Etiketler

Devlet Kuşu Konmak

(Deyimin kullanıldığı söz gelişi: Beklenmeyen, büyük, önemli kısmet; şans.)

Bir rivayete göre, vaktiyle İran’da hükümdarlar öldüğü zaman, bütün şehir halkı sarayın önündeki meydanda toplanırmış. Sarayın balkonundan, adına devlet kuşu denilen bir kuş uçurulur, kimin başına konarsa, o adam ülkeye hükümdar olurmuş.

Gerçi tarihte, gerek İsa’dan önce İran’da yaşayan Medler ve Persler, gerek İsa’dan sonra yaşayan kavimler zamanında, böyle garip bir yolla hükümdar seçildiğini gösterir bir kayıt yoktur; üstelik böyle bir seçim yapılmış olması, mantığa da uygun düşmemektedir. Ama hak etmediği yerlere, şans eseri gelenler için, ‘başına devlet kuşu kondu’ denmesi, yukarıda sözü edilen masaldan gelmiş olsa, yerinde ve anlamlı bir sözdür.

İtalyan Üniversitelerinde Türkçe’nin Ders Olarak Seçimini Etkileyen Nedenler Lecce Devlet Üniversitesi Örneği

Avrupa Birliği’nin en büyük ve en önemli ülkelerinden biri olan İtalya’da şu sıralarda dört üniversitede “Türk Dili ve Edebiyatı” öğrenimi yapılmaktadır: Roma Üniversitesi, Napoli Üniversitesi, Venedik Üniversitesi ve Lecce Üniversitesi.

Türkiye ve İtalya arasındaki ilişkilerin geçmişi ve bugünkü durumu göz önüne alınırsa bu sayının, ne yazık ki çok az olduğu ortaya çıkar. Bu üniversiteler de, kuzeyden güneye, belli bir çizgi doğrultusunda bulunmaktadır; bu çizginin batısında, özellikle Milano, Torino gibi  çok önemli kentlerdeki üniversitelerde böyle bir bölüm, üzülerek söyleyelim, yoktur.

İtalya’nın  güney ucundaki Lecce kentinde ise “Türk Dili ve Edebiyatı” bölümü, ilk kez, 1998/99 öğretim yılında , “Yabancı Diller ve Edebiyatlar Fakültesi”nin Dekanı ve şu sırada aynı Üniversitenin Rektörü, Türk dostu, çok değerli, Prof. Dr. Oronzo Limone’nin isteği ve değerli hocamız Prof. Dr. Asım Tanış’ın ilgilenmesi ve desteği ile, öğretime başlamış olup dolayısıyla bu yıl dördüncü yılına girecektir.

Bu bölümü kurma ve yürütme görevi, gene, yukarda sözü  edilen yetkili kişilerin ve Lecce Üniversitesi’nin yetkili yerlerinin önerisi ve onayı ile bana verilmiştir. Bu nedenle de bir bakıma, 1970/71 öğretim yılında Prof. Dr. Asım Tanış tarafından kurulan ve benim de öğrenimimi yapıp 1979 yılında bitirdiğim, “Venedik Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü”nün çok olumlu ve mutlu bir uzantısı sayılabilir.

Özellikle, son yıllarda, Lecce’nin bulunduğu Güney İtalya’nın, Balkanlar ve Orta Doğu ile olan ilişkilerde büyük önem kazanması, bu kent üniversitesindeki “Türkçe” bölümünün yerindeliğinin ve gelecek açısından çok umut verici olacağının açık bir göstergesidir.

İlk yılda, yani 1998/99 öğretim yılında 10-15 öğrenciyle işe başlamıştık. Son yılda, yani üçüncü yılda ise bu sayı 20’ye yükselmiş olup öğrencilerin hepsi derslerimizi düzenli olarak izlemektedir. Dördüncü öğretim yılına bu yıl başlayacağımızdan bu sayının kaça çıkacağını şimdilik bilmiyoruz. Ancak artacağından kuşkumuz yok.

Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’ne yazılmış olan öğrencilerin, yalnızca ikisi Yunanistan’dan gelme olup gerisi İtalyan’dır.

İtalya’da, Türkiye’deki durumun tersine, birkaç bölüm dışında, üniversiteye giriş sınavı gibi bir sorun yoktur. Her öğrenci istediği fakülteye veya bölüme girebilir. Bu göz önünde tutulursa, kimi öğrencilerin Türkçe’yi kendi istekleriyle ve özgürce bir seçimden sonra, öğrenmeye gelmeleri gerçekten ilginç ve önemlidir. Öğrencilerimizin kimisi Türkçe’yi ana bilim dili, kimisi ise yardımcı dil olarak seçmişlerdir. Kısacası dört yılla bir yıl arasında değişen bir sürede öğrenim görürler.

Günümüze dek bu konuda derinlemesine bir araştırma yapılmamış olmakla birlikte, Türkçe’nin öğrenim dili olarak seçimini etkileyen nedenleri şöyle sıralayabiliriz. En başta, Türkçe’ye duyulan ilgi, Türkiye’ye gidip gelmiş olma, bir Türk’le arkadaşlık, değişik bir dil öğrenme isteği, son yıllarda Türkiye ile gittikçe artan ilişkiler… yer alabilir. Ayrıca, Türkiye’nin Avrupa Birliği ortamına, bütün güçlüklere, engellere karşın, iyice yaklaşmış olması, bu birliğe, er geç, gireceğinin kesinlik kazanması da önemli bir etken sayılabilir. Çünkü artık yalnızca Türkiye’nin Avrupasız yapamayacağı değil, aynı zamanda Avrupa’nın, dolayısıyla Avrupa Birliği’nin  de Türkiyesiz yapamayacağı bir gerçek olarak ortaya çıkmıştır.

Sonra bilindiği  gibi, her dilin kendine özgü, yabancıya zor gelen yanlarının  olması doğaldır. Dolayısıyla  Türkçe’nin de İtalyanlar için  anlaşılması ve öğrenilmesi güç yanları vardır. Örneğin Türkçe ile İtalyanca  arasında köken olarak bir benzerlik yoktur. Tümce yapısı tümüyle değişiktir. Türkçe’deki “ğ,h,ı,ö,ü,” sesleri biraz güçlük yaratmaktadır; her ne kadar kimi lehçeleri bilen İtalyan öğrenciler için bu pek sorun olmuyorsa da.

Buna karşılık Doğu dillerine  ilgi duyan öğrencilerin Latin alfabesiyle yazılan tek Doğu dili olarak Türkçe’nin olduğunu duyup görmeleri onlar için gerçekten çok şaşırtıcı ama sevindirici oluyor çünkü bu etken onların ilk korkularını yenmelerinde  çok yardımcı oluyor. Çok kısa bir zaman içinde  alfabeyi öğrenip okumaya, yazmaya başlayabiliyorlar. İtalyanların  ulusça pek sıkıntıya gelmeyi istememeleri bir yana, Türkçe konusundaki kimi önyargıları da, çoğu zaman, ilgilerini olumsuz açıdan etkileyebiliyor. Örneğin “Anlaşılmaz bir dil konuşmuyorum!” anlamına “non parlo turco” sözüne  “Bence Türkçe’dir, anlamıyorum.” anlamına gelen “per me è turco” önyargısını da ekliyorlar. Gerçekte bu gibi sözler ya da önyargılar başka dillerde de vardır. Ancak öyle de olsa, bu kişilerin böyle söylemelerini soğukkanlılıkla karşılamak, hiç gücenmeden öğretim sevgisi ile öğrenecek olana yani öğrenciye durumu anlatmak gerekmektedir. Biz, öğrencilerin ilk çekingenliklerini gidermek amacıyla, Türkçe’deki müzik, bankacılık, denizcilik terimlerinin pek çoğunun İtalyanca’dan gelme olduğunu söyleyerek onları rahatlatmaya çalışıyoruz ve bu da öğretim bakımından çok yararlı oluyor, kişisel deneyimimizce.

“Türk Edebiyatı” konusunda, bütün İtalya’da, İtalyanca olarak yalnızca, Alessio Bombaci’nin “La Letteratura Turca” (Milano, 1969) adlı kitabı olduğu gibi, Türkçe’nin dil olarak öğretimi konusunda da, İtalya’da elde olan yapıtlar, bildiğimiz kadarıyla, iki kitaptan oluşmaktadır. Bunlardan birisi, bizim de Lecce üniversitesinde kullandığımız,  Prof. Dr.  Asım Tanış’ın  kendi çabası ile  1975’te İstanbul’da basılmış ve şu sırada bitmek üzere olan 582 sayfalık “Corso di Lingua Turca Moderna”  (Çağdaş Türkçe) yapıtı, öbürü ise, artık tümüyle eskimiş sayılabilecek, Ettore Rossi’nin Roma’da  1963-64 yıllarında bastırdığı, iki ciltten mevcut “Manuale di Lingua Turca” yapıtıdır. Dolayısıyla bu alan oldukça boştur. Bu boşluğu, kendi üniversitemize doldurabilmek amacıyla, biz de geçen yıl Lecce Üniversitesi Türkçe bölümü öğrencilerinin  ihtiyacını karşılayabilmek için, “Manuale di Lingua e Letteratura Turca” adlı elkitabını bilgisayarla hazırlayıp aynı yöntemlerle bastırabildik; yakında  eksiksiz bir duruma getirip yayınlayabilmek  bizim ve öğrencilerimizin umududur.

Öğretim işimize yardımcı olan yapıtlar arasında, 1997 Kasımında erken emekliye ayrılmış olan değerli hocamız Prof. Dr. Asım Tanış’ın çıkardığı şu sözlükleri de saymak önemlidir: Grande Dizionario Didattico Italiano–Turco (İtalyanca-Türkçe Büyük Öğretici Sözlük), İstanbul, 1986 [iki cilt, 1856 sayfa]; Piccolo Dizionario Turco-Italiano (Türkçe – İtalyanca küçük sözlük), İstanbul 2000, 430 sayfa; Piccolo Dizionario Italiano-Turco (İtalyanca-Türkçe Küçük Sözlük), İstanbul Ekim 2001. Gene, kendisinden aldığımız bilgilere göre, şu sözlükler dizilmekte olup sırayla çıkacaktır: Türkçe-İtalyanca Büyük Sözlük (Grande Dizionario Turco-Italiano), iki bin sayfa, İtalyanca-Türkçe ve Türkçe-İtalyanca orta boy sözlükler (her biri aşağı yukarı 1000 sayfalık).

Bilindiği gibi çağdaş eğitim ortamına uygun bir kitabın birkaç temel özelliğinin olması  kaçınılmazdır. Her şeyden önce temel söz varlığına dikkat etmek, insanların yaşantısında birinci derecede önem taşıyan kelimeleri en kısa zamanda öğrenciye duyurmak ve öğretmek kaçınılmaz bir öğretim yöntemidir. İtalyan öğrenciler için  hazırlanan kitabın, en az  iki ayrı derecede hazırlıklı gruplara yönelik olması olağandır. Gerçekten de meslektaşların da çok iyi bildikleri gibi, uluslar arası yabancı dil öğretim standartları, yabancı dil öğrenenleri  en az üç farklı gruba ayırmakta ve kitaplardaki konular da günlük yaşam gereksinimine uygun olarak sıralanmaktadırlar. Ele alınan konuların akılda daha kolay kalabilmesi ve çekici olabilmeleri için fotoğraf, resim ve karikatürlere yer verilmesi gerekir. Biz bunun yanında, kitaba ek olarak, üniversitemizde bulunan tüm yöntemleri de kullanarak, bir video kaseti hazırlamak istiyoruz. Uzmanların tartışmasız kabul ettiği gibi, birkaç dakikalık video film gösterisinin bir saatlik derse bedel olduğu açıktır. 2001/2002 öğretim yılı, çalışmamızın dördüncü yılına rastlayan öğretim ve öğrenim yılı olacaktır, böylece şu aşamada,   bugüne dek yapılabilen işle hesaba oturmak doğru olmaz ve çok erkendir kanaatindeyiz.  En az gelecek iki yılı da bekleyip, dört yıllık öğretim programını bitiren  ve doktora tezini veren öğrencilerin geldiği bilim seviyesi noktasını inceleyerek övgümüzü veya  eleştirilerimizi yapabiliriz.

Üniversitemiz ve T.C. Hükümeti arasında oluşan ve ortak çalışmalarımızı içeren anlaşmaların, başlanılan zor işi çok iyi  neticelere vardıracağını ümit ediyoruz.

Bu yıl, yeni öğretim  günlerimize, az önce belirttiğimiz anlaşmalar ortamında, Türkiye’den gönderilen değerli bir okutmanın da yardımı ile  başlayacağız ve beraberce yapılacak  çalışmanın  çok yararlı ve yardımcı olacağına inanıyoruz.

Bilindiği gibi teknik ilerlemeler, yabancı dil öğretimi konusunda pek çok yenilikler getirmiş ve kolaylıklar sağlamıştır. Yabancı dil laboratuvarları, videolar ve benzeri çağdaş yöntemler dil öğretimini hayli kolaylaştırmıştır. Bu yeni durumda, Lecce Üniversitesi’nin de Türkçe öğretimine  sağladığı olanakları öğrencilerimizin öğrenimi ve ilerdeki etkinlikler açısından  kullanacağız .


Lecce Üniversitesi, İtalya. -Prof. Dr. Baykar SIVAZLIYAN

Rusya-Devlet Beşeri Üniversitesi Rus-Türk Araştırma ve Eğitim Merkezi’nde Türkçe Öğretimi

1999 yılında Ankara’da yapılan “Dünyada Türkçe Öğretimi Semineri”ne katılarak Türkçe’nin Rusya’da ta eski zamanlardan bu yana öğrenilmesini detaylı şekilde anlatmıştım (bkz: “Dil” dergisinin özel sayısı, No: 82, Ağustos 1999). Bugün, Moskova’daki Rusya Devlet Beşeri Üniversitesinde geçenlerde açılan Rus-Türk Araştırma ve Eğitim Merkezi hakkında bilgi vermek isterim.

Rusya Devlet Beşeri Üniversitesi, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra, yeni Rusya devletinin oluşması döneminde, Devlet Tarih ve Arşivcilik Enstitüsü’nün tasfiyesi sonucunda kurulmuştur. Üniversite Rektörü, Prof.Yuri Afanasyev, Sovyetler Birliği’nin uyguladığı dış ve iç politikanın ve Sovyet liderlerinin güttüğü faaliyetin kritik şekilde yeniden değerlendirilmesinin gerektiğini herkesten önce belirten Rus tarihçilerindendir. Bu sayede, Sayın Afanasyev’in başkanlık ettiği Rusya Devlet Beşeri Üniversitesi, Rus gençleri için yeni düşünüş tarzının ve sosyal bilimlerde Marksist olmayan bilimsel araştırma ve öğretim metotlarının sembolü olmuştur. Aslında, Moskova Devlet Üniversitesi’nden sonra, Rusya Devlet Beşeri Üniversitesi, tüm sosyal bilim dallarında öğretimin yapıldığı, Rusya’nın ikinci üniversitesidir.

Rusya Devlet Beşeri Üniversitesi’nde bazı ülkelerle ilgili etraflı araştırmalarda bulunan eğitim ve araştırma merkezleri kurulmaktadır. 2000 yılında Rus-Türk Eğitim ve Araştırma Merkezi de bunlar arasında yer almıştır. Türk-Rus Tolerans Vakfı, üniversite mezunu, Türkçe bilen uzmanların eğitimine ihtiyaç duyan Türk ve Rus işadamları, bu merkezin kurulmasına maddi ve organizasyon yardımı göstermiştir. Türkçe’nin bundan önce de Rusya Devlet Beşeri Üniversitesi’nde öğretilmesine rağmen, Merkez, yeni nesil Türkologların eğitiminde yeni bir aşama olmuştur.

Rusya Devlet Beşeri Üniversitesi’nde Türkçe, Doğu Dilleri, Siyasal Bilgiler, Sosyal Antropoloji, Kültür Bilimi, Tarih ve Filoloji Fakültelerinde öğretilmektedir. Bugün birinci, üçüncü ve beşinci sınıflarda yirmiden fazla öğrenci Türkçe öğrenmektedir. Bu üniversitenin özelliği şudur ki, bir öğrenciye sadece Türk dilini öğretmek amacı güdülmez. Bu durumda Türkçe, öğrencinin seçtiği dalı daha iyi ve derin şekilde anlamak, daha geniş bilgi ufukları açmak için bir araç rolünü oynar. Örneğin, bu ders yılında, merkeze Türkçe öğrenmek üzere, filoloji ve dil dalını seçen öğrencilerin yanısıra, felsefe ve arşivciliği tercih eden çocuklar da kayıt edildiler.

Bugün Merkezde 5 Türkçe öğretmeni ders vermekte olup, bunlardan ikisinin ana dili Türkçe’dir. Ayrıca, Türkçe öğretilirken ses bilimi teorik gramer, tarihi gramer (Osmanlıca yazılışı dahil), söz haznesi ve cümle bilimine, konuşma dilinin geliştirilmesine önem verilmektedir.

Derslerde Rus, Türk ve Alman üniversitelerinde uygulanan ders kitapları kullanılır. Başlıca ders kitabımız, tanınmış Türkçe öğretmeni, rahmetli Profesör Pötr Kuznetsov’un hazırladığı iki ciltlik ders kitabıdır (P.I.Kuznetsov, Türkçe Ders Kitabı. İzdatelski Dom “Muravey-Gayd, Moskova, 2000). Yıllar boyunca Moskova Devlet Uluslar Arası İlişkiler Enstitüsü’nde çalışmış olan Profesör Kuznetsov, kendi öğretim sisteminin esaslarını o enstitüde oluşturdu. Buna rağmen, ömrünün son döneminde Rusya Devlet Beşeri Üniversitesinde öğretmenlik yaparak, bu sistemi aktif olarak kullanmış ve gelişmiştir. Kayda değer şu ki, Profesör Kuznetsov söz konusu ders kitabının yayına hazırlanışına üniversite öğrencilerini de çekmiştir. Ve çocuklar bu işi coşkuyla yapmışlardır. Ders kitabının bilgisayar varyantı, tümüyle Rusya Devlet Beşeri Üniversitesi Dil Bilimi Dalı öğrencileri tarafından dizilmiştir.

Rusya Devlet Beşeri Üniversitesi’ndeki öğretim özellikleri uyarınca, öğrenciler, diploma aldıktan sonra bilimsel araştırmalar veya öğretmenlik yapmaya hazırlanmaktadır. Bu nedenle ders programında “Orta ve Batı Asya Tarihi” (2 sömestr), “Türk Halklarının Kültürel Mirası” (1 sömestr), “20. Yüzyılda Türk Edebiyatı ve Sanatı” (1 sömestr) gibi özel kurslar yer almaktadır. Bundan başka Türkiye’nin günlük yaşam tarzı, kültürü, aile içi ilişkiler, toplumsal hayat ve gelenekler, etnografi konularında da seminerler yapılmaktadır. Özel pratik dersler de öğrencilerin çok büyük bir beğenisini kazanmaktadır. Rusya Devlet Beşeri Üniversitesi Müzecilik Kürsüsü’nün katılımıyla yapılan söz konusu pratik dersler, Osmanlı ve modern Türk sanatının şaheserlerinin yer aldığı koleksiyonların bulunduğu Rus müzelerinde gerçekleştirilmektedir.

Türkçe okuyan öğrenciler için ana sömestrlerden sonra Türkçe uygulama dönemi de öngörülmektedir. Bu yıl Türkçe uygulama dönemi, Moskova’daki Rus-Türk Lisesi’nde yapılmıştır. Bazı öğrencilerimiz, Türkçe uygulama olarak Moskova’daki Türk ve diğer Rus-Türk ortak şirketlerinde tercümanlık yapmaktadırlar, “Perspektif” ve “Diyalog Avrasya” dergilerinin hazırlanmasına katkıda bulunmaktadırlar. Öğrencilerimizden bir bölümü Türkçe uygulama sırasında Rusya Devlet Kütüphanesi Ender Doğu Kitapları Bölümünde çalışırken eski Osmanlı kitapları katalogunun yapılması çalışmalarına katıldı. Bir öğrencimiz de, Rusya Devlet Arşivinde Türkçe uygulama dönemini geçirirken, Rus amirallerinden kalan Osmanlı arşivlerinin tasnifine katıldı.

İkinciden başlayarak, her sınıfın sonunda öğrenciler seçtiği ihtisaslaşmaya göre dönem ödevini de yapmaktadır. Bu yıl hazırlanan ödevlerin en iyileri şunlardır: “Türk masallarının sabır taşı ile Eski Orta Asya Türk metinlerini yâd taşı arasındaki paralellikler”, “çeşitli yazarların Türk Yüzükleri hakkında verdikleri etnik, bilgilerin karşılaştırılması” ve “Küçük Türkçe-Rusça kısaltmalar sözlüğü”dür. Kayda değer husus şu ki, tüm bu ödevlerin yazılması için öğrenciler Türkçe kitapları esaslı şekilde okumuşlardır.

Rusya Devlet Beşeri Üniversitesi çerçevesinde kurulan Rus-Türk Merkezi sayesinde, eğitim sürecinin teknik araçlarıyla donatılması ile ilgili sorunlar da daha kolay şekilde çözülebilecektir. Ayrıca, eğitimde son model bilgisayarlar ve programları kullanılacak, bir uydu teleanteni de monte edilecektir. Böylece öğrencilerimiz direkt Türkiye’den televizyon programlarını seyredebilecektir. İleride kütüphanemiz de daha sistemli bir şekilde düzenlenecektir.

Bugün ise merkezin karşı karşıya geldiği başlıca problemler, ders kitaplarının ve sözlüklerin keyfi seçilişi, ses kasetlerinin yetersizliği ve video malzemelerinin tamamen bulunmamasıdır. Öğrencilerin daha mükemmel tercümeler yapabilmeleri için, terim sözlükleri hariç, en yüksek düzeyde söz haznesi ve stilistik konusundaki ders kitaplarının ve metot araştırma eserlerinin bulunması gerekir.

Son zamanlarda genç Türkoloji uzmanlarımız, özellikle arşivcilik dalını seçenler, bir ciddi sorunla daha karşı karşıya geliyor. Bu mezunların bir çoğu, şimdiye kadar pratik olarak incelenmemiş durumda bulunan Osmanlı tarihi belgeleri üzerinde çalışmak ister, ancak yeteri kadar Osmanlıca bilmediklerinden bunu yapamazlar. Oysa ki, Rusya’nın çeşitli arşivlerinde Osmanlı belgelerinin bulunduğu dosya sayısı 700 bini aşar. Kaydetmek gerek ki, son zamanlarda bu yönde bazı olumlu değişiklikler görüyoruz. Geçen ders yılında değerli meslektaşlarımızdan Profesör İlber Ortaylı Moskova’ya gelerek bir dizi Osmanlıca dersi vermiştir. Böyle derslerin ileride de Türk profesörleri tarafından okutulacağını ümit ediyoruz.

Üniversitemiz öğrencilerinin yaz döneminde pratik yapabilmeleri için, benzer dallarda öğretim yapan bir Türk üniversitesiyle öğrenci teatisinde bulunmak da çok yararlı olacaktır. Bu konuda bu saygıdeğer toplantıya katılan Türkiye Cumhuriyeti Millî Eğitim Bakanlığı ve TÖMER görevlilerinin bize yardımcı olacaklarını umarız.


 Rus-Türk Araştırma vs. Eğitim Merkezi Müdürü  Türk Dil Kurumu Şeref Üyesi - 

Prof. Dr. Dmitri VASİLYEV

Türkçenin Dünya Dili Oluşunda Türk Devlet Adamları Şair Mutasavvıf ve Yabancı Bilim Adamlarının Düşünceleri Üzerine

Yahya Kemal‟ in, “Anamın ak sütü kadar saf ve temiz olan Türkçem2 dediği Türkçeyibaşlangıçtan günümüze değin Ses bayrağımız olarak yaşatan, onu, „Anadil- resmî dil-devlet dili-bilim dili‟ hâline getiren, onu kurumsallaştıran ve onu devlet güvencesi altına alan, herkesin Türkçe Öğrenmelerini, Türkçe konuşmalarını, Türkçe eser yazmalarını sağlayan ve bizzat kendileri de Türkçe eserler yazan büyük Devlet ricali ve onu oluşturan Türk millet ‟ dir.

Tarihi veriler içinde bizim ilk yazılı dil yâdigârımız olan Orhun âbideleri; VIII. asrın ilk yarısında Göktürkler‟ in devlet kurduğu Ortaasya‟nın doğusunda bir Bilim Merkezi‟ olmuştur. Bu Orhun âbideleri de, yalnızca Türk varlığını kanıtlayan ilk yazılı belgeler olmayıp, aynı zamanda Türkçenin3; tarihi, sosyal, politik, kültürel, felsefî, dinî-tasavvufi, edebî, millî ..vb özelliklerini ortaya koyan BİLİM DİLİ‟ nin de ilk yazılı âbidesi olmuştur.

Bilindiği gibi, sekizinci asırdan   günümüze değin Türkistan yöresinde Türkçe resmi dil

olur. Taşkent, Semerkand, Buhara, Hive, Herat, Fergana, Merv ve Beykent gibi BİLİM VE KÜLTÜR MERKEZLERİNDE; Tarih, dil, tasavvuf kültür, felsefe, edebiyât, tefsir,hadis, musiki, matematik, Astronomi, Tıp, hukuk, ekonomi dallarında en yüksek derecede dersler verilir, öğrenci yetiştirilir, Türk-İslam âlimleri yetiştirilir, eserler verilir ve bunların eserleri de Avrupa dillerine tercüme edilerek, Türk dünyası şöhret olurlar. Türkçe de Dünya dili Türkçe olarak kendini kabul ettirir. Özellikle bu dönem âlimlerinden İsmâil Cevheri;

Kanat yaparak uçma denemesi yapan ve yaralanarak ölen ilk Türk âlimidir.4

İlk yadigar eserlerimizden olan Kaşgarlı Maghmud‟un Divan-ı Lügati‟t-Türk‟ünde Türkün, Türk milleti‟nin ve Türk Dili‟nin yüceliği anlatılırken, bu milletin adını da Tanrı‟nın verdiği belirtilir ve Hz. Muhammed‟in Türkler ve Türkçe hakkındaki;

Türk dilini öğreniniz! Çünkü onların uzun sürecek bir hâkimiyetleri vardır‟5 Hadisi hatırlatılır.6

Dedem Korkut, Ahmed Yesevi, Süleyman Hakim Ata7Ali şir Nevâi, Mahdumkulu, Bahtiyar Vahabzâde gibi âlimler, mutasavvıflar; bu „Dünya Dili Ses Bayrağım Türkçenin güzelliğini, Türkçenin kolay öğrenilişini, Türkçenin başka dillerden üstünlüğünü, Türkçenin Cennet‟in uçsuz bucaksız gül bahçelerindeki gül kokusu olduğunu, Türkçenin o Cennet bahçelerinde bulunan en güzel hazineler kadar kıymetli olduğunu vurgulamaktadırlar.

26 Ağustos 1071‟de büyük Kumandan Alparslan‟ın zaferi ile, Anadolu‟nun asıl sahiplerine geçmesi sonucunda Anadolu‟da da; Türkçe Bilim-Kültür Merkezleri‟ kuruldu. Buralarda bir yandan Türkçenin öğretimi, diğer yandan yine Orta Asya‟da olduğu gibi; „Tarih, dil, tasavvuf kültür, felsefe, edebiyat, tefsir, hadis, musiki, matematik, Astronomi, Tıp, hukuk, ekonomi..‟ dallarında bilim adamı yetiştirip, eserler verilmeğe, diğer dillerden de tercümeler yapılmağa başlandı. Bu cümleden olarak 1220‟li yıllarda Kırşehir‟de Caca Bey Medresesi ve Rasathanesi kuruldu. Burada özellikle de Astronomi alanında verimli büyük çapta çalışmalar Avrupa‟ya da örnek oldu. Ayrıca Sosyal bilimler alanında da pek çok Türkçe eserler yazıldı. Böylece Anadolu‟da oluşan Oğuzcanın, edebî yazı dili durumuna gelebilmesinde, birbiri ardınca sürekli olarak doğudan gelen Türklerle, doğu Türkçesi geleneğinin buluşması, Anadolu‟da yetişen şairler ve yazarlarla da Anadolu Türkçesi Geleneği‟ daha güçlü bir şekilde oluştu.

Böylece XIII. Asırdan itibaren Anadolu sahasında da Türkçe‟yi koruyan ve Türkçeye hizmet eden Bilim ve Kültür Merkezleri‟ açan pek çok devlet adamlarımız, şâir ve yazarlarımız oluştu. Bunlardan Karamanlı şemseddin Mehmet Bey XIII. asırda Anadolu‟da bir “dil inkılâbı” başlatır. Bu öze dönüş ”le bizzat devlet, kendi ana ve resmi dili olan Türkçesine sahip çıktı ve onu olanca gücüyle de geliştirdi.

Türkçenin Resmi dil oluşunda tarihimizde üç büyük karar vardır. Bunlar da;

a. Birinci olarak Anadolu‟ya dalgalar hâlinde yeni gelen göçebe Türkmenler, Türkmen beyleri

ve bunlardan Karamanoğlu Mehmet Bey, 15 Mayıs 1277‟de Konya‟yı aldığı zaman; Türkçe ‟yi;

“Bu günden sonra, divan ü dergâh ü bârgâhda, meclisde ve meydanda Türkçe ‟den gayri   dil kullanılmayacaktır.. ” fermanını ile devlet dili-bilim dili haline ilk önce getiriverdi. 1

Ancak bazılarının iddia ettiği gibi Türkçene Selçuklu Devleti, ne de Osmanlı Devleti dönemlerinde hiçbir suretle Arapça ve Farscanın esiri olmamıştır. Kelime almış, fakat taviz vermemiştir. Halbuki bugün günümüzde ise; İlk-orta ve Yükseköğretim kurumlarımızın resmi ve özellerinde âdeta yarış halinde bir İngilizce eğitim-öğretim yapılarak yabancılaşma ve yabancılaştırma süreci başlamış ve yarış halinde devam ediyor. Yani günümüzde İngilizce bilirsen Profesör de olursun, her şey olursun. O halde geçmişimize büftan da bulunmayalım.

Beylikler döneminde özellikle „Fâtiha, Mülk, Tebâreke ve İhlâs..vb gibi surelerin çevirileri yapılmıştır. Pratik hayatla ilgili olarak yazılan tıbba ait eserler, hayvan sağlığı ve bakımı ile ilgili baytar-nameler, avcılıkla ilgili bâz-nâme, rüya tabirleri, kıymetli taşlarla ilgili eserler yazılmış ve çevrilmiştir. Bütün bu eserlerin dili Türkçe‟dir. Bu eserler Türkçe‟yi geliştirmiş ve zenginleştirmiştir.

b. İkinci olarak da Sultan Abdülhmâd‟ in Kanûn-i Esâsî” [23 Aralık 1876]nin 18.
Maddesinde:

“Teba-i Osmaniye ‟nin hidemâti devlette istihdam olunmak için devletin lisan-ı resmisi olan Türkçe‟yi bilmeleri şarttır”2kanuni zorunluluğu getirirken Osmanlı devleti ‟nde resmi dil‟in Türkçe olduğunu bildirir ve bir yandan da „ Latin harflerinin resmen kabulü‟3nü ister, fakat o dönemdeki 1878 Osmanlı-Rus ve1912 Balkan Savaşları bu kararları engeller.

c. Ücüncü olarak da, Mustafa Kemâl Atatürk‟in 1923 Anayasasındaki Türkiye Cumhuriyeti‟nin Resmi Dili Türkçe‟dir‟ hükmü ve 3 Kasım 1927‟deki „Yeni Harflerin kabulü hükümleri bu güzelliklerin ve gerçek devlet adamlarının şuurlarının simgeleridir.

Muhterem Bilim adamları,

Sizleri tekrar biraz tarihin içine ve gerilere doğru götürmek istiyorum. Zira oralarda da „Türkçe‟nin resmi dil oluşu, hemen hemen bütün devlet ricalinin Türkçe eserler yazdığını, kendilerine Türkçe eserler ithaf edildiğini ve bu zevatın her mekan ve zamanda Türkçe‟nin önemini vurguladıkları cümlelerden, mısralardan bir kaçını vermeye çalışacağım.

Bilindiği gibi bu tarihi şahsiyetlerden Germiyân Beylerinden Süleymân şâh ve oğlu II. Yâkub Bey zamanlarında; ilim adamları ve sanatkârlar korunmakta, Türkçe ilmî eserler yazılmakta, Türkçe‟ye tercümeler yapılmakta, şeyhoğlu Sadruddin Mustafa, Kenzü‟l-Küberâ‟sında;

İlim Türk‟dür dil‟üm Türk ‟dür didüm

Eğerçi Tat dil‟üm Türk‟dür didüm

derken mensubu bulunduğu milletinin Türk ve dili‟nin de Türkçe olduğunu;1 söylemektedir.

Yine Mısır Hükümdarı Sultan Bakuk, Erzurumlu Kadı Darîri ye Siyretü‟n-Nebî‟yi Türkçe olarak yazmasını emrederken, O‟nun da „Siyretü‟n-Nebi ‟ yi „Türkçe‟ olarak yazışı ve;

Söylemişdür Darir Türkî dilin

Sec ‟ini şi ‟rine şi ‟ar itmiş

Resul ‟ı sevdügi gayet de siresin anun

Buyurdı Gözsüz‟e kim Türkî dilce söyle sen

beyitlerinde ifade ettiği şekliyle Türkçe söylemesi, Türkçe yazması ile onun seciyesini ortaya koymaktadır.2

Mutasvvıflardan     Yunus‟ un Türkçe‟yi sanatkarane bir üslûpla en üstün bir şekilde kullanması ;

Kaygusuz Abdalın,

Ya Cibril git Âdem ‟e Türki dilince söyle

Duru gelsin Cennetin terkin ursun

derken Tanrı‟yı, Cebr‟ail‟i ve ilk insan Hz. Âdem‟i Türkçe konuşturması ve kendisinin de eserlerinde,

ben Türkiceden başka  dil bilmezem, biz dillerden Türk dilün bilirüz‟ demesi 3dünyanın hiçbir şairinde ve yazarında görülen bir olay değilken;

Yazıcızâde Mehmed Efendi‟nin

Eger Türkî dili‟nce varsa divân Hatipoğlu‟nun;

Türk dili‟nden ben bu sözi söyledümÂşıkpaşa‟nın

Türk dili‟ne kimsene bakmaz-ıdı

Türkler‟e hergiz gönül akmaz-ıdı .Gülşehrî‟nin:

Türk dilince dahı tâzıdan latif.6

beyitleri o dönemin Türkçeye verdiği önemi vurgulamaktadır.

Osmanlı Beyliğinde Orhan Gâzi‟nin mülk-nâme‟si, Fâtih   Sultan   Mehmed‟in   Avnî

mahlası ile yazdığı Divân'ı; Sultan Bâyezid‟in Adlî mahlası ile yazdığı Divân‟ı, Kanuni Sultan Süleyman‟ın; „kızılelma‟ya sahip olabilmek için gece gündüz durmadan seferler yaptığı dönemlerde bile bir yandan ilim meclisleri kurdurması, diğer yandan da ilim adamlarını bizzat koruması, kollaması ve sonunda da „Muhibbî‟ mahlası ile „aşk, heyecan, kahramanlık ve tefekkür‟ü işleyen bir Türkçe Divan yazması;

II. Murad Han‟ın, “Gönüller ancak açık Türkçe‟den haz zalır. ” ifadesiyle gerek tercüme ve gerekse telif yoluyla birçok Türkçe eser yazdırması;.7

Muiniddin Mustafanın, Türkçe yazdığı Mesnevi-i Muradiyye‟sini   II. Murad Han‟a ithaf ederken

Kavmine kendi lisaniyle nüzûl

Eyledi küllî nebî vü hem resûl

Biz de Türkî dil ile şerh eyledük

Kavmümüze dil ‟leriyle söyledük

beyitlerinde Muiniddinin Türkçenin şuuruna varmış bir şâir olduğu, Türkçenin hiçbir dile üstünlük tanınamayacağını, aslında bunların hepsinin Hakk‟ı anlatmada eşitlik fikrine yer verdiğini görmekteyiz.1

Sultan Abdülhmâd‟in Türkçeciliğinde bir yandan „Latin harflerinin resmen kabulü‟2 konusu, diğer yandan da Kanûn-i Esâsî” [23 Aralık 1876]nin 18. Maddesini bizzat koyması, O‟nun Türkçe‟ye verdiği değeri gerçekten ortaya koymaktadır.

Nitekim Mustafa Kemal Atatürk de, 12 Kasım 1924de „Türkiyât Enstitüsü‟nü, 1926da Konya‟da orta Muallim Mektebi‟nin Türkçe Bölümünü kurması, 1928‟de yeni harflere geçmesi, 1932‟de Türk Dil Kurumunu, 1934‟de de Türk Tarih Kurumu‟nu kurarak bunların yaşaması için de Türkiye İş Bankası‟ndan belirli bir hisseyi bağlaması onun „ Türkçe‟ye yasal olarak ne kadar önem verdiğinin de bir göstergesidir.

Yine o büyük Devlet adamı, Milli birlik ve beraberlik3 konusunda da;

“Türkiye Cumhuriyeti ‟ni kuran Türk halkı, Türk milletidir. Türk milleti demek; “Türk dili” demektir. Türk dili, Türk milleti için kutsal bir hazinedir. Çünkü Türk milleti, geçirdiği nihayetsiz felaketler içinde ahlakını, an‟anelerini, hatıralarını, menfeatlerini kısacası bugünkü kendi milliyetini yapan her şeyinin dili sayesinde muhafaza olunduğunu görüyor. Türk dili, Türk milletinin kalbidir, zihnidir4 Türk dilidillerin en zenginlerindendir. Yeter ki bu dil, şuurla işlensin.

Türk dili, zengin ve geniş bir dil‟dir; her mefhumun ifadeye kabiliyeti vardır. Yalnız, onun bütün varlıklarını aramak, bulmak, toplamak, onlar üzerinde işlemek lazımdır. Türk milleti‟ni ve Türk dili‟ni, medeniyet tarihinin ve kültür dillerinin dışında görmenin ne yaman bir yanlış olduğunu bütün dünyaya göstereceğiz. ”5

Türk milletindenim diyen insan her kişi, her şeyden önce “Türkçe konuşmalı”dır. Türkçe konuşmayan bir insan; Türk kültürüne, Türk milletine bağlılığını iddia ederse buna inanmak doğru olmaz” Türk milleti‟nin en bariz vasıflarından biri de Türkçe-dil‟dir.

Türk milletinin milli dili ve milli benliği bütün hayatında hâkim ve esas kalacaktır6” derken Atatürk, Türk dili nin diğer dünya diller arasındaki önemini, Türkçe konuşmayanın Türklüğe bağlı olamayacağını da ifade ediyordu. 7

Süleyman Demirel de;

„Türkçe, bir ulu çınar olan büyük Türk Milletinin dilidir. Anlayış ve bilgiye tercüman olan dil TÜRKÇEdir; insanı dil kıymetlendirir ve insan onunla saadet bulur. Büyük Türk dünyasının gerçek atayurdu büyük Türk dilidir, Türkçe‟dir. Bu dilin hangi lehçeyle olursa olsun konuşulduğu her yerde bir Türk, kendini evinde hisseder, saadet bulur.

Türkçe,bilim dilidir, Türkçe, edebiyat dilidir, Türkçe, şiir dilidir. Türkçe, müzik gibidir. Her lehçesiyle güzeldir. Her lehçesinin ayrı güzelliği, ayrı rengi, ayrı şekli vardır. şairler, edipler, yazarlar, Türkçe denen bu sihirli dilin kullanılması suretiyle benim insanımı, doğamı, milletimi,

velhasıl her şeyimi bugünden yarına taşımışlardır.

Türk milleti ve Türk dili dünya üzerinde ebed-müdded varolacaktır.” demektedir.

Yabancı Türkologlardan; Jean Deny: “İnsan bu Türkçenin yüce bir bilim akademisinin dilindeki müzakerelerinden çıkmış olduğu zannına düşebilir. Halbuki Türkçe, Türkistan bozkırları ortasında, kendi başına kalmış insan zekasının sadece kendi yaradılışından ayrılmaz kanunlarla yaratıldığını, hiçbir bilginler kurulunun yaratmadığı düşünülemez. ”

Max  Müler: “Türkçe  insan aklının  üstün kudretini  ürünüdür.   Türkçe kadar kolay anlaşılan, insana her okuyuşunda zevk verici pek az dil vardır. ”

Moliere: “Türkçe, az söz ile çok anlam ifade eden, hayran olunacak mükemmel bir yapıya sahip dildir.”

Hocam Ord. Prof. Dr. Herbert W. Duda da1 “ Türkçe; bütün düşünce ve hisleri en mükemmel bir şekilde ifade eden, o kadar zengin bir söz varlığına sahiptir ki, herkes bu dile hayranlıkla bakmakta ve onu en şanslı bir bilim dili olarak kabul etmektedir. ”

Yine Hocam Herbert Jansky: “Türk dili  Söz varlığı‟ itibariyle son derece zengin ve kolay anlaşılan, kolay öğrenilebilen bir bilim dilidir. ”

Paul Roux: “Türkçe akıl ve düşünce dolu, matematiksel bir dildir”

Sözlerimi Türkçe‟yi, devletimin ve milletimin anasının ak sütü kadar berrak olarak kullanmaları ve yaşatmaları dileğimle, Oğuz Kağan‟ın;

„Tanrım!

„Türkçe konuşulan, Türklere yurtluk yapmış ve yapacak olan bütün coğrafyaları Kıyamete dek, Türkün hükmü altında bırak ve onları ebediyen dilleri, gelenekleri, bayrakları ve vatanları ile beraber koru, onlara yardımını esirgeme Rabbım!.‟ duasıyla tamamlar, hepinizi saygılarımla selamlarım.

1 “ Anadolu Türklerinin Türkçelerinde bulunan birçok kelimelerin Türk edebiyat ve yazı dilini zenginleştireceğine inananlardanım. Fakat bu tekâmül, Türkiye tarafından büyük bir gayretle yükseltilmesine çalışılan Anadolu halkının maddi ve manevi kültürel seviyesi sayesinde kendiliğinden meydana gelecektir…

Anadolu Türkleri, mâzi‟de ve hâlihazırda siyasi ve kültürel başarılarıyla dünyayı hayrete düşürmüştür. Çünkü bu millet, Atatürk‟ün izi üzerinde tekâmmül yolunda ilerlemektedir”1dediği Türkiye Cumhuriyeti ‟nim kurucusu Mustafa Kemal Atatürk; hayatının her döneminde Türk dil‟i ve edebiyatı ile yakından ilgilenmiş, Cumhuriyet‟in ilk yıllarında Çankaya ‟da haftalık ve aylık olmak üzere edebiyatçılarla ve diğer meslek grupları ile toplantılar yapmış , özellikle edebiyatı toplum yararına yöneltmek için direktifler vermiş ve öğretim programlarının da bu yolda düzenlenmesini emretmiştir.

III. Uluslararası Dünya Dili Türkçe Sempozyumu (16-18 Aralık 2010 İzmir)

Telif hakları için tıklayınız...                                                        
Copyright © 2010 Türkçede.org                                                 Türkçenin bir dünya dili olması dileğiyle...