Etiketler

Eski Yugoslavya Bölgelerinde Türkçe’nin Öğretimi

Eski Yugoslavya’nın büyük bir kısmı beş yüz yıl kadar Osmanlı yönetimi altında bulunmuştur. Bu nedenle Yugoslavya’nın tüm bölgelerinde Türk dili, edebiyatı, folkloru, müziği, gelenek ve görenekleri gibi büyük ölçüde Türk mirası bulunmaktadır. Bu yüzdendir ki ulus ve halkların tarihlerinin, dillerinin edebiyatlarının,  folklorlarının, müziklerinin, tek sözcükle kültürlerinin araştırma ve incelemeleri için ister istemez Türk dilinin öğrenilmesi gereklidir.

1912 yılına dek Osmanlı İmparatorluğu döneminde, az çok Bosna-Hersek’te daha çok Türk  ulusunun kabarık sayıda yaşadığı Kosova ve Makedonya bölgelerinde Türk dilinde eğitim sibyan okullarında (dört yıllık ilkokul) ve medreselerde yapılmıştır. Daha geçlerde yani XIX. yüzyılın sonlarında bu dini mekteplerden başka iptidai (ilkokul), rüştiye (ortaokul), idadiye (lise) ve darülmuallimlerde (öğretmen okullarında) de bu dille eğitim sürdürülmüştür.

Uzun bir süre sonra ilk olarak  krallık, daha sonraları Tito Yugoslavyası’nda yaşayan ulus ve halklar Türk dilini öğrenmek için bir sürü uğraşılarda bulunmuş, nihayet Prof.Dr. Fehim Bayraktareviç’in çabalarıyla 1925 yılında Belgrat Üniversitesi Filoloji Fakültesi’nde Şarkıyat Kürsüsü açılmış ve orada Arap dili ve edebiyatı ve ayrıca Fars edebiyatıyla birlikte Türk dili de öğretilmiştir.

1944 yılının Aralık ayında Tito Yugoslavyası Slovenya, Hırvatistan, Bosna-Hersek, Karadağ, Sırbistan ve Makedonya adlı altı cumhuriyetten kuruldu. Sırbistan Cumhuriyeti’nde ise Voyvodina ve Kosova Özerk Bölgeleri de bulunuyordu.Slovenya’daSlovenler,Hırvatistan’daHırvatlar, Sırplar ve Boşnaklar,Bosna-Hersek’te Boşnaklar, Sırplar ve Hırvatlar,Karadağ’da Karadağlılar, Sırplar, Boşnaklar ve Arnavutlar,Sırbistan’daSırplar, Karadağlılar, Boşnaklar, Macarlar, Rupinler, Arnavutlar, Romlar (Çingeneler), Goralılar (Pomaklar) ve Türkler,Makedonya’daMakedonlar, Arnavutlar, Sırplar, Torbeşler (Pomaklar) ve Türkler yaşamaktaydı. Görüldüğü gibi Makedonya Cumhuriyeti’nde ve Sırbistan Cumhuriyeti’nin güneyinde yer alan Kosova Özerk Bölgesi’nde kabarık sayıda Türk halkı varlıklarını sürdürmekteydi. 1945’te Makedonya Cumhuriyeti’nde Türk dilinde hem “Birlik” gazetesi yayımlanmaya, hem de Türk okulları çalışmaya başladı. 1950 yılında Bosna-Hersek’in başşehri Sarajevo’da Şarkiyat Enstitüsü’nün kurulmasıyla Felsefe Fakültesi’nde Şarkıyat Bölümü de açıldı. Bölüm’ün kurucusu Prof. Nedim Filipoviç idi. Kosova Özerk Bölgesi’nde ise tek Türk ulusunun hakkı çiğnendi. Buradaki Türk halkı bu hakka ancak 1951 yılında sahip olabildi.  Böylece bu yıldan itibaren Makedonya Cumhuriyeti’nde olduğu gibi Kosova Özerk Bölgesi’nde de ilk ve orta okullarda Türk dilinde eğitim görülmeye başlandı. Daha ileride Türk dilinde Öğretmen ve Yüksek Pedagoji Okulu da açıldı. Daha geçlerde bu yüksek pedagoji okulları kapatılarak onların yerine 1972 yılında Priştine Üniversitesi Felsefe Fakültesi’nde Şarkıyat Bülümü, Üsküp’te 1976 yılında Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, 1988 yılında ise yine Priştine Üniversitesi Filoloji Fakültesi’nde ayrıca Türk Dili ve Edebiyatı Kürsüsü açılıp çalışmalarına başladı. Bu bölüm ve kürsülerde Türk öğrencilere Türk dilinde, Arnavut ve Boşnak öğrencilere ise Arnavut ve Sırp dilinde Türk dili ve edebiyatı dersleri verilmiştir.

2001/02 okul yılında ise Priştine Üniversitesi Filoloji Fakültesi’nde Türk dili, dünya dili olarak öteki dünya dilleri arasına girmiştir. Bu nedenle Kosova’da Türkçe’nin öğretimi:

  1. Ana dil olarak,
    1. Yabancı dil olarak ve
    2. Dünya dili olarak üç yönde yapılmaktadır.

Kosova’da Türkçe’nin Ana Dil Olarak Öğretimi:

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, 29 Kasım 1945 tarihinde yeni Tito Yugoslavyası’nın kuruluşunda Sırbistan Cumhuriyeti’nin güneyinde bulunan Kosova Özerk Bölgesi’ndeki Türk halkına azınlık olarak ana dillerinde eğitim görme izni verilmiştir. Makedonya Cumhuriyeti’nde öteki ulus ve halklar gibi Makedon ve Arnavut dillerinde yayınlar yapılırken, ilk ve ortaokul eğitim ve öğretimlerini ana dillerinde sürdürürken,  Kosova’daki Türkler ancak Arnavut veya Sırp dillerinde okullarında eğitim görmeye mecbur kalmışlardı. Fakat 20 Mart 1951’de öteki tüm azınlıkların varlıkları gibi Türk varlığının da  kabul edilmesinden ve Türk halkının da kendi ana dilinde eğitim yapabilmesi kararı alınmasından sonra 1951/52 öğretim yılında Türk dilinde ilk kez ilkokullar açılmış ve ondan sonra Kosova’da hemen hemen tüm okullarda Türk öğrencileri de öteki ulus ve halklar gibi kendi ana dillerinde eğitim çalışmalarını sürdürmeye başlamıştır. Hemen kadro yetiştirilmesi için Üsküp’te ve Priştine’de yaz ve kış kursları düzenlenmiştir. İlk olarak dört yılık, ondan sonra sekiz yıllık ve daha geçlerde ilk orta (meslek) okullarında ve liselerinde eğitim ve öğretim devam ettirildi. 1954 yılında da Hıvzı İdris ve Şükrü Ramo’nun hazırladıkları “Dil Bilgisi” adlı ilk Türk dili grameri Üsküp’te çıktı. Bu kitap tükendikten sonra Türkiye’de çıkan dil bilgisi kitapları getirilerek kullanılmaya başlandı. Makedonya Cumhuriyetinde olduğu gibi 1956-1958 yıllarındaki göçler yüzünden bu bölgedeki Türk okullarında da kadro eksikliği sorunu ortaya çıktı. Bu eksiklikleri gidermek için 1964-65 okul yılında Prizren’de bir öğretmen okulu da açıldı. Fakat zamanla durum yine değişti ve bu öğretmen okulu da kapatıldıktan sonra Türk dilinde öğretmen yetiştirme  görevini liseden sonra iki yıllık yüksek pedagoji okulları üzerine aldı ve böylece Sırp ve Arnavut dili ve edebiyatı bölümleri gibi Prizren’de Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü de çalışmasına başladı. Bir yıl sonra bu bölüm Priştine’ye taşındı ve burada 1972 yılına dek Türk öğretmen kadrosunu yetiştirdi. 1972-73 okul yılında Yüksek Pedagoji Okulundaki Türk dili ve edebiyatı bölümü yine kapatılarak Priştine Üniversitesi Filoloji Fakültesinde Türk halkına ana dilinde tahsil görmesi ve bununla ilk, orta meslek okullara ve liselere Türk dili ve edebiyatı kadrosu yetiştirmek için karar alındı. Fakat Priştine Üniversitesi Felsefe Fakültesinde bir tarafta Sırp Dili ve Edebiyatı ve Arnavut Dili ve Arnavut Edebiyatı gibi ikişer bölüm açıldığı halde Türk halkına bir Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nün bile açılmasına izin verilmedi. Onun yerine Şarkiyat  Bölümü açıldı: Bu bölümün kurucusu Prof. Dr.Hasan Kaleşi idi. Bölümün o sürelerdeki kadrosu Türk ve Arap Dili ve Edebiyatı derslerini veren dörder (toplam sekiz) görevliden oluşmuştur. Bu bölümde Türk öğrencilerine tek Türk Dili I (2+2), II (2+2), III (2+2), IV (2+2) ve Türk Edebiyatı  I (2+2), II (2+2), III (2+2), IV (2+2) Türk Edebiyatı Kuramı (2+1) ve Türk Dili ve Edebiyatı Metodiği (2+2)  dersleri  ana dillerinde verilirken genel dersler dediğimiz Pedagoji (2+0), Sosyoloji (2+0), bir yabancı dil (2+2), Savunma ve Korunma (2+0) dersleri ise Sırpça olarak okutuluyordu. Arap dilini öğrenmek istemeyen Türk öğrenciler ve ayrıca çoğu medreseyi bitiren ve medreselerde dört yıl Arap dilini  öğrenen ve Türkoloji’yle uğraşmak istemeyen Arnavut, Sırp, Boşnak ve Makedon öğrencilerin kimileri  bu karşılaştıkları güçlükler yüzünden bu bölümü bitirmeden terk etme mecburiyetinde kalmışlardır. Bu nedenle Şarkiyat Bölümü’ne Arap dili ve edebiyatı ile Türk dili ve edebiyatı diye bir veya en çok iki yıl bir arada öğrendikten sonra, Türk ve Arap dili ve edebiyatı diye iki kola ayrılması önerilerinde bulunduksa da bu konuda bir türlü olumlu bir sonuca varılamadı. Arnavut ve Sırp dillerinde olduğu gibi ana dili olarak Türk dilinde dil, edebiyat ve öteki tüm dersleri dinleyip sınavlarını hazırlamaları için 8 yıl direndikten sonra, ancak 1988 yılında gerçekleştirilebilindi. 1988/89 okul yılında Türk Dili ve Edebiyatı Kürsüsü Kosova’dan üç öğretim üyesi ile ilk çalışmalarına başladı. Bir yıl sonra dersler bir misli daha çoğaldı ve bu yüzden hemen Üsküp Üniversitesi Filoloji Fakültesinden iki profesör daha angaje edildi. Bir yıl sonra da iki genç asistan kürsüye alındı ve böylece gereken tüm boşluklar doldurulmuş oldu. Bu kürsüde dünya dillerinden bir dil, Pedagoji (2+0), Savunma ve Korunma (2+0) Sosyoloji (2+0) gibi dersler Sırp dilinde, öteki Türk Dili I (2+2), II (2+2), III (2+2), IV (2+2), Türk Edebiyatı I (2+2), II (2+2), III (2+2), IV (2+2), Osmanlıca I (2+2), II (2+2) Genel Edebiyat Kuramı (2+0), Türk Dili Tarihi (2+1), Türk Halk Edebiyatı (2+2), Türk Diyalektolojisi (2+2) ve Türk Dili ve Edebiyatı Metodiği (2+2) dersleri Türk dilinde verilmekte idi. Kürsünün iki yılında 25 Türk öğrencisi kayıtlı idi.

Sonraki yıllarda öğrencilerin  sayısı daha düşük oldu. Bölüm Kosova olaylarına dek çalışmalarını böyle sürdürmüştür. Kosova olaylarından sonra da bu Kürsü çalışmalarını aynı şekilde devam etmeye başladıysa da bir buçuk yıl içinde bir sürü güçlüklerle karşılaştı. Fakat bir buçuk yıl sonra yine aynı çalışma durumuna girmeyi başarmıştır. Bu yıl tüm Avrupa Üniversitelerinde olduğu gibi Priştine Üniversitesi de 1999 yılında Polonya’da  imzalanan anlaşmaya göre hazırlanan yeni eğitim sistemini uygulamaya başladı. Böylelikle bu yıldan itibaren Priştine Üniversitesinde eğitim gören tüm  fakülte öğrencileri üç yıllık temel öğretiminden sonra iki yıl daha aralıksız, yüksek lisans eğitimine devam edebilirler ve bunu bitirdikten sonra “master” diplomasına sahip olabilirler. Ondan sonra üç yıllık doktora eğitimi sürdürülecektir. 2001-2002 okul yılında bu yeni programlar hazırlanıp uygulamaya başlandı. Yeni programa göre Türk dili ve edebiyatı bölümünde birinci yılda şu derslerin yapılması öngörülmüştür: Türk Dili I (Sesbilgisi) (2+2), Türk Edebiyatı I (İslamlık Kabul Olunmadan Önce Türk Edebiyatı) (2+1), Türk Uygarlığı (1+0), Genel Dil Bilgisine Giriş (2+0), Türk Halk Edebiyatı (1+1), Genel Edebiyat Kuramı (1+0), Bir Dünya Dili (1+1), Arnavut Dili (1+1) mecbur ve ayrıca birer sömestre Çocuk Edebiyatı (2+2), Psikoloji (2+0), Gazeteciliğe Giriş (2+2), İnformatik (1+1), Kütüphanecilik (1+1) dersleri seçme olacaktır. Öğrenci bu dört seçmeli dersten iki dersi seçip sınava girmek zorundadır.

Türkçe’nin Yabancı Dil Olarak Öğretimi

Ana dili olarak Türkçe’nin öğretimi hakkında söz ederken Türk halkına kadro yetiştirmek için mevcut olan iki yıllık Türk Dili ve Edebiyatı Yüksek Pedagoji Okulunun kapatılmasıyla Filoloji Fakültesi’nde dört yıllık bir Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nün açılması gerektiğinden söz etmiştik. Fakat bunun yerine ilk olarak Sırp ve Arnavut öğrencilerine olduğu gibi Türkçe’nin öğretiminin sürdüğü konusunu  az çok açıklamaya çalıştık. Arnavut ulusundan kadro olarak Türkolog yetişmesiyle Arnavut öğrencilerine Arnavut dilinde de Türk dili ve edebiyatı öğretimine başlandı. Bu bölümde Sırpça ve Arnavutça, Arap Dili ve Edebiyatı yanında Türk Dili I (2+2), Türk Dili II (2+2), Türk Dili III (2+2), Türk Dili IV (2+2), Türk Edebiyatı I (2+2), Türk Edebiyatı II (2+2), Türk Edebiyatı III (2+2), Türk Edebiyatı IV (2+2), Türk Edebiyatı Kuramı (2+2), Osmanlıca (2+2) öğretildi. Fakat 1991 yılında Arnavutların boykotları nedeniyle bu bölümün Arnavut  dilindeki kolu kimi evlerde veya camilerde  Sırp dilindeki kolu ise yine Filoloji Fakültesi çerçevesinde derslerini sürdürmeye devam etmiştir. 1988 yılında Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nün açılması nedeniyle Sırp dilinde Şarkiyat Bölümü de gerekliliğini yitirerek kapatıldı. Kosova olaylarından sonra Arnavut dilindeki Şarkıyat Bölümü tekrar Filoloji Fakültesi’ne taşınmış ve böylece eski plan ve programlarla eski etkinliğini sürdürmeye başlamıştır.

Kosova’da “Gora” denen bölgede 100.000’i aşkın Goralı ve Torbeşler adlarıyla anılan Slavlaşmış Pomaklar da yaşamaktadır. Bunların ana dilleri Sırpça, Makedonca ve Bulgarca karışımından oluşan bir Slav dilidir. Fakat bunların çoğu kendilerini -Hun, Avar ve Kumanlar’dan kaldıklarını bildikleri için- Türk hissetmektedirler ve “Biz o ulustanız ama o ulusun dilini bilmiyoruz” demektedirler. 50 yıl öncesine dek yaşlı Goralılar Türkçeci iyi konuşanlar idi. Bu nedenle bu yıl Goralıların çoluğu çocuğu Türkçe'yi öğrenmeye hevesliler ve böylece Prizren’de bulunan BAL-TAM (Balkan Türkoloji Araştırmaları Merkezi) girişimi ile bu merkez Priştine Üniversitesi Filoloji Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü ve AKV (Anadolu Kalkınma Vakfı) İşbirliğiyle bu yıl Gora’nın Brot ve Restelitca köylerinde I. Sınıftan VIII. Sınıfa dek öğrencilere sekiz grupta Türkçe kursu açmayı üstlendiler. Bunlara haftada iki veya üç kez  ikişer Türk dili dersi verilmektedir. Bunlara Türkiye’den yabancılara Türkçe öğretmen için basılan kitaplar öğrencilerin yaşlarına göre uygulanmaktadır. Bu kursların bir yıl sürdürülmesi planlanmıştır.

Türkçe’nin Dünya Dili  Olarak Öğretimi

2001/02 okul yılı için yeni plan ve programlar yapılırken sıra dünya dillerine geldiği sırada Türk Dili de dünyanın bir çok ülkelerinde rahat rahat konuşup anlaşılabilecek bir duruma geldi. Bu yıl Priştine Üniversitesi, Filoloji Fakültesi Dekanlığı’nca Türk Dili dünya dili olarak kabul edilmiştir ve bu yüzden bu okul yılında ve sonraki yıllarda hangi bölümde olursa olsun öğrenciler İngilizce, Almanca, Rusça, Fransızca, İtalyanca ve Arapça dilleri  yerine dünya dili olarak Türk dilini seçip öğrenebilirler. Bu her öğrencinin isteğine bağlıdır. 

Yugoslavya’da Türkçe Çalışmaları ve Öğretiminin Önemi

Bu bildiri, Federal Yugoslav Cumhuriyeti’nde (FYC) Türk dili çalışmaları ve öğretiminin durumu ve önemini 90’lı yıllardan bugüne inceliyor. Türkoloji’nin gelişimi bu dönemin öncesine, çok daha eskilere, Bosna-Hersek, Makedonya, Hırvatistan ve Slovenya’nın tamamını kapsayan Yugoslavya dönemine dayanıyor elbette. Bilimsel devamlılık açısından bu dönem, daha sonra gelen yıllardaki gelişim sürecine dahil edilmelidir. Ancak bu işi, bu devletlerden gelen meslektaşlarıma bırakıyorum.

Balkanlar, 90’lar öncesi Yugoslavya bölgesi ve bugünkü FYC’nde Türkçe çalışmaları ve öğretiminin durumu ve önemi, diyakronik/tarihsel ve senkronik/çağdaş etmenlerin karmaşık bir kombinasyonu ile belirlenmektedir. Bu özgün durum ve tarihsel perspektifte buna bağlı çoklu etkiler, temel olarak Osmanlı İmparatorluğu’nun Güneydoğu Avrupa’da yüzyıllarca süren varlığı ve etkinliği tarafından belirlenmiştir. Bugüne baktığımızda ise, Avrupa’nın kaderinin, modern, dinamik ve güçlü Türkiye Cumhuriyeti etmeninden bağımsız düşünülemeyeceği gerçeği, öte yandan bazı Avrupa devletlerindeki geniş Türk göçmen gruplarının varlığı ön plana çıkıyor. Türkiye’nin önemi, bu Avrupa boyutu, Avrasya ve daha geniş global bağlamlarda göz önüne alınmalı ve gereken değer verilmelidir. Bu noktaya, 1986 kadar eski bir tarihte, bu konuda söz sahibi Profesör Alexander Benningsen tarafından da işaret edilmişti. “Türki çalışmaları neden önemli?” sorusunu soran Benningsen şu özlü yanıtı vermişti: “Türki halklar, İmparatorlukların toprakları diye adlandırdığımız Asya’nın kalbinde yaşamaktadırlar. Bu bölge Sovyet Rusya, Ortadoğu, Çin ve Hindistan’ın ortasında yer alır. Dünyanın geleceği bu bölgede şekillenecektir” (Turcic Studies in the World and Turkey-Dünyada ve Türkiye’de Türki Çalışmalar, İstanbul, 1987, s.14). Bugün, bu tespitten sadece on beş sene sonra, bu gerçeklerin peşinde koşan bu bilim adamının ne kadar haklı olduğu, ne kadar açık! Bir zamanlar ‘Asya ile Avrupa arasında bir köprü’ olarak görülen Türkiye, bugün gerçekten de oluşmakta olan makrokıta ‘Avrasya’nın kalbi’ olmanın eşiğindedir. Her ne kadar Türkler, özellikle gençler, global politik, ekonomik ve kültürel süreçlerin aktif katılımcıları olmak için modern dünyanın gerekli ve kaçınılmaz lingua communis’i olarak İngilizce öğrenmektelerse de, Türkçe’nin Orta Doğu ve Orta Asya’nın kimi bölgelerini hızla fethettiğine dair göstergeler de bulunmaktadır. Balkanlar’daki kimi eğitim ve iletişim ağları da buna işaret etmektedir. Geniş Türk göçmen gruplarının yaşadığı Batı Avrupa ülkelerinde de ana dil öğretiminin planlanması ve örgütlenmesi  gittikçe yaygınlaşmaktadır.

FYC’nde, Türkçe çalışmaları ve öğretiminin geliştirilmesine yönelik gittikçe artan bir bilinç söz konusu. Bu alan, oldukça eski bir geleneğe sahip olmakla beraber, göreceli olarak sınırlı bir akademi temeli ve yeterli derecede gelişmemiş bir ağa sahip. Yugoslavya’da Türkoloji’nin yerleştirilmesi ve geliştirilmesinin gereğini destekleyen temel nedenlere ve argümanlara özetle değinmek istiyorum. Belki de önceden söylenmemiş bir şey söylemeyeceğim, özellikle böylesine seçkin ve konularında önde gelen meslektaşlarımdan oluşan bir dinleyici grubuna. Ancak, böyle bir sistemleştirmeye yönelik çalışmanın belli faydaları olacağına inanıyorum.

FYC’nde ve FYC için, Türkçe dili, çeşitli kültürel-tarihsel, bilimsel, iletişimsel ve ulusal, yani toplumsal ve siyasal nedenlerden ötürü önemlidir.

Türkçe konuşmanın kültürel-tarihsel önemi uzun süredir bariz bir şekilde biliniyordu. Bu önemin anlaşılması, Osmanlı sonrası dönemde bu dili üniversite düzeyinde öğrenmenin arkasında yatan temel motivasyondu. Öte yandan bu dili öğrenmenin iletişimsel yönü arka plana itilmişti. Osmanlı kaynaklarını ve daha geniş anlamda Osmanlı kültürel mirasını bilmeden, Sırp ve Balkan tarihlerinin geniş bir dönemine tarafsız bir açıdan bakmak imkansızdır. Bundan dolayı kimi akademik çevrelerde Türkoloji uzun süre Osmanlı çalışmalarının bir parçası olarak görüldü. 1926 senesinde, Belgrat Filoloji Fakültesi’ne bağlı Doğu Çalışmaları Bölümü kurulduğunda, Avrupa okulundan gelen, konunun önde gelen isimlerinden olan kurucusu Dr. Fehim Bajraktarevic (1889-1970), Türkoloji’yi “müfredatın tasarlanmasında bir hareket noktası” olarak aldı. Bu ona göre, “Türk etkilerinin çok güçlü olduğu bir bölge olan ülkemizin tarihini, dilini, folklorunu ve edebiyatını daha iyi anlayabilmek” için gerekliydi (Marija Djukanovic, “Katedra za orijentalnu filologiju,” Sto godina Filozofskog Fakulteta, Belgrat, 1968, s.478). Ufku geniş ve bilgili bir akademisyen olarak Osmanlı çalışmalarının gerekliliğini çok iyi anlamış, bu alanda çok önemli katkılarda bulunmuştur. Öte yandan bilimsel Türkoloji’nin bilim adamlarını sadece Osmanlı elyazmalarını ve belgelerini okumak, yorumlamak ve yayımlamak üzere eğitmeyle sınırlı kalmaması gerektiğini, kalamayacağını savunmuştur. Osmanlı çalışmalarında gerçek bir anlayış geliştirebilmek için sık sık modern Türkçe’nin de öğrenilmesi gerektiğinin altını çizmiştir. Böylece Türk akademisyenlerinin önemli filolojik ve tarih yazımı çalışmalarına da erişim sağlanabilecektir. Bundan dolayı ta en başından beri Türkoloji’yi bir bütün olarak görmüş, dil bilimsel ve edebi yönleriyle beraber düşünülen bir yaklaşım önermiştir.

Bajraktarevic, zaman zaman kimi tarihçi meslektaşları tarafından, Osmanlı çalışmalarını ihmal ettiği şeklinde eleştirilmiştir. Ancak bu eleştiriler, geniş kapsamlı orientalist filoloji kavrayışına bağlılığını değiştirmemiştir. Osmanlı çalışmalarındaki durgunluk başka etmenlerin sonucudur. Bunların başında da akademinin dışından bir etmen gelmektedir. Bu; kompleks, zor, disiplinlerarası alana karşı öğrencilerin genel ilgi eksikliği. Bu alanda, isterse en yüksek akademik standartlarda çalışılsın, bir geçim bulmak çok güçtür. Zaten Türkiye’de bile benzer bir durum söz konusudur.

Türk dili ve edebiyatı grubu bugün hala, Filoloji Fakültesi’ne bağlı Doğu Çalışmaları Bölümü altında çalışan üç gruptan biridir. Müfredatında hem modern hem Osmanlı Türkçesi, bunun yanı sıra klasik ve çağdaş Türk Edebiyatı bulunmaktadır. Bu alanda Lisansüstü ve Doktora çalışmaları da yürütülmektedir. Doğu Çalışmaları Bölümü’nde geçen yıllar zarfında, çağdaş Türkçe öğretimi için pek çok ders kitabı ve elkitapları basılmıştır. Bunların başında, yakın zamanda kaybettiğimiz önde gelen Türkologlardan Prof. Dr. Slavoljub Djindic (1935-2000) tarafından kaleme alınan Türk Dili Ders Kitabı (Udzbenik turskog jezika, Belgrat, 1977) ve yine aynı yazarın iki meslektaşıyla, Türk Dil Kurumu’nun da katkılarıyla çıkardıkları büyük Türkçe-Sırpça Sözlük (Ankara, 1997) gelmektedir. Türkçe öğretiminde görsel-işitsel yöntemler dahil tüm modern yöntemler kullanılmaktadır. Bu konuda ayrıca Türkiye’den meslektaşlarımızın düzenli ve çok kıymetli işbirliği de söz konusudur. Şu anda bölümde çalışmakta olan bir Türk misafir hocamız vardır.

Doğu Çalışmaları Bölümü’ne ek olarak, Kosova’daki Priştina Üniversitesi Filoloji Fakültesi’nde de Türkoloji çalışmaları yürütülmektedir. Ancak, şu anda uluslar arası himaye altında bulunan bu bölgenin son siyasi durumundan dolayı oradaki Türkçe çalışmaları ve öğretiminin durumu hakkında fazla bir bilgim yok. Değerli meslektaşım Prof. Dr. Nimetullah Hafız’ın bu konuya değineceğini ümit ediyorum.

Sırpça ve Türkçe ile temas halindeki öteki Balkan dilleri düşünüldüğünde, Türkçe ve Rumeli şiveleri bilgisi hem bilimsel hem kültürel açılardan önemlidir. Çok iyi bilindiği gibi, on beşinci yüzyıldan yirminci yüzyılın başına kadar geçen dönemde, etnik ve dilsel olarak heterojen bir tablo sergileyen Balkan ve Türk nüfusları arasında, maddi manevi tüm kültürel alanlarda çok yoğun temaslar söz konusudur. Bu temasların en görülür sonuçlarından biri, Slav kökenli olan olmayan tüm Balkan dillerine girmiş Türkçe kelimelerdir. Bu kelimeler, bu dillere asimile olmanın ve bu dillerin bir parçası olmanın yanı sıra, çok dilli uluslardan ve etnik topluluklardan gelen temsilciler arası iletişime de katkıda bulunmuştur. Hatta Türkçe kimi zaman bölgesel ya da alt-bölgesel lingua franca* görevi görmüştür (Oливера Jашар-Hастева, Tурски елементи во јазикот и стилот на македонската народна лоезија, Cкопје, 1987, s.5). Dolayısıyla, Türkçe kelimeleri Sırpça (ve tüm diğer Balkan dilleri) vokabülerlerinin özel bir unsuru olarak, ama aynı zamanda, önemli ama hala başlangıç aşamasında olan girişimlerin bulunduğu “Balkan Dil Birliği” (Sprachbund) adı verilen oluşumun önemli bir ortak noktası olarak incelemek gerekir.

Uzun ve zengin bir geleneği olan Sırpça’daki Türkçe unsurların araştırma alanı, son yıllarda önemli teorik ve yöntemsel atılımlar yapmıştır. Sırp Bilim ve Sanat Akademisi’nin uzun vadeli Sırp Dilinin Etimolojik Sözlüğü projesinin bir parçası olarak, Türkçe kökenli kelimelerin etimolojisini araştırırken Osmanlı-Türk edebiyatında kelimenin en eski halini arama pratiği bir kenara bırakılmış durumda. Zira Sırpça’ya Türkçe kelimelerin gündelik dilde -yerel ağızlar ve şiveler kanalıyla- girmiş olduğu artık bilinen bir gerçektir. Bugün, bu kelime ödünç alma-verme örüntülerinin araştırılmasına daha fazla ilgi gösteriliyor. Bu da elbette Türkçe’nin tarihsel şive araştırmaları konusunda bilgi sahibi olmayı gerektiriyor. Böyle bir çalışma yapmak, çağdaş Türkçe’ye hakim olmadan mümkün değil, zira araştırmacı dil ve şiveler tarihi konularındaki literatürü takip etmek durumunda. Bu da Türkçe öğrenmek için başka bir neden olarak ortaya çıkıyor. Bu Etimolojik Sözlük ve büyük Sırp-Hırvat Edebi ve Gündelik Dil Sözlüğü grup çalışmalarına paralel olarak, bir kaç tane de tematik olarak daha dar bir alanı kapsayan Türkçe unsurlar konulu lisansüstü çalışmaları bulunuyor. Bu konularda bir kaç tane de doktora çalışması yürütüldüğünü eklemekte fayda var.

Türkçe, Balkanlarda Osmanlı kültürel mirası ya da günümüz Türkiyesi ile ilgili alanlarda çalışan başka bilim adamları ve akademisyenler için de önemli. Örneğin sanat tarihçileri, mimarlar, etnologlar, tarihçiler, edebiyat kuramcıları için. Bu bilim adamlarının pek çoğu, başka imkanlardan yoksun olduklarından çalışmalarını bireysel olarak, bir dil uzmanının yardımıyla ya da Filoloji Fakültesi’nde temel ya da yüksek lisans düzeyinde verilen Türkçe derslerine devam ederek yürütmek zorunda kalıyorlar. Zira bugün maalesef halka açık Türkçe kursları yok. Bunun en büyük nedeni ise bu dili öğrenmeye karşı sınırlı bir ilgi olması. Bu durum, böyle bir girişimin ekonomik olarak çekici olmasını engelliyor.

Yugoslavya’da da, tıpkı Makedonya, Bulgaristan ve Yunanistan’da olduğu gibi, Türkçe ulusal dil statüsüne sahip. Zira, Türk ulusal azınlığının ana dili. Bir tereddüt döneminden sonra Türkçe, İkinci Dünya Savaşı’nı takip eden dönemde, 50’lerin başında ilk defa olarak ilkokul müfredatlarına alınmış. Daha sonra lise eğitimine sıra gelmiş. Böylece Kosova, Metohya ve Makedonya’daki (bu bölgede 1981 sayımına göre resmi olarak 100.000 Türk kökenli vatandaş bulunuyor) Türk ulusal azınlığının eğitim ve kültürel azınlık haklarını kullanmalarının kapısı açılmış oluyor. Daha sonra bu haklar üniversiteye kadar uzanıyor. İlk olarak bir Öğretmenler Okulu, daha sonra Priştina Üniversitesi’nde bir Doğu Çalışmaları Bölümü açılmış (Nimetullah Hafız, “Yugoslavya’da Türkçe Öğretim”, Balkan Ülkelerinde Türkçe Eğitim ve Yayın Hayatı Bilgi Şöleni, Ankara, 1999, ss.245-250). Ana dili Türkçe’nin yerel şivelerinden biri olanlara Türkiye Türkçesi öğretmek amacıyla yıllarca okul literatürü hazırlanmış, müfredatlar geliştirilmiş, aynı zamanda teorik çalışmalar da yapılmış. Bu elbette personelden yöntemsel konulara kadar pek çok karmaşık sorunun da çözülmesini gerektirmiş. Bu teorik çalışmalarda, kaybetmiş olduğumuz Süreyya Yusuf’un büyük katkılarını hatırlamalıyız. Ulusal eşitlik ile azınlık haklarına saygının korunması, öte yandan da Balkanlarda çağdaş Türkçe’nin ve Türk kültürünün kabul görmesi için verilen mücadele önemlidir (bu konunun daha ayrıntılı bir tartışması için bkz. Darko Tanaskovic, “The Planning of Turkish as a Minority Language in Yugoslavia”, Yugoslavya’da Türkçe’nin bir Azınlık Dili olarak Planlanması, Language Planning in Yugoslavia, Columbus, 1992, ss.140-161). Yugoslav Federasyonu’nun dağılması, ardından gelen etnik çatışmalar ve bunların siyasi sonuçları, özellikle Kosova’da bir azınlık dili olarak Türkçe’ye karşı toplumsal ve devlet ilgisinde bir kopma olmuştur. Bu, şu anda Yugoslavya’nın durumuyla ilgili bir şeydir, bunda eğitimsel ve kültürel etmenlerin pratik bir etkisi yoktur.

Çağdaş Türkçe’nin öğrenilmesi ihtiyacı ve motivasyonu Yugoslavlar arasında gittikçe artmaktadır. Bu salt iletişimle ilgili nedenlere bağlıdır. Bu da çok cesaret verici bir tablo sergilemektedir. Zira dil, bireyler arasında her şeyden öte bir iletişim aracıdır. Türk dili, nasıl Osmanlı döneminde Balkanlarda bir şekilde bir iletişim aracı idiyse, yeni binyıla girdiğimiz şu günlerde de benzer bir işlev yükleneceğine dair umut verici işaretler gösteriyor. Yugoslavlar ile Türkler arasında çeşitli alanlarda temaslar artıyor. Çocuk festivallerine karşılıklı olarak çocuklarımızı gönderiyoruz; atletlerimiz, sanatçılarımız düzenli olarak bir araya geliyor; Yugoslav Müslüman topluluğundan önemli sayıda genç Türkiye’de eğitim görüyor; eski iş bağlantıları yenileniyor, karşılıklı çıkarlar çerçevesinde yeni işbirliği yolları keşfediliyor. Türkler yeniden, Batıya yaptıkları yolculuklarda Yugoslav yollarını kullanmaya başladı. Bu örneklerin hepsi Türkçe öğrenmenin ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Öte yandan hem Yugoslavların hem Türklerin, özellikle gençlerin ilk karşılaşmalarında ‘ilk refleks’ olarak İngilizce kullandıkları da inkar edilemez bir gerçek. Ancak özellikle umut vadeden yeni bir oluşum söz konusu. Türkiye, Yugoslav turistlerin tercih ettikleri favori ülkelerden biri olma yolunda hızla ilerliyor; bu turistlerin sayısı her yıl artıyor. Yılda Türkiye’yi ziyaret eden yüzlerce, hatta binlerce Yugoslav turistten söz ediyoruz ki bu sayılar göz ardı edilemeyecek kadar yüksektir, hem ekonomik, hem kültürel ve hem dilsel açılardan bakıldığında. Turistler, ya da günümüzde dendiği gibi ‘modern göçebeler’, en azından birkaç Türkçe kelime öğrenme ihtiyacı hissediyorlar. Dolayısıyla, pratik Türkçe kitaplarına büyük bir talep var. Bugüne kadar, ‘cep’ sözlükleri ve turiste gereken temel cümleler tarzı pek çok kitap basılmış durumda. Ancak bunlar her ne kadar amaçlarına ulaşsa da, en temel Türkoloji kriterlerini yerine getirmekten çok uzaklar. Türkiye’ye seyahat eden meraklı Yugoslav turistlerin, bu güzel ve misafirperver ülkeden çıkacak ciddi bir rehber dil kitabına kavuşmalarını ümit ederiz. Bu insanlardan bazıları ülkelerine döndüğünde Türkçe öğrenmek isteyebilir. Her şey bir yana, buna benzer durumlar daha önce de olmamış mıdır?


Belgrat Üniversitesi - Prof. Dr. Darko TANASKOVIC

Eskiden Akdeniz sahillerinde konuşulan Italyanca’dan bozma dil; milletlerarası ticari dil.

Telif hakları için tıklayınız...                                                        
Copyright © 2010 Türkçede.org                                                 Türkçenin bir dünya dili olması dileğiyle...