Bir işe yaramak, insanlara faydalı hizmetlerde bulunmak güzel bir şeydir. Herkes işine, mesleğine ve yeteneğine göre kendisi, ailesi ve içinden çıktığı toplum için çalışmalı, güzel ve faydalı eserler bırakmalıdır. Çünkü “Esersiz kişinin yerinde yeller eser.” Abdurrahman Şeref Bey, Galatasaray Lisesi'nde tarih dersleri okutuyormuş. Abdulhamit'in cahil ve görgüsüz paşalarından birinin çocuğuna sınıfta herkesin içinde: - Adam ol, baban gibi eşek olma, demiş. Çocuk hocanın bu sözünü hemen babasına yetiştirmiş. Paşa çok kızmış. Hocanın haddini bildirmek üzere okula gitmiş. Hoca, müdürün odasına çağrılmış. Paşa hiddetle: - Hoca efendi, ben bir paşayım. Bana eşek demeye ne hakkınız var, ne cesaret bu, der. Abdurrahman Şeref Bey: - Ne ilgisi var paşam. Ben öyle bir şey söylemedim. Hem sizi tanımam ki, der. Paşa: - Evet söylemişsiniz. Talebeniz olan oğluma, “Adam ol, baban gibi eşek olma!” demişsiniz. Abdurrahman Şeref Bey: - Ha… Evet… Çocuğunuzu derse çalışmadığı için azarladım. Fakat sözlerimle size hakaret etmedim. Aksine sizi örnek gösterdim: Adam ol baban gibi!.. Eşek olma, dedim, der. Paşa söyleyecek söz bulamaz. Hocaya teşekkür ederek okuldan ayrılır.
(Adamakıllı dövmek anlamında kullanılan bir deyim.)
Balkan Harbi sıralarında cephedeki bir askeri birlikte su ihtiyacını her bölüğün saka neferleri temin ederdi.
O zamanlar, mekkare katırlarından başka adına karanfil kolu denilen, merkepli nakliye kolları da vardı. Her bölüğe de bir merkep tahsis edilmiş. Saka neferleri bu eşeklere yükledikleri fıçılarla, ordugâha yarım saat uzaklıktaki bir pınardan su taşırlarmış.
Bölüklerden birisinin saka neferi çok saf ve tembel imiş. Bir gün pınar başında yatmış, uyumuş. Eşek de çimenler üzerinde otlarken uzaklara gitmiş.
Uyandığı zaman akşam olmak üzere imiş. Merkebi aramış, bulamamış. Koşarak bölüğe gelmiş. Susuzluktan kıvranan bölüğün çavuş ve onbaşıları sakayı yakaladıkları gibi, bölük kumandanı alaylı yüzbaşının karşısına çıkarmışlar.
Çok sert ve aksi bir adam olan yüzbaşı saka neferini sorguya çekmiş. Neticede uyuduğunu ve eşeğini kaçırdığını öğrenince, hemen etrafa atlılar çıkarıp eşeği aratmaya göndermiş. Sakayı da çadırın direğine bağlayıp başlamış dayak atmaya. Can acısı ile avaz avaz bağıran saka:
-Aman yüzbaşım, ölüyorum, bir daha uyumayacağım. Artık dövme! diye yalvardıkça, yüzbaşı:
-Acele etme, daha eşek bulunamadı. Eşek sudan gelinceye kadar dayak yiyeceksin ki bir daha eşeğine sahip olup, muharebe yerinde, vazife başında uyumayacaksın... demiş.