Türkçeyi yeni öğrenenlere yönelik bilgisayar teknolojisini nasıl kullanabiliriz? Y.T.Ö’de (Yabancılara Türkçe Öğretimi) bilgisayar destekli sınav hazırlanması nasıl olmalıdır? Ne tür programlar kullanabiliriz? Bu sınavların yeni öğrenenlere ne gibi faydaları ve zararları vardır? Sahada kullanılan tecrübe edilen bu soruların cevaplarını...
Türkçenin yabancı dil olarak öğretilmesinde genellikle öğretmen merkezli ve dilbilgisi odaklı geleneksel teknikler kullanıldığı için dilin en önemli işlevlerinden biri olan iletişimsel boyut göz ardı edilebilmektedir. Bu yüzden yabancı öğrenciler Türkçeyi öğrenirken, geleneksel metotların kullanımında kendilerini güvende hissetseler...
Dünyada üç bine yakın dilin bulunmasına karşın ikinci dil olarak öğrenilen dillerin sayısı oldukça azdır. Bir dilin başka milletler tarafından öğrenilmesini önemli kılan ölçütlerin başında o dili konuşan ülkenin politik, kültürel, ticari ve ekonomik durumu gelmektedir. Dünyada en çok öğrenilen diller arasına Türkçe girmektedir....
Yabancılara Türkçe öğretiminde yaklaşım, yöntem ve teknik konuları, çok üzerinde durulmayan ve tartışılmayan hususlardır. Oysa bu yeni ve önemli alanda çok hızlı gelişmeler olmakta ve Yabancılara Türkçe öğreten merkezler hızla çoğalmaktadır. Modern iletişim araçlarının da hızla yer almaya başladığı ikinci dil öğretiminde...
Siteden tam faydalanmak için: Kayıt olunuz-Sign Up
Gülser AKDOĞAN tarafından yazıldı.
BilindiÄŸi üzere İngilizce, Almanca, Fransızca gibi dillerin "Yabancı Dil Olarak ÖğÂretimi" konusunda bugüne kadar pek çok araÅŸtırmalar, incelemeler yapılmış, metotlar geliÅŸtirilmiÅŸ, yüzlerce kitap yazılmıştır. Türkçenin yabancı dil olarak öğretimi konusu ise hep ihmal edilmiÅŸtir. Türkçenin yabancı dil olarak öğretilmesi konusunda elimizdeki en eski yapıt 11. yüzyılda Kâşgarlı Mahmut'un Divan ü Lûgat-it Türk'ü dür. Bu kitap, Karahanlılar döneminde Araplara Türkçe öğretmek amacıyla yazılmıştır.
ÇaÄŸatay edebiyatının kurucusu sayılan Ali Åžir NevâC1502 yılında yazdığı "Muhâ-kemetii'l Lûgateyn" adlı yapıtında Farsça ile Türkçenin karşılaÅŸtırmasını yapmıştır. Ne-vâi~nazım dili olarak Türkçenin Farsçaya üstün gördüğü yönlerini sözcük ve biçim düÂzeyinde sergileyerek Türk soylu yazarları Farsça yerine Türkçe yazmak için özendirmeye çalışarak, onları böyle bir yabancılaÅŸmayı bırakmaya çağırmıştır. DeÄŸiÅŸik bir amaçla yazılmış olsa bile, bu yapıt, yabancı dil öğretimi için metinler yazılmadan önce, anadili ile yabancı dilin karşılaÅŸtırılarak öğrenme güçlüklerinin ve aykırılıklarının saptanması için özellikle 1950-1965 yıllan arasında yapılmış olan "Karşıtsal inceleme" türüne benzeyen Türkçe yazılmış en eski bir ömek olarak deÄŸerlendirilebilir.
Türkçenin yabancı dil olarak öğretimi konusunda 20.yüzyıla gelinceye kadar önemli İdrçalışma yapılmamıştır. Türkçenin yabancı dil olarak öğretimi üzerinde yazılan kitapÂlara baktığımızda bu konuda yazılan eserlerin büyük bir çoÄŸunluÄŸunun yabancı yazarlaÂra ait olduÄŸunu görüyoruz. Türkiye'de yabancılara Türkçe öğretimi, geçmiÅŸi pek eskiye gitmeyen ve yakın zamanlara kadar ciddî kuruluÅŸlar tarafından ele alınmamış olan bir konudur. Son yıllarda üniversitemiz bünyesinde olmak üzere yabancılara Türkçenin öğÂretimi daha sistemli ve metotlu bir biçimde ele alınmış ve öğretim kadrosunda yer aldıÂğımız A.Ü. TÖMERjbu konuda gerek nitelik gerekse nicelik bakımından önemli bir yer tutmuÅŸtur. Bu kuruluÅŸta uygulanan yöntem ve çalışmalar, bize yabancılara Türkçe öğreÂtiminin incelenmesi açısından geniÅŸ olanaklar saÄŸlamıştır.
1.1. TEZİN AMACI
BilindiÄŸi gibi Türkçe, Ural-Altay dillerinin Altay grubuna dahildir. Yapı bakımınÂdan dil sınıflamalarında ise baÄŸlantılı (Ing. agglutinative) dillerin tipik bir örneÄŸini temÂsil etmektedir. Hiç deÄŸiÅŸmeyen bir köke çeÅŸitü görevleri olan morfemler, ek yerleri belli olmayacak ÅŸekilde sıkıca baÄŸlanır. Türkçenin yapısından gelen bu özellik, Türkçenin yabancı dil olarak öğreniminde birtakım güçlükler ortaya çıkarmaktadır. Ünlü Türkolog Jean Deny'nin Türkçe için söylediÄŸi rivayet edilen ÅŸu sözler "Ekleri öğrenmek, Türk-çeyi öğrenmek demektir." Türkçede eklerin çok önemli olduÄŸunu vurgulamaktadır. Bu nedenle, yaptığımız bu araÅŸtırmanın amacını, Türkçeyi yabancı dil olarak öğrenen yaÂbancıların ad durum ekleri ve çekim açısından karşılaÅŸtıkları yanlışları tesbit etmek, tes-bit edebildiÄŸimiz bu güçlüklerin kaynaklarını bulmak ve bunun üzerine yorumlama yapÂmak, yapılacak uygulamaları dikkate alarak bu sorunların giderilmesine yönelik önerileri belirlemeye çalışmak teÅŸkil etmektedir.
1.2. DİL NEDİR?
Dilin tanımı konusunda birçok denemeyle, değişik tanımlamalarla karşılaşıyoruz. Bunlardan birkaçına değinmek istiyoruz:
- Dil, bireyler arasmda anlaşmayı sağlayan toplumsal bir sistemdir (Dilâçar, 1968:28-29).
- Dil, insanın edinmiş ve edinmekte olduğu bütün bilgileri, ortaya koyduğu bütün eserleri, anılarını, iç ve dış dünyası ile ilgili çok çeşitli sorunlarını içine alan ve birçok bilimleri çerçeveleyen bir varlıktır. Ayrıca insanı insan yapan ve onu diğer varlıklardan ayıran en önemli özelliktir (Aksan, 1979: 11).
- Dil, çok değişik görünümler sunan, ancak bir soyutlama işlemiyle birbirinden ayrı olarak ele alınabilecek yönler içeren karmaşık bir bütündür. Kimi bakımdan evrensel, kimi bakımlardan ise, belli koşullara bağlı özgül nitelikler taşıyan dil gerçekliği, görüş açılarına ve inceleme yöntemlerine göre değişik biçimlerde irdelenebilir (Vardar, 1982:9).
Yukarıda bahsettiÄŸimiz dil tanımlarında ortak olan temel öğeleri ÅŸu ÅŸekilde açıklaÂyabiliriz :
Dil, belli kalıplara ve kurallara uyar ve onun kendine özgü bir kodlama sistemi varÂdır. Dil, seslerden oluÅŸur. Fonolojik açıdan her sesin bir görevi vardır. Örnek : tok çok 1x1 /ç/ (tok ve çok ayrı iki anlamı ifade etmektedir.)
Dil, insanlar arasında en etkin iletiÅŸim aracıdır. Düşünce, duygu ve istekler genel olarak dille biçimlenir. "Dil olmadan insanların birlikte yaÅŸamaları, anlaÅŸabilmeleri, doÂlayısıyla bir toplumu oluÅŸturmaları söz konusu olamaz. Bir toplumun pek çok özellikleÂri, yaÅŸayışı, gelenekleri dünya görüşü, yaÅŸam felsefesi, inançları, bilim, teknik ve sanata katkıları o toplumun diline yansır."] Bu tanımdan da açıkça anlaşıldığı gibi^bir toplumu ulus yapan baÄŸların en güçlüsü dildir.
Dille ilgili olarak onun evrensel oluÅŸundan daha çarpıcı genel bir gerçek yoktur. DiÂlin baÅŸlıca temeli, kesin olarak belirlenmiÅŸ bir ses düzeninin geliÅŸmesi, sözlü dil öğeleriÂnin kavramlarla olan özel baÄŸlantıları ve her türlü iliÅŸkiler için biçimsel anlatım incelikÂlerinin saÄŸlanması olup bütün bunlar bilinen her dille kesinlikle tamamlanmış ve dizgeleÅŸtirilmiÅŸ olarak karşımıza çıkmaktadır. Birçok ilkel dilde çaÄŸdaÅŸ uygarlık dille-rince bilinen her ÅŸeyi gölgede bırakan bir biçim zenginliÄŸi, gizli bir deyiÅŸ bolluÄŸu buÂlunmaktadır.
1.2.1. ESKİ DİL ÇALIŞMALARI
Yeryüzünde dili ele alan çalışmaların bilinen en eskileri Eski Hint'e, Eski Yunan'a kadar uzanır. Eski Greklerdeki Sofistler lengüistik biliminden çok hukuk davalarını kaÂzanmada dili iyi kullanmanın faydası ile ilgilenmiÅŸlerdir. Aynı ÅŸekilde Romalı Quintili-anus da dilin kullanışını tesbit ederek dili daha etkili ÅŸekilde kullanmanın yollarını araÂmış ve dil incelemelerinde yardımcı olmuÅŸtur. Helenistik devrede geliÅŸmiÅŸ olan İskenderiye Okulu ise eski edebiyat metinlerinin zaman aşımına uÄŸrayarak eskidiÄŸi düÂşüncesi ile çalışmalarına girmiÅŸtir. Eski metinlerin doÄŸru okunması amacıyla baÅŸlayan bu yol, dil incelemeleri bakımından olumlu sonuçlar vermiÅŸtir. Eski Hintlilerde de aynı ÅŸekilde zaman aşımına uÄŸrayan din metinlerinin doÄŸru okunması törenlerin gereÄŸi gibi yapılmasında önemli olduÄŸundan Sanskrit dil bakımından en mükemmel ÅŸekilde inceleÂnerek grameri yazılmıştır. Hindiler ve Greklerde olduÄŸu gibi, Araplarda da gramer çaÂlışmaları daha çok ses bilgisi ve özellikle sözcük yapısı üzerinde toplanmıştır. VIII. yy.'da yaÅŸamış olan İran asıllı Sibeveyhi'nin El Kitâb adlı tanınmış eseri Arapçanm en kesin ve en eksiksiz grameri olarak bugün bile deÄŸerini kaybetmemiÅŸtir.
XI. yüzyılda yaÅŸayan Karahanlı Türkolog ve sözlük yazan Kâşgarlı Mahmut'un dev eseri Divan ü Lûgat-it-Türk, Karahanlı lehçesini ve diÄŸer Türk lehçelerini ve kuralÂlarını da titiz bir biçimde düzenlemiÅŸtir.
Yeni çaÄŸa yaklaşırken ünlü İtalyan ÅŸairi Dante, De Vulgari Eloquentiaadlı yapıtıyÂla dilciliÄŸin ufuklannı geniÅŸletmiÅŸtir.
XX. yüzyılda Saussure kuramından yararlanılarak yapısal dilbilimin temelleri atılÂmıştır. Yapısal dilbilim, Prag Okulu (1926), Kopenhag Okulu gibi okullar çerçevesinde ve doÄŸrultusunda çalışmalar yapmıştır. Amerikan okulunun önde gelen BOAS, SAPIR ve BLOOMFIELD gibi dilcilerinin yetiÅŸtiÄŸi dönemde yapısalcılığın Amerika'da etkin bir biçimde yaygınlaÅŸtığını görüyoruz. Bloomfîeld lengüistik çalışmalarda, anlam gibi ölçülemeyen birliklerden çok, ses ve biçim gibi ölçülebilen birlikleri esas almış, buna karşılık lengüistiÄŸi bağımsız bir bilim dalı haline getirmek için psikolojiyi lengüistiÄŸin içinden bütün bütün çıkarıp atmaya çalışmıştır. Bilinmeyen, tanınmayan dillerin, Kızıl-dereli dillerinin incelenmesi yolu ile betimlemeli dilbilimin temellerini atan BOAS, öğÂrencisi SAPIR ve BLOOMFIELD'den sonra XX. yüzyılın ikinci yarısında Amerika'da yeni bir dönem baÅŸlamıştır. 1957'de yayımlananSyntactic Structuresadlı kitabıyla N.CHOMSKYdilde sözdizimine ağırlık vermiÅŸ ve yapısalcılığın yeni bir doÄŸrultusu olan Üretimsel Dilbilgisinin temellerini atmıştır. Bu çalışmalar günümüzde Üretimsel Dönüşümlü Dilbilim adı ile bütün dünyaya yayılmıştır (Bu konuda bkz. BAÅžKAN 1967 : 12-18); (AKSAN, 1979: 16-23).
Devamını okumak için tıklayınız...
![]() | Bugün | 1524 |
![]() | Dün | 22728 |
![]() | Bu Ay | 446791 |
![]() | Toplam | 7969150 |