ve Avrupa’da yaşayan halkların diline büyük etki yapmıştır. Bu etki ortaçağın Latin dili değerlerinden Arap dilinde de duyulmaktadır. Görebildiğimiz Arap kaynaklarından (VIII.-XIII. yüzyıllar) Türk dilinden geçmiş olduğu besbelli olan onlarca sözlük bulunmaktadır. Sami dilinde mensup olan Arap dili kendi dil kuralınca Türkçe kökenli sözcükleri fonetik ve morfolojik bakımından benimsemiş ve Türkçe kökenli sözcükler Arapça’nın gramerine uymak zorunda kalmıştır.

Cahiz'in “El-Risale”, İbn ebd Rebbihi’nin “Ukd-ul-ferid”, Munavi'nin “Feyizül gadir”, Yezid bin Meyzed’in “Tefdil” ve Muhemmed bin Sehm’in “Tarih” kitaplarında rastladığımız Türkçe akrabalık terimlerini işbu yazıda açıklamağa çaba göstermekteyiz. Örneğin, Munavi söz konusu kitabında Türklere dair yazdığı sayfalardan birinde şöyle anlatır: Ve iza edreketulimra’atu indehum ihtarat men Eradat min rical ve tereket taetu Ebvabiha (Kız çocukları dünya evine girmek yaşına varınca istedikleri erkeği seçerek babalarını terk ederler). Arapça “ebiha” yerine Türkçe “baba” sözcüğünü kullanmış Munavi, “baba” sözünün çoğul şeklini “babalar” Arap usuli ile yapmıştır: baba “Ebvah”. Söz konusu kitapta “kardeş, yegen, bibi, bacı” gibi sözcükler de işlenmiştir. Mesudi “Acaib-il-dünya” kitabında şöyle yazmıştır: Fe emma-t-Türk hum eheviyehum-l ekber yekulu lehu adabik” (Türkler büyük kardeşlerine ağabik (abi) derler).

Mesudi’nin “Kitab-il-mesalik ve-l-memalik” eserinde de Türk diline dair değerli notlar var.

Cahis “El-risale” eserinde, eski Arap tarihçilerine dayanarak şu ifadeyi yazmıştır: “Fi biladi el çibalüt Türk Fehuve-l-çebel-ul-ezim elel-ard” (Türk dağı memleketler içinde ve yeryüzünde en yüce dağdır).

Kanımızca, yüce Türk milleti yüce dağlardan da yücedir ve Ortaçağ döneminden günümüze kadar bu yücelik artarak süregelmektedir. Arap dilinde mevcut olan Türk sözcüklerinin her birinin bir özel tarihi, alınma nedeni ve amacı vardır.

Türklerin Arap memleketlerine sel gibi akını XI yüzyılın ilk yıllarında başlar. Türkler ilk önce Horasan’ı tuttuktan sonra İran ve Suriye’yi de ele geçirdiler. 1055’inci yılda Tuğrul Bey Bağdat’ı fethediyor. Selçuklular daha sonra 1076’ncı yılda Şam’ı aldılar. Ali Vafil 1950 yılında Kahire’de basılmış “Fıkh ellüğe” kitabında yazıyor: Selçuklar İslam şarkında önemli Müslüman memleketlerini merkezleştiren en kudretli sülale olmuştur. Selçuklular döneminde ilim ve edebiyat gelişerek Nasir Hosrof, Anveri, Muizzi, Sanan, Attar, Ravendi, Gazali, Gamiri gibi bilgin ve edipleri ortaya çıkarmıştı. Nizamülmülk’ün Bağdat, Belh, Nişapur, Herat ve İsfahan’da yaptırdığı büyük Nizamiyye medreseleri de böyle bilginlerin yetiştirilmesinde büyük etki sağlamıştır.

İbn el Esir “Et tarih el bahir fid daule el Atabekiye bil Mausil” eserinde not olarak şöyle yazıyor: “Türkler’in Araplara etkisi yalnızca dil bakımından değildi. Arapların tüm tavırları, düşünce ve zevkleri de Türkleşiyordu. Mesela, bazı Abbasi halifeleri törenlerde Türk elbiseleri giyermişler, hatta halife Mustancit’in gayet güzel Türkçesi varmış.”

Türklerin yetiştirdiği yüzlerce filozof, doktor, matematik bilgini, tarihçi ve şairi Araplar için Arap dilinde belirsiz sayıda kitaplar yazmışlardır. Selçuk hanedanlığının oluşundan ve İslam egemenliğinin Türklerin eline geçmesinden sonra Türk dilinin önemi daha da artar. Mahmut Kaşgari’nin “Divani-lügat-it-Türk”ü, Sultan Veled’in “Veledname”si, Yunus Emrenin “Güldeste”si bunlara örnektir.

Rus bilgini Oda-Vasilyeva “Arap memleketlerinde dil problemi hakkında” eserinde gösteriyor ki, Türkler Arabistan’ı ele geçirdikten sonra Arap dili Türk diline oranla giderek kendi otoritesini kaybetmeye başlamıştır. Arap yazı dili yalnızca diyanet işlerinde ve medreselerde geçerliğini muhafaza edebilmiştir. Türk yazı dili, Arap halk konuşma diline geçiyor ve sözlüklerin malı oluyordu. Araplar hiçbir zorluk, tehdit, korku olmaksızın Türk dilini öğrenmeye çaba gösteriyorlardı. Türk dilinin güzelliği onları hayran ediyordu.

Araplara ait olan halk deyimlerinde, ata sözlerinde Türkçe sözlerinin kullanılmasının tarihçesini belirtmek imkansız olsa da, tahminen bu tarih XIII. yüzyıldan daha önceye ait olacaktır. Al Şeyh Celal el Henefi “El Emsal el Bağdadiye” adlı kitabında eski Arapların deyimlerinde kullanılmış Türkçe sözlere şunları örnek veriyor:

İza sare şeşelik indel-kelb semmet avav ağa (İşin köpekten keçirse, ona hav-hav ağa de),

İştegel bi berat vehesebel bettalet (Para kazan ve onu kahramanlık hesap et),

El dinsiz yüride lehul-imansizeh (Dinsiz korkusu imansızdandır) vs.

Örneklerde kullanılan ağa, bettal sözcükleri Türkçe sözcüklerdir.

Ağa sözcüğünün çağdaş Türkçe’de çeşitli anlamları var. Türlü fonetik varyantlarda kullanılabilir: ağa-aka-akka-eke-yeke vb. Çağdaş Azeri Türkçe’sinde ağa sözü ile ilgili özel adlar da mevcuttur. Ağa adı ile hanımların ve erkeklerin adlarının adlanmasına örnekler verelim:

Ağahan-büyük han; ağadayı-büyükamca; ağabacı-abla; ağadadaş-büyük kardeş; ağabeyim-büyükhanım vs.

Ağa köy muhtarına, büyük nüfuzu olan kimseye de denir. Mesela: “Ben kendi keyfimin ağasıyım.”

Arap dilinde kullanılmış “dinsiz ve imansız” sözcüklerinin ekleri Türk kökenlidir.

İbrahim Enis “Min esrar el Luga’ kitabında dil alıntılarını yansılamaya benzetmiştir. Dil alıntılarına ayrı zamanda ferd olarak ayrı-ayrı adamlar ve tüm halk katılmış olur. Genel olarak, bir dilden yabancı bir dile sözcüklerin geçmesinin nedenlerini dilciler çeşitli olaylarla ilişkilendiriyorlar. Politik, coğrafi, ekonomik, askeri durum bu olayların en önemlilerindendir. Sadece şunu da unutmayalım ki, alıntı sözcükler ihtiyaç yüzünden de öteki dile geçebilir, örneğin, VIII-XIV. yüzyıllarda (XV-XX. yüzyıllarda ise daha fazla).

Araplar Türkçe sözcükleri kendi dillerine ihtiyaç yüzünden almışlardı, oysa onların da “hakan, yatağan, onbaşı, çavuş, sancak, bey, bucak” gibi sözcükleri kullanması gerekiyordu.

VIII-IX. yüzyılın tarihçileri Teberi, İbn Haukel gibi tarihçilerin kendi kitaplarında ve XI. yüzyılın Ön Asya Selçuklularının el yazılarında “uluk, toğrultekin, alp, çabuga” gibi Türk sözlerine rastlamak mümkündür. XIII yüzyılda yaşamış İbn el Esir Türk-Moğol hücumunu tasvir ederken “çetir, çadır” sözünü kullanmıştır. İbn Battute kitaplarında “hatun,  hanım” sözlerini sık sık kullanmıştır.

Hilafet döneminde Türklerin saray ve orduda önemli görevlerinde bulunmaları Arap memleketlerinde Türk dilinin derin kök atmasına neden olmuştur. XIII yüzyılda Abbasi hilafeti kesinlikle çöktükten sonra Türklerin Araplar arasında hakimiyeti artmıştır. Bu dönemde Arap yazılarında “alay, ordu, süngü, fişenk, bayrak, bölük” gibi askeri terimler kullanmaya başlamıştır. Rus Dilcisi B.Gördlevski 1932’inci yılda eski Sovyetler Birliği’nde yayımlanmış “Türk dilinin Arap diline etkisi” adlı makalesinde “Türk sülalerinin egemenliğinde bulunan arazilerde Türklerin yönetim kurulu mevcut olduğundan dolayı böyle bölgelerindeki Araplar kendi konuşmalarında sık sık Türk sözleri kullanıyorlardı.” Demiştir. Örneğin, elçi, ulak, çapar, yedek, konak, yeni gibi sözler Arapların o zaman kullandıkları Türkçe sözcüklerdendir. Sözlüklerde adı geçen sözcükler aynı zamanda Arapça anlamları ile beraber verilmiştir.

Mesala: mebeliğu bursa, yani beşir (Çapar sözlüğünü Araplar “capar” şeklinde kullanmışlar, bildiğimiz gibi, Arap dilinde “ç” sesi yoktur. Adı geçen sözlüğü sözlükte böyle açıklamışlar: çapar-haberi ileten, yani haberci);

İlçi-mumessilu dauletin inde döleti uhra (Elçi-bir döletin öteki bir dövlette temsilcisi)

Sultan Mehmet Sani’nin (II. Mehmet) zamanında  Türklerin devlete tam sahipliği, hilafet ordularında Türklerin daha fazla bulunması Arap diline Türkçe sözcüklerinin geçmesini daha da hızlandırıyordu.

Bu dönemde Arap dilinde Türkçe yiyecek, giyecek adları da geniş şekilde kullanılmıştır. Mesela, bastırma, dolma , kazan. Gündelik hayatta bazı sözlükler Türk dilinden Arap diline geçmiş sözcükler kitaplara bile etki yapmıştır.

Mesela:

Torba, yatak, boya, yaşmak, aher, araba, tamga, başlık, ekinci, biçim vs.

Arap diline geçmiş Türkçe sözcüklerin morfolojik açıdan çoğu ad grubu sözlerdir, fakat eylem, belirteç, sayı ve sıfatlara da rastlanıyor. Mesela; şimdi, yavaş, başka, buyur vs. ilgi çeken örnekler içinde ortaçağ Arap dilinde Türk kökenli eklerin de kullanılmasıdır. Daha sık sık kullanılan ek ise “-ci” ve “-lık” ekleridir.

Türk dilinde de “ci” eki çok kullanıldığından Arap dilinde bu eke daha sık rastlıyoruz.

Mesela:            aşçı, arabacı, yesirci. Not olarak söyleyim ki, çağdaş Türkçe’de “yesirci” sözü kullanılmaktadır. Eskide “yesirci” esirleri satan adama derlerdi.

VIII-XIII. yüzyıllarda geniş yayılmış Türk eklerinden biri “-lik” eki olmuştur. Mesela: Şenlik, beşlik, beylik , selamlık, çiftlik.

Arap yazılarında bazı hallerde “altılık ve altmışlık” sözleri “tilek ve timişlik” şeklinde verilmiştir. Böyle bir yanlışlığın nedeni “altı ve altmış” sayılarının söz kökünde mevcut olan “al” hisseciğini kimi Arap katipleri Arap dilindeki “al” propozisyonu gibi kabul edildiğine bağlı olduğunu sanıyoruz.

Kaynaklarda bileşik sözlüklerin etimolojisinde Türkçe sözcüklere rastlıyoruz. “Baş” sözünün yardımı ile Arapça’da çeşitli sözler bulunmaktadır. Mesela: baş katip, baş çavuş, subaşı vs.

Arapça’ya geçmiş Türk sözlerinde ses bilimsel bakımdan değişmeler olmuştur. Burada başlıca olarak dikkatimizi üç nokta çekiyor:

  1. Türkçe ünsüzlerinin Arap dilinde ifadesi;
  2. Türkçe ünlülerinin Arap dilinde ifadesi;
  3. Türköe sözcüklerde ses bilimsel olayların mevcutluğu.

Türk dilindeki “ç, j, g, p” ünsüzleri Arapça’da olmadığından adı geçen ünsüzler Arapça’da fonetik kuralına uyarak “c, z, ş ve b” ünsüzleriyle ifade olunuyor.

Bunlar hakkında İbn Mühenna “Hilye el insan vel-hilye el lisan” eserinde, Zemahşeri “Mukaddemet el-edep”, Melioransky “Arap fildogu Türk dili hakkında” kitaplarında yazmışlardır. Bu bakımdan M.Kaşgari’nin “Divanı-lugat-it-Türk”eseri daha önemlidir. Adı geçen bilgin Arap ve Türk dillerine dair birkaç fonetik kural ve olaylar hakkında zengin ve çağdaş dilcilik ilmi için önemli sorulardan bahsetmiştir. Şahabeddin Ahmet et Haffaci “Sefaul Celil fi ma fi kelam el Arap min ed dahil” adlı kitabında Türk dilinde mevcut olan “ç, p, g” ünsüzlerinin Arapça verilecek şekillerinden bahsetmiştir. İbrahim Enis “Min essar el luga” eserinde Türkçe’de olan “p” ünsüzünün yerine göre “b”,  “f” , “v”  ünsüzleri ile yazıldığını kaydediyor.

Arap dilinde “g” ünsüzü olmadığından bu sessiz “c” ve “k” harfleriyle yazılmıştır. Mesela: karagöz-karakuz, vergi-virku, gözçü-kuzcu vs. Türk diline özgü olan “sağır nun” olarak adlanan “n” ünsüzünün  Arapça’da yansıtılmasında bir çok zorluklar mevcuttur. Mahmut Kaşgari kendi kitaplarında yazmıştır ki, “nuni seğirin” telaffuzu Türk olmayanlar için gayet güçtür. Araplar, adı geçen ünsüzü kendi dillerinde “nk” ünsüzü ile ifade etmişlerdir. Mesela: yeni-yenki, domuz-tunkuz vs.

Arap ve Türk dillerinde aşağı yukarı benzer ünsüzler de mevcuttur. Onların Arap dilinde verilmesinde de bir o kadar aykırılıklar vardır. Çeşitli fonetik kurallara ait olan Türk ve Arap dilleri kendi gramerlerine uygun biçimde yabancı sözcükleri benimserler. Türk dilinden Arap diline geçmiş sözlükler Arap dilinin etkisiyle değişmiş, farklılaşmış ve sesiz benzeşmesine uğramıştır. Benzer ünsüzler arasında ise az değişiklikler olmuştur. Mesela: “b” ünsüzü arasında fark olmadığı için ünsüzler aynı şekilde yansıtılmıştır: Boya-buya, tabur-tabur, araba-erebe vs.

Türk dilinde ise “t” ünsüzü, dil-diş, sert ünsüz olarak belirlenmiştir. Arap dilinde ise “t” ünsüzü iki çeşittir. Bu yüzden terkibinde “t” ünsüzü olan Türkçe sözlerin Arap dilinde verilmesinde belli bir kural var. “T” ünsüzü Arap dilinde uzun ünlüden önde gelirse kalın telaffuz edilen “t” şeklinde yazılır. Mesela: takım-takım, tozluk-tuzluktuz-tuz vs. Sonor ünsüzlerle gelen “t” ünsüzü Arap dilinde genel olarak sert, arkadamak “t” ünsüzü ile yansıtılmıştır. Örneğin: yatak-yetekdolma-tulmaturşu-turşutatlı-talı vs. Kimi hallerde “t” sesi “d” sesi ile de verilmiştir. Mesela: toğan-duğan, tan-dan vs.

Arap ve Türk dillerinde olan “c” ünsüzü de aynı şekilde telaffuz ediliyor: ocak-vucak, sancak-sancak, sac-sac vs. Aynı sözleri “g” ve “k” ünsüzleri hakkında da demek mümkündür. Mesela:yoğurt-yuğurtboğaz-buğaz,  tamğa-tamğa vs.

Arap kaynaklarında diğer ünsüzlerin yayılışında belli benzerlik veya aykırılıklar mevcuttur. Onların birkaçını örnek olarak şu şekilde verebiliriz: hatun-xatun, kışlak-kişlak, kazik-hazik, köprü-kubra, şimdi-şindi, yasak-yesek vs.

Türkçe alıntılarda mevcut olan ünlülerin yazılışında da çeşitli aykırılıklar görünüyor. Mesela, Türk dilinde mevcut olan yuvarlak “o” sesi Arap dilinde yoktur. Bu nedenle terkibinde “o” sesi olan Türk sözleri Arap kaynaklarında “u” ünlüsü ile veriliyor. Mesela : ordu-urdu, oda-uda, oçak-vuçak, onbaşı-unbaşı vs.

Arap dilinde bazı sesbilimsel olaylar mevcuttur ve bu olaylar Arap diline geçmiş Türkçe sözcüklerde de gözüküyor. Mesela, Arap diline geçmiş Türkçe sözlerin bir kısmında uzun “a” ünlüsünden önde gelen “g”,“k” sessizi kimi hallerde kullanılmıyor. Mesela: kazma-azma, karagöz-karakuz-aracuz vs. Bazı iki heceli Türk sözleri Arap diline bir heceli sözcük gibi geçmiştir. Mesela: Türk dilinde “kesim” sözü kullanılır. “Kesim” sözü “kesmek” soyundandır. Arap dilinde “kesim” sözü “kısm” sözü şeklinde kullanılmıştır. Not olarak söyleyelim ki, kesim-kısm sözü Arapça’da sık sık kullanılır. Mesela: taksim, kesmet, kasım vs.

Arap kaynaklarında rastladığımız bazı Türkçe kökenli sözcüklerde ses değişmesi olayı mevcuttur. Mesela: şalvar-şirval, kurultay-kurlutay vs.

Bugün çağdaş Türkçe’de gayet çok kullanılan “örnek” sözü Arap dilinde “urnik”, çoğul şekli ise “eranik” biçiminde işlenmiştir. Şaşkın sözünün “şaşmak” eyleminden olduğu bellidir. Türk dilindeki “şaşgın” sözü Arap dilinde “aşkın-eşkin” şeklini almıştır. “Eşkin” sözü sonraları Arap dilinde hızlı yürüyen at; “kaçkın adam” anlamı ifade etmiştir.

Arapça’da kullanılan “başat” sözcüğü Türkçe’deki “baş” sözcüğünün çoğul biçimidir ve anlamı “önder, başkan”dır. Ortaçağ döneminde Arap kaynaklarında tespit olunmuş Türkçe sözler şimdiye kadar kendi araştırıcılarını beklemektedir.

Türk dilinden Arap diline geçmiş sözlerin bir kısmı Arap dilinde oldukça  yayılmıştır. Mesela: Çelebi-şelebi. Çelebi-eskiden, Mevlevi büyüklerine verilen sıfat; eski dilde bay yerine kullanılan unvan; görgülü, kibar erkek anlamlarında kullanılmıştır. Çanta-Şanta (çoğul şekli-şunat); -çanta- çağdaş Türk dilinde kösele deri, bez, plastik veya tahtadan yapılan, büyüklüğüne göre para, evrak, eşya taşımak için kullanılan kaptır. Bu anlamlardan başka Arap dilinde başka anlamlar da bildirmektedir. Mesela: Şantatul esap-doktor çantası; şantatul sirç-eyer (at) çantası; şantatul ceraye-paraşüt çantası. Çorba-şurba; Arap dilinde şurba sözünü böyle açıklamışlar: Teami mai miner-ruzi au edese au hezer uutibuh bil lehmin au bi semeni (Pirinç veya mercimek veya sebzenin et ve yağla bir yerde pişirilmesinden yapılan yemek). Kimi bilginler çorbanın-şorba şeklinde Fars dilinden geçtiğini söylese de, biz adı geçen sözün Türk kökenli olduğuna ve Arap diline Türklerce geçirildiğine kesinlikle inanıyoruz.

Arap dilinde olan eski kaynaklarda rastladığımız Türk kökenli sözcüklerden biri de “karakul” (bekçi) sözüdür. Bu sözün yazılmasında çeşitli yazım şekli mevcuttur: karakul, kerakul.

Bilindiği gibi “karavul” sözü bileşik sözdür ve kara-kul kısımlarından mürekkeptir. Adı geçen sözcük Türk dilinden aynı zamanda Fars, Rus ve birkaç Avrupa diline de geçmiştir.

Böyle söyleyebiliriz ki, Abbasiler dönemine ait Arap kaynaklarında rastladığımız Türkçe sözler Araplarla Türklerin kültürel, politik ve ticari ilişkilerinin sonucudur; aslında bu ilişkiler çok eskiden de mevcut olmuştur ve adı geçen bağlantıları Arap ve Türk dillerinin sözlüklerinde yansıtan çok sayıda kelime sübut etmektedir.

Türk dilinin Arap diline en kuvvetli etkisi Türklerin Arap memleketlerinde bulundukları döneme, özellikle Osmanlı dönemine aittir. Türkçe sözler Arap diline yazılı ve konuşma usulü ile geçmiştir. Arapça’ya geçmiş Türkçe sözcükler türlü değişikliklere uğramıştır. Türk diline has olan “ü, ö, e” ünlüleri, “p, ç, j, g” ünsüzleri Arapça’nın benzer ünsüzleri ve ünlüleri ile değiştirilmiştir.

Arap ve Türk dillerinde mevcut olan fonetik olaylar sonucunda birkaç bileşik Türkçe sözcük Arap diline basit sözcük şeklinde geçmiştir. Arap diline geçmiş Türkçe sözcüklerinin bir kısmı yerli lehçelerde kullanılır, ama yazı dilinde tespit olunmamıştır.

Bir kısım sözcük ise yazılı dile geçmiştir ve çağdaş Arap dilinde de kullanılmaktadır. Türk dilinin etkisi Arap yazı dilinden daha çok lehçelerine olmuştur. Kimi Türkçe kökenli sözlerin bazıları Arap dilinde tanınmayacak kadar değiştiğinden onların şimdi Arap sözcük olmadığını söylemek gayet zor iştir. Mesela: Keyz-kızmak (öfkelenmek), zeyk-sıkmak (boğmak), kısım-kesim (bölüm), keb-kap (kapamak) vs.

Bu biçimden olan sözcüklerin araştırılması, onların geçme yollarını belirlemek, linguistik açıdan değerlendirmek Türk ve Arap ulusunun, dilinin, edebiyatının, tarih ve gelişmesinin öğrenilmesinde özel önem taşıdığından onların incelenmesi bilimsel bakımdan kaçınılmazdır.

KAYNAKÇA

  1. Atalay B. Arapça ile Türkçe’nin karşılaştırılması, İst., 1954
  2. Gordlevskiy V. Türkçe’nin Arap diline etkisi. L., 1932, K.(Rusça).
  3. Toylar B. Arabic words in English. London, 1934.
  4. İbrahim E. Min esrari el Luga. Kahire, 1958.
  5. Ibn el Esir. Et tarih el bahir fid daule el Atabikirye, Kahire, 1903.
  6. Ibn Muhenna Cemaleddin. Hilye el insan vel hilye el Lisan, Bağdat, 1900.
  7. Ibn Mensur el Cevaligi. El muereb min el kelam el ecemi ela huruf el mucem. Kahire, 1365 (h).
  8. Mustafa Maragai. Hidayetul-talib ile kavaid-l-luga el erebiyye, Leyden, 1901.
  9. Mahmud Kaşgari. Divani-Luğat-it-Türk. Bağdat, 1333 (h).

10.  Murib Ali Abdurrahim. Tarih el-arap vel muslimin. Bağdat, 1959.


Azerbaycan, Bakü Devlet Üniversitesi - Ramazan SIRACOĞLU

 

Türkçe Eğitiminde Kelime Hazinesinin Önemi

       Dil, hem zihinsel gelişmenin göstergesi hem de anlamanın aracıdır. Bu tanım, dilin çocuğun bilişsel ve sosyal gelişiminde ne denli önemli bir yer kapsadığını açıkça ortaya koymaktadır. Dil aynı zamanda çocuğun sosyal beceriler edinmesinin ve bu becerileri kullanmasının da aracı ve ön koşuludur. Sosyal becerilerin başında gelen iletişim, bunu gerçekleştirecek araç olan dilin de gelişmesine bağlıdır.

Dilin özelliklerinden birisi, düşünce ile iç içe olmasıdır. Düşünceler dil yardımıyla ortaya konarak başkalarına iletilir. Düşüncelerin gelişmesini sağlayan temel unsur, kelimelerdir. Kelime ve kavram zenginliği düşünme sürecinde akılcılığa ve düşünce zenginliğine işaret eder (Budak, 2000). İnsanın kelime ve kavram yönünden zengin bir birikime sahip olması, düşüncede de zengin olmasını sağlar. Bu nedenle Türkçe eğitiminde kelime öğretimine ayrı bir önem verilmesi gerekmektedir.

Her dil etkinliği önce bireysel sonra da toplumsal özellikler arz eder. Dil, toplumsal bir kurumdur ancak bireyden bireye farklılık gösteren özellikler taşır. Bireyler arasındaki duyuş ve düşünüş ayrılıkları bireye özgü de bir dilin olduğunu kabul ettirmektedir. Aynı aile ya da sınıftaki çocukların, farklı kelime hazinesine sahip olmaları, onların bireysel özelliklerinden kaynaklanmaktadır.

İnsanların ilk öğrendikleri dil, ana dilleridir. Dil gibi karmaşık bir sistem, birey tarafından kendi kendine ve hızla geliştirilmektedir. Özbay (2001), okul öncesi çocuklarının kelime hazinesinde yer alan kelimelerin hem sayı hem tür bakımından çeşitliliğinin oldukça fazla olduğunu ifade etmektedir. 6 yaşından itibaren çocuğun sahip olduğu dil, okulda belli bir program ve plan doğrultusunda geliştirilir. Çocuğun sahip olduğu dilin zenginleştirilmesinde "kelime öğretimi"nin önemi oldukça fazladır denilebilir.

Türkçe eğitiminde temel dil becerilerinin kazandırılması hedeflenmektedir. Ancak bu becerilerin kazandırılabilmesi için öncelikle bazı ön koşul edinim ve öğrenmelere ihtiyaç vardır. Bunlardan birisi de kelime bilgisinin geliştirilmesidir (Budak, 2000).

Okullarda kelime öğretimi, Türkçe derslerinde sistemli bir şekilde yapılmaktadır. Türkçenin ana dili olarak öğretiminde amaç, dil becerilerini geliştirmektir. Bireylerin bu becerilerinin geliştirilmesiyle hem anlamaları hem de duygularını ve düşüncelerini tam ve doğru olarak anlatmaları sağlanmaktadır (Kavcar, Oğuzkan, Sever, 1995). Bu


beceriler, bir bütün olarak ele alınmalıdır. Kelime öğretimi de bu bütünün bir parçasıdır. Çünkü anlama becerisindeki gelişme, kelime hazinesini zenginleştirerek öğrencinin anlatma becerisini de olumlu yönde etkileyecektir (Sever, 2000). Karatay (2007) bu noktayı, "Dil becerilerinin bireye kazandırılması ve bireyin bu becerileri aktif olarak kullanabilmesi, edinilmiş zengin kelime hazinesine bağlıdır." ifadesi ile vurgulamaktadır.

  

Kelime ve Kelime Hazinesi

Kelime, ifade etmek istediğimiz düşüncelerin, tavırların göstergesidir. Akyol (1997), kelimeyi, tecrübelerin hafızada depolanmış şekli olarak tanımlamaktadır. Aksan (1990), kelime adını verdiğimiz işaret, bir kavram, bir de ses yönü olan her dilin kaynaşmış bir düşünce ses bileşimidir, dildeki başka ögelere ilişkili bir anlama ve anlatma birimidir derken Kantemir (1997) kelimenin, anlam taşıyan ve cümlenin kurulmasında etken rol oynayan ses ya da ses topluluğu şeklinde tanımını yapmaktadır. Korkmaz (1992), "Bir veya birden çok ses öbeğinden oluşan, aynı dili konuşan kişiler arasında zihinde tek başına kullanıldığında belli bir kavrama karşılık olan somut veya belli bir duygu veya düşünceyi yansıtan soyut yahut da somut ve soyut kavramlar arasında ilişki kuran dil birimi" şeklinde ifade eder (s. 100). Bu tanıma göre kelime hem bir anlam hem de bir şekil birimidir. Kelime ile kavram arasında yakın bir ilişki mevcuttur. Kelime, söylendiğinde onu karşılayan kavram akla gelir. Bunların oluşması için de duygu, düşünce, hayal vb. hafızada tasavvurunun bulunması ve bunu ifade eden bir kelimenin olması gerekir (Alperen, 2001).

Kelimeler yalnızca anlatmaya değil, anlamaya da yaramaktadır. Kelimelerin anlamı bilinmeden okunanların ya da söylenenlerin anlaşılması imkânsız gözükmektedir. Bir metinde okuyucunun anlamını bilmediği kelime sayısı çoksa metnin anlamının kavranması da zorlaşır.

Kelime bilgisi; derinlik (kelimelerin çeşitli anlamlarını bilmek), genişlik (çeşitli konularda kelimeler bilmek), ağırlık (bir konuda oldukça çok kelime bilmek) olmak üzere üç boyutta tanımlanmaktadır. Bu boyutlar çocuklar büyüdükçe ilerleyip gelişir (Göğüş, 1978). Akyol (1997), yapılan araştırmalarda kelime bilgisinin derinlik boyutunun ihmal edildiğini ifade etmektedir.


Bireyin kendini ifade edebilmesinde ve iletişimde bulunduğu kişileri anlayabilmesinde sahip olduğu kelime bilgisinin önemi büyüktür. Bir kişinin kazandığı kelimelerin hepsine kelime hazinesi denir. Korkmaz (1992) kelime hazinesini; "Bir dilin bütün kelimeleri; bir kişinin veya bir topluluğun söz dağarcığında yer alan kelimeler toplamı." şeklinde tanımlamaktadır. Bu alanda yapılan çalışmalara bakıldığında bu kavramın; sözcük dağarcığı, söz dağarcığı, kelime serveti, söz varlığı vb. isimlerle de karşılandığı görülmektedir. Çalışmalar incelendiğinde dile getirilen bu kavramların, aynı anlamı karşılamak için kullanıldığı söylenebilir. Sıralanan bu kavramlar arasında "söz varlığı"nın anlamının diğerlerinden farklılık taşıdığı Aksan (1980)'ın "Söz varlığı, temel veya çekirdek kelimeler yanında; yabancı kökenli kelimelerden, deyimlerden, atasözleri, bilim, sanat ve teknik alanlara ait kavramlardan oluşan terimler ile kalıp sözlerden meydana gelmektedir. Temel sözcükler de denilen temel söz varlığı, bir ulusa atalarından kalmış olan en eski metinlerde görülen ve insan için birinci derecede önemli sayılan ögelerdir. Bunlar, organ adları, yiyecek-içecekle, tarım araçlarıyla, insanlarla yakın ilişkisi bulunan hayvanlarla ilgili adlar, akrabalık adları ve sayı gösteren sözcüklerdir." tanımı ile ortaya çıkmaktadır. Ancak Türkçe Sözlük'te kelime hazinesi ile söz varlığı aynı anlamda düşünülmektedir (TDK, 2005).

Kelime hazinesi, bireyin öğrenme yaşantısı sonucunda bellekte depolanan birikimi ifade etmektedir. Bu birikimi en verimli şekilde artırma ve kullanmayı sağlayacak ortam, Türkçe dersleridir. Bu derste kelime hazinesini zenginleştirme çalışmaları ile öğrencinin hem dili iyi kullanması hem de düşünce dünyasını geliştirmesi sağlanır.

Devamını okumak için tıklayınız...

Uzaktan Yabancı Dil Eğitiminde Açık Kaynak Yazılım Uygulaması

  Yabancı dil eğitimi gerek küresel gerekse yerel anlamda sosyal, iş ve akademik alanlarda gittikçe önem kazanmaktadır. Teknolojide meydana gelen gelişmelerle birlikte bireylerin zaman ve mekan kısıtı olmadan bilgiye erişimlerinin kolaylaştığını söylemek yanlış olmayacaktır. Bu bağlamda, gerek kişisel gerekse mesleki açılardan kendilerini geliştirmek isteyen bireyler için teknoloji destekli içerikler cazip hale gelmektedir. Bu çalışmada, Türkiye'de akademik alanda çalışma yapmak isteyen bireylerin yabancı dil bilgilerinin belirlendiği sınavlardan biri olan Üniversiteler Arası Kurul Yabancı Dil Sınavı (ÜDS) sınavına yönelik hazırlanmış çevrimiçi kurs uygulaması, kuramsal temel, kullanılan yöntem ve araçlar açısından değerlendirilecektir.

1. GİRİŞ

       Bilgi ve İletişim Teknolojilerindeki (BİT) hızlı gelişmeler, kendi dinamikleri içinde de pek çok değişikliğe neden olmuş, bu değişiklikler eğitim alanına da fazlasıyla yansımıştır. Başka bir deyişle, eğitim dünyası hızlı bir değişimin içindedir. İnternet ve bilgi teknoljilerindeki değişimler de öğrenme stratejilerinin önemli parçalarından biri haline gelmiştir (Ryan, Scott, Freeman ve Pattel, 2000).

       Bir önceki yüzyılın son çeyreğine kadar, üniversitede alınan eğitim bireyin hayatının geri kalanında kendisine yetecek düzeydeydi. Ancak, BİTdeki değişimler bu durumun değişmesine ve " ' yaşam boyu öğrenme " ' kavramının ortaya çıkmasına neden oldu. Yaşam boyu öğrenmenin ortaya koyduğu " ' bilgiye her zaman ve her yerden ulaşma temel prensibi, öğrenme ortamlarında değişimlere gidilmesini zorunlu kılmıştır.

       BİT'deki bu hızlı ilerlemeler, tüm öğrenme ortamlarına olduğu gibi, yabancı dil öğrenme ortamlarına da yansımış, bu ortamların yapısının teknoloji ile desteklenmesi ve teknolojilerin bu ortamlara adapte edilmesini mümkün kılmıştır. Yakın gelecekte, yabancı dil öğrenme ortamları tamamen teknoloji tabanlı olarak ortaya çıkacağını söylemek yanlış olamayacaktır. Bunun en önemli kanıtlarından biri de, basılı materyal yayınlayan çok sayıda yayın evi, bu materyalleri çevrimiçi (online) ulaşılabilir hale getirmektedir. Dil eğitimi sunan kurumlar, yukarıda bahsedilen değişimleri mutlaka göz önünde bulundurmalı, mevcut sistemlerini gözden geçirmeye hazır olmalıdırlar.

      BİT alanındaki çalışmalara bakıldığında, Internetin öğretme ve öğrenme aracı olarak kullanılmasının çok sayıda faydasının olduğu görülmektedir. Carrier (1997) Internetin hem öğrenen hem de öğreten üzerindeki motivasyonu arttırdığını vurgularken; Ortega (1997), Singhal (1997) ve Warshaeur (1996) katılımı arttırdığına dikkat çekmişlerdir. Dahası, Felix (1998) ve (1999) ve Singhal (1997) Internetin etkileşimi üst düzeye çıkardığından bahsetmiş, Carrier (1997), Leloup ve Ponterio (1995), Osuna ve Meskill (1995) Internet aracılığıyla yabancı dil öğrenenlerin hedef dile yoğun bir şekilde maruz kaldıklarını vurgulamışlardır.

       Aydın (2011) Açık ve Uzaktan Öğrenmeye yönelik ilginin nedenlerini kurumsal nedenler ve ülke gereksinimleri biçiminde iki boyutta ele almıştır. Kurumsal boyuttaki 6 nedeni; erişimi yaygınlaştırmak, öğrencilere esneklik sağlamak, maliyetleri düşürmek, farklı pazarlara ulaşmak, yeni teknolojileri ve yöntemleri uyarlamak olarak belirtmiştir. Ülke boyutunda ise kolaylık ya da esneklik ve zorunluluk olmak üzere iki boyutta ele almıştır.

       Bilgi ve iletişim teknolojilerinin yaygın hale gelmesi ile bilgisayar destekli dil eğitiminin sadece bilgisayar programlarının kullanımı ile sınırlı olmaktan çıkıp İnternet ve Web tabanlı araçların kullanılması şekline dönüştüğü söylenebilir. İnternet ve iletişim teknolojilerindeki ilerlemeler 1990'lı yıllarda teknoloji destekli dil öğrenimi kavramının ortaya çıkmasına neden olmuştur (Dudeney ve Hockly, 2007).

      Teknolojinin dil eğitiminde kullanılması ile ilgili yapılan çalışmalarda dikkat çeken bir nokta bilgisayar ortamlı eğitimin yüz yüze dil eğitimi ile birleştirmenin yararlarını ortaya koymaktadır (Kern, 1995; Kinginger, 1998; Abrams, 2003, Posa, 2005).

       Tüm bu bahsedilen konuların ışığında, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Sürekli Eğitim Merkezi (ESOGUSEM), Türkiye'de akademik alanda çalışma yapmak isteyen bireylerin yabancı dil bilgilerinin belirlendiği sınavlardan biri olan Üniversiteler Arası Kurul Yabancı Dil Sınavına (ÜDS) yönelik çevrimiçi bir kurs açma çalışmalarına başlamıştır. Katılımcılara düşük maliyetli ve nitelikli bir içerik sunma amacıyla kursta kullanılacak yazılımların açık kaynak kodlu yazılımlar olmasına karar verilmiştir. Wikipedia'yada açık kaynak kod '' üretim ve geliştirmede açık kaynak (Open source), son ürünün tasarımı ve uygulama detayları için erişimi ve ücretsiz yeniden dağıtımı teşvik eden bir Felsefe ya da Pragmatik Yöntembilim've "...genellikle programcının kodu geliştirerek ve değişiklikleri topluma paylaşarak ortak çabayla oluşturulur. Açık kaynak teknolojik toplum içinde şirketlerin sahipli yazılımlarına karşı oluşturulmuştur'' şeklinde açıklanmaktadır.

        Bu amaçla kursun sunulduğu sistem, eğitim felsefesi sosyal yapılandırmacılık temeline dayanan açık kaynak kodlu Moodle® öğrenme yönetim sistemi ile çevrimiçi görüntülü görüşme yapılmasına olanak tanıyan yine açık kaynak kodlu Openmeetings® video konfoerans yazılımlarını temel almaktadır. Söz edilen bu iki yazılım açık kaynak kodlu yazılıma sahip Ubuntu® işletim sistemi üzerine kurulmuştur. Moodle® 223 farklı ülkede, 72.096 kayılı site, 6.878.305 kurs ve 63.951.358 kullanıcı tarafından kullanılan bir Öğrenme Yönetim Sistemidir (ÖYS). Bu çalışmada Moodle öğrenme yönetim sisteminin tercih edilmesinin nedenleri şu şekilde sıralanabilir:

 

  • Açık kaynak kodlu olması
  • Geliştiricilerinin çokluğundan dolayı zengin bir eklenti içeriğine sahip olması
  • Türkçe dil desteği olması
  • Kolay modifiye edilebilmesi
  • Yabancı dil eğitimi için yararlı araçlar içermesi (örneğin sözlük)

        Uygulamada ayrıca eşzamanlı olarak düzenlenen çevrimiçi derslerde de açık kaynak kodlu bir video konferans yazılımı olan Openmeetings kullanılmıştır. Openmeetings uygulaması Moodle ile entegre bir şekilde çalışabilen, mikrofon ve kameranın kullanılabildiği, ekran ve dosya paylaşım desteği sağlayan, aynı zamanda derslerin kayıt edilebilmesine olanak tanıyan bir yazılımdır. Bu çalışmada Openmeetings çevrimiçi görüntülü görüşme uygulamasının tercih edilmesinin nedenleri şu şekilde sıralanabilir:

  •  Açık kaynak kodlu olması
  •  Her kullanıcının beyaz tahta ayarını kendine göre yapabilmesi
  •  Öğrenme yönetim sisteminin (Moodle) kullandığı port (80) dışında portlar (5080 ve 1935) kullandığı için aynı sunucu üzerinde öğrenme yönetim sistemi ile birlikte kullanılabilmesi
  •  Türkçe dil desteği olması
  •  Dersleri kayıt edebilme özelliği

         Açık kaynak koda sahip Moodle ve Openmeetings yazılımlarının entegre bir şekilde kullanıldığı benzer bir çalışma Şen ve diğerleri (2010) yılında yapılmış olmasına rağmen bu çalışma kullanılan sunucu işletim sistemi, hedef kitlesi ve yararlanılan Internet alt yapısı özelliklerinden dolayı farklılık göstermektedir.

2. ÇALIŞAMADA KULLANILAN ARAÇLAR

2.1.  Sunucu işletim sistemi

        Sunucu yazılımı olarak tamamen ücretsiz olan ve uzun süre desteği (Long Term Support) olan Ubuntu 12.04 x64 Server işletim kurulmuştur. Diğer Linux dağıtımları arasında Ubuntu yazılımının seçilmesinin nedeni veri havuzunun (repository) oldukça geniş olması ve kullanılması planlanan öğrenme yönetim sistemi (Moodle) ve çevrimiçi görüntülü görüşme yazılımı (Openmeetings) kurulumu için gerekli paketlerin Ubuntu'nun veri havuzlarında var olması ve bu özelliğin söz edilen yazılımlarının kurulumunun kolaylaştırması olarak açıklanabilir.

2.2.  Kursun Hedef Kitlesi

        Kursun hedef kitlesi Üniversiteler Arası Kurul Yabancı Dil Sınavına (ÜDS) yabancı dil sınavına girip 65 ve üstü puan alması gereken akademisyenler ile lisansüstü çalışma yapmak için bu sınavdan 50 ve üzeri puan almak isteyen katılımcılardan oluşmaktadır. Kurs tamamen çevrimiçi ortamda verildiği için 15 farklı ilden katılımcılar kursu takip etmiştir.

2.3.  Yararlanılan Internet Alt Yapısı

       Kursun hedef kitlesi ve amacından dolayı Internet alt yapısı olarak Ulaknet tarafından sağlanan hizmet kullanılmamıştır. 

Devamını okumak için tıklayınız...

Yabancı Dil Eğitiminde Bilgisayar

  Günümüzde her alanda olduğu gibi elektrik, elektronik teknolojisi alanında yaşanan hızlı gelişim yaşadığımız yüzyıla damgasını vurmuştur. 20. yüzyılın Bilgi Çağı, Uzay Çağı gibi adlarının yanı sıra İletişim Çağı olarak da adlandırılmasının temelinde bu alanda elde edilen bulgular yatmaktadır.

“En genel tanımıyla iletişim, insan ile insan, insan ile makine (programcı-bilgisayar) makine ile makine (güdümcü araç ile güdülen araç) arasında türlü ilişkilerin kurulması ve kurulan bu ilişkilerin türlü biçimlerde değiştirilerek sürdürülmesidir “ (Demircan 1990: 12). İletişimin temel amacı ise “... bilgilenmek, ikna etmek, bilgilendirmek, yönetmek, eğlenmek ..." (Zıllıoğlu 1993: 10) gibi bir dizi nedene dayanır.

İletişim aynı zamanda toplumsal yaşamın da temelidir. Başka bir deyişle, bir toplumun bireyleri her türlü etkinliklerini iletişim ile sürdürürler. Kitle iletişim araçları yaşadığımız zaman diliminde toplumsal yaşam içerisinde çeşitli biçimlerde yer alıp, toplumsal yaşamı çok yönlü olarak etkileyip şekillendirirler.

Son yıllarda kullanımı gittikçe yaygınlaşan, tüm yaşamımıza gün geçtikçe daha fazla egemen olan bilgisayarlar da çağımız iletişiminin vazgeçilmez öğelerinden birisidir. Bilgisayarın sanattan ekonomiye, eğitimden eğlenceye, spordan sağlığa kadar her dalda kullanılması kaçınılmaz hâle gelmiştir. Bilgisayarın kullanılmadığı bir ortam neredeyse çağ dışı kabul edilmektedir. Çalışma hızı, interaktif özelliği, kullanım kolaylığı, bellek gücü, ulusal ve uluslararası iletişim özelliği (internet) ile bilgi kaynaklarına kolayca ulaşabilmesi, görüntünün ve sesin aynı anda kullanılabilmesi, yazılım sektörünün gelişmesiyle kullanılan kaynakların gittikçe çoğalması ve çeşitlenmesi vb. olumlu yanları bilgisayarın yaşamımızda bugünkü yerini almasını sağlamış ve yarınlarda daha da önemli olacağını ortaya koymuştur. Dolayısıyla hem bilgisayar eğitimi, hem de bilgisayarla eğitim / bilgisayar destekli eğitim önemli bir sektör hâline gelmiştir.

Bilgisayar Destekli Eğitim

Teknoloji alanında kaydedilen gelişmeler eğitim sistemini zorlamaktadır. Öğrenmeye yönelik kaynaklar gelişip çeşitlendikçe eğitimin anlayışının da değişmesi gerektiği ortaya çıkmaktadır.

Eğitimin çerçevesi, içinde yaşanılan zamanın gerektirdiği donanım göz önünde tutularak belirlenir. Eğitim gereksinimi ise yine içinde yaşanılan zamanın olanakları, araçları, teknolojisi ve düşünce sistemi harekete geçirilerek giderilmeye çalışılır. Bu aşamada da çeşitli görsel-işitsel araçlar ve sayısal (dijital) teknolojinin sunduğu olanaklar devreye girer.

Ancak bugüne gelininceye kadar eğitim ve öğrenmeden anlaşılan beyinlere bilgiyi depolamak, belleğe bilgiler yığmaktı. Oysa günümüzde yaşanan hızlı değişim ve bilginin her gün eskimesi nedeniyle insan belleğinin bir depo olarak kullanılması dönemi aşılmak zorunda. Çünkü artık insanın belleği dışında, yine insan beyni tarafından geliştirilmiş bilgiyi depolayan, düzenleyen sistemler oluştu. Eski öğrenme alışkanlıkları bilim ve teknolojinin gelişmesi, insan fizyolojisiyle ilgili yeni buluşlar sayesinde değerini yitirmeye başladı. Bundan böyle eğitim düzenlenirken ve eğitim programları oluşturulurken insan beyninin ve belleğinin bilgi deposu olarak kullanılması yerine, beynin yeteneklerinin geliştirilmesi gerekiyor.

Bugün artık öğrenmenin yalnızca okul çatısı altında olmadığı, öğrenme sürecinin okul sonrasında da devam ettiği hatta tüm yaşamı kapsadığı biliniyor. 

Eğitim sisteminin bir hedefi de bireylere öğrenmeyi öğretmek ve yaşamları boyunca öğrenmelerini sağlamanın yollarını göstermektir. O hâlde bireylerin okullarını bitirdikten sonra da öğrenmelerini sürdürebilecek becerilerle donatılmaları gerekmektedir. Bireylerin öğrenmelerinin sürekliliğini sağlayacak becerileri kazanmalarının bir yolu da bilgi çağının ürünü olan bilgisayar destekli eğitimdir.

Bilgisayar destekli eğitim, eğitimde son yıllarda üstünde en çok konuşulan konulardan bir tanesidir. Yapılan incelemeler bilgisayar destekli eğitimin eğitsel boyutunu da ortaya çıkarmıştır. Bilgisayar destekli eğitimin eğitsel değeri başlıca üç faktöre bağlanmaktadır:

1. Bilgisayar destekli öğrenme materyalini kullanan öğrenciler çalışmalarını daha uzun süre sürdürmektedir. Öğrenciler daha hızlı öğrenmektedir.

2. Öğrenciler yaşları ve gereksinimlerine uygun materyallerle çalışmaktadır. Öğretimin bu kişiselleştirilmiş şekli etkinliği arttırmaktadır.

3. Bilgisayar destekli öğrenme materyali değerlendirilebilir. Böylece daha gelişmiş materyaller üretilir” (Yılmaz 1996: 22).

Bilgisayar destekli eğitim bireysel öğrenmeye de katkıda bulunur. Bireysel öğrenmenin yararlarını şöyle sıralayabiliriz:

- Kişi istediği zaman öğrenebilir.

- Azami hızda öğrenir.

- Ortalama sınıf düzeyine göre öğretmeye çalışan öğretmen yerine, yalnızca kendi düzeyine göre ve değişken olabilen bir düzeyde öğrenebilir.

- Öğrenmeyi zorlaştıran dış etkenler azdır.

- Ders istenildiği kadar tekrarlanabilir. Böylelikle çok çalışma yerine teknolojinin yeniklerine uyum sağlayarak etkin çalışabilen bireyler yetiştirilebilir.

Yabancı Dil Öğretiminde Bilgisayar

Eğitimde teknolojinin olanaklarından yararlanmanın günümüzde bir zorunluluk olduğunu daha önce belirtmiştik. Yabancı dil eğitiminde kullanılan geleneksel ders araç-gerecinin modern teknolojinin olanaklarıyla desteklenmesinin verimliliği arttıracağı açıktır. Yabancı dil eğitiminde kullanılan araçları üç ana başlık altında toplamak mümkündür:                                                                                                             

A. GÖRSEL ARAÇLAR

a) Kitaplar  

1) Ders Kitabı

2) Öğretmen Kitabı     

3) Çalışma Kitabı        

b) Yazı Tahtaları

1) Kara Tahta

2) Pazen Tahta

3) Manyetik Tahta

4) Bülten Tahtası

c) Resimler

1) Düz Resimler

2) Çizgi Resimler

3) Flaş kartlar

4) Figürinler

5) Duvar Resimleri

6) Levhalar

7) Afişler       

d) Gerçek Eşyalar ve Modeller

e) Projektörler ve Grafikler

1) Opak Projektörü

2) Tepegöz ve Tepegöz Saydamı

3) Slayt Projektörü ve Slaytlar

4) Film Şeridi Projektörü ve Film Şeritleri       

B. İŞİTSEL ARAÇLAR

1) Radyo

2) Teyp ve Ses Bantları

C. GÖRSEL-İŞİTSEL ARAÇLAR

1) Film Makinesi ve Hareketli Filmler

2) Kapalı Devre Televizyon

3) Video

4) Bilgisayar

5) CD-Rom  “(Demirel 1987: 82 )

Görüldüğü gibi yabancı dil eğiminde yararlanılabilecek birçok ders araç-gereci bulunmaktadır. Yabancı dil dersleri düzenlenirken adı geçen araçlardan öğrencilerin gereksinimleri ve özellikleri doğrultusunda yararlanmak öğrenci odaklı derslerin vazgeçilmez bir önkoşuludur. Yabancı dil öğretiminde öğrenci odaklı ders düzenlemeleri yapılırken öğrenme koşullarının ve amaçlarının belirlenmesi gerekmektedir. Öğrenme koşulları, öğrencinin öğrenme sürecine neler getirdiğini (deneyim, bilgi, ilgi, kültürel özellikler, öğrenme gelenekleri vb.) öğrenme amaçları ise öğrencinin yabancı dilde bildirişim yetisini elde edebilmesi için nelerin gerektiğini araştırır (Tapan 1995:151-152 ). Tüm bu koşullar belirlendikten sonra, öğrencilerin gereksinimleri doğrultusunda seçilecek ders araç-gereci ile derslerin sürdürülmesi yabancı dil derslerinin verimliliğini arttıracağı açıktır.

Yapılan araştırmalar insanların gördüklerinin % 30’unu, işittiklerinin % 20 sini, hem görüp, hem de işittiklerinin  % 50’sini, bizzat söylediklerinin  % 70’ini, bizzat yaptıklarının ise % 90’nını hatırladıklarını göstermektedir. (Uyar 1997: 52-53) Bu bağlamda yabancı dil derslerinde öğrencinin bizzat kullanabileceği bilgisayarın öğrenmeye sağladığı katkı yüzdesi göz ardı edilmemelidir. Burada yabancı dil derslerinde bilgisayardan yararlanma olanakları nelerdir? Yabancı dil dersleri bilgisayar desteğinde nasıl daha verimli hâle getirilebilir? vb. soruların yanıtlarına ana hatlarıyla değinmek istiyorum: 

Yabancı Dil Eğitiminde Bilgisayardan Yararlanma Olanakları

Yabancı dil olarak Almanca öğretimi çerçevesinde hazırlanan bilgisayar programlarında, ağırlıklı olarak duyma-anlama ve okuma-anlama becerilerinin  geliştirilmesine yönelik olanaklar sunulmaktadır. Başta Goethe Enstitüsü olmak üzere Almanya’nın tanınmış yayınevlerinin de konunun uzmanlarına hazırlattığı bu programlar her geçen gün çeşitlenerek artmaktadır.

Yabancı dil olarak Almanca öğretimi için hazırlanmış olan bilgisayar programlarından / yazılımlarından söz ederken bu programların kendi içinde hazır programlar ve yazar programlar olarak ikiye ayrıldıklarını belirtmek gerekir. "Hazır programlar genelde belli bir yabancı dil olarak Almanca ders kitabının yanında sunulmaktadırlar... Bu tür programlara örnek olarak Verlag für Deutsch yayınevi tarafından çıkarılan APFELDEUTSCH verilebilir (Grundkurs Deutsch kitabına uygun olarak piyasaya sunulmuştur).” ( Hassert 1991:6 )

Yazar programlar ise bu programlarla çalışacak öğreticilere hazır paket programlara oranla çok daha fazla olanak tanırlar. Öğretici bu tür yazılımlar yardımıyla programa bizzat girerek yapacağı derse koşut olarak öğrencilerinin gereksinimleri doğrultusunda yeni içerikler hazırlayabilir.

Yabancı dil derslerinde bilgisayar yazılımlarından duyma-anlama ve okuma-anlama becerilerinin geliştirilmeleri yönünde yararlanılabilir. “B. Rüschoff ve Schmid-Schönbein bilgisayar tarafından yönetilebilen bir teyp yardımıyla duyma-anlama becerisinin geliştirilmesi amacıyla bu alanda çeşitli deneyler yapmışlardır. Öğrenciler dinledikleri metin ile ilgili çözülmesi gereken sorularla bilgisayar başında uğraşmaya başlamışlardır. Metinle ilgili sorular çoktan seçmeli ya da boşlukların doldurulmasını gerektiren biçimde (kelimelerin öğrenilmesi ve sağlamlaştırılması için)  hazırlanmışlardır. Bu tür bir alıştırma biçiminin geleneksel uygulamalara göre avantajı öğrencinin verdiği yanıtın kontrolünün, yanıtın bilgisayara girildiği anda hemen yapılabilmesidir ”(Grüner 1991: 18). Duyma-anlamayı geliştirmek amacıyla sunulan bu tür yazılımların en önemli özelliği interaktif olmalarıdır. Ayrıca öğrenci metnin istediği bölümlerini tekrar tekrar dinleyebilir.

Okuma-anlama alıştırmaları için geliştirilmiş olan bilgisayar yazılımları yabancı dil eğitimi alanında en başarılı olanlardır. Okuma-anlama çalışmalarının yapılması amacıyla hazırlanmış bu yazılımlara ait alıştırmalar çoktan seçme alıştırmaları ve metnin yeniden kurulmasını öngören alıştırma biçimleridir. İyi yapılandırılmış bu tür alıştırmalarla öğrencilere öğrendikleri yabancı dilin dizgesi eksiksiz sunulabilir.

Bilgisayarlardan yabancı dil eğitiminde konuşma yetisini geliştirmek için yararlanılması konusunda yapılan çalışmalar sürmektedir. Yazma becerisinin kazandırılması aşamasında ise, öğrencinin yabancı dilde yazdığı sözcüklerin yalnızca doğruluğu ya da yanlışlığı tarama programlarınca kontrol edilebiliyor. 

Bu tür programlarla yazılan metinlerin anlamsal ve sözdizimsel yönden taranması mümkün olmadığından ancak imla yanlışlarının düzeltilmesi aşamasında bu programlardan yararlanılabilir.

SONUÇ       

Çağımızda bilginin üretilmesi, aktarılması ve kullanılması alanlarında kaydedilen ilerlemeler bilgisayarları çağın en etkili bilgi alma araçlarından birisi durumuna getirmiştir. Gelişmiş bilgisayar ağları ile bilgiler dünyanın her yerine kolayca ulaşabiliyor, dünyanın her yerinden rahatlıkla izlenebiliyor.

Böyle gelişmiş bir teknoloji ürününden eğitimde yararlanmak ise günümüzde çağdaş eğitimin gereklerinden birisi olarak kabul ediliyor. Bilgisayar eğitimi ve bilgisayar destekli eğitim için gerekli alt yapının hazırlanması, bilgisayarın eğitim programlarında yerini alması demek geleneksel eğitim sisteminin terk edilerek bireyleri bilgi çağına hazırlayacak yeni sistemlere yönelmek anlamına geliyor.

Yabancı dil eğitiminde de bilgisayar gibi görsel - işitsel ve interaktif özellikleri olan bir araçtan yararlanmanın yabancı dil derslerini verimli bir hâle getireceği kuşkusuzdur. Ancak yüksek maliyetler, donanım teknolojisinin çok kısa sürede eskimesi, yönelinen öğrenci grubunun özelliklerine göre hazırlanmış yazılımların seçimi, öğretmenlerin eğitimi gibi sorunlar hâlihazırda tümüyle çözülmüş değillerdir. Bununla birlikte yabancı dil eğitimini bilgisayarla desteklemek günümüzde ve gelecekte kaçınılmaz bir zorunluluk olarak görünmektedir.

KAYNAKÇA

Demircan, Ö., YABANCI DİL ÖĞRETİM YÖNTEMLERİ, Can ofset, İstanbul 1990 Demirel, Ö., YABANCI DİL ÖĞRETİMİ-İLKELER-YÖNTEMLER- TEKNİKLER, Usem Yayınları-6, Ankara 1987

Grüner, M., “Möglichkeiten des Computereinsatzes im DaF-Unterricht” Grüner, M., Hassert, T., Hrsg: COMPUTERIM         

UNTERRICHT -Voraussetzungen, Möglichkeiten, Grenzen Goethe-Institut 1991 Hassert, T., “Faktoren, die den Einsatz des Computerunterstützten Unterrichts beeinflussen”, Grüner, M., Hassert, T., Hrsg:

COMPUTER IM UNTERRICHT - Voraussetzungen, Möglichkeiten, Grenzen, Goethe-Institut 1991 Tapan, N., “Yabancı Dil Olarak Almanca Öğretiminde Yeni Bir Yöneliş, Kültürlerarası-Bildirişim-Odaklı Yaklaşım"

ALMAN DİLİ VE EDEBİYATI DERGİSİ IX, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Basımevi, İstanbul 1995 Uyar, M.,   ÖZEL YABANCI DİL KURSLARI ÖRNEĞİNDE VİDEO DESTEKLİ ALMANCA ÖĞRETİMİNE ELEŞTİREL BİR BAKIŞ, Yayımlanmamış Doktora Tezi, İstanbul 1997

Yılmaz, V., OKULLARDA BİLGİSAYAR KULLANIMININ UZUN VADELİ PLANLANMASI, Boğaziçi Beyaz Nokta Derneği Yayınları, İnkılap Yayınevi, İstanbul 1996 Zıllıoğlu, M.,  İLETİŞİM NEDİR?, Cem Yayınevi, İstanbul 1993

Telif hakları için tıklayınız...                                                        
Copyright © 2010 Türkçede.org                                                 Türkçenin bir dünya dili olması dileğiyle...