Birbiriyle Karıştırılan Kelimeler
Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.
Türkçede sık sık birbiriyle karıştırılan kelimeler vardır. Örnek: direk: Ağaçtan veya demirden uzun ve kalın destek / direkt: Doğrudan
|
SIK SIK BİRBİRİYLE KARIŞTIRILAN KELİMELER |
|
|
âdem |
İnsan |
|
adem |
Yokluk |
|
adet |
Sayı |
|
âdet |
Gelenek |
|
adil |
Adalet |
|
âdil |
Adaletli |
|
Ali |
Özel ad |
|
âli |
Yüce, yüksek |
|
araba |
Tekerlekli, motorlu veya motorsuz her türlü kara taşıtı |
|
otomobil |
(Fr.)Motorlu taşıt |
|
atak |
Düşüncesizce her işe atılan |
|
atak |
(Fr. attaque) Atılım, akın |
|
ayırt (et-) |
Birkaç şeyi birbirinden ayıran niteliği anlama(k) |
|
ayırtı |
Aynı cinsten olan şeyler arası ince fark, nüans |
|
ayrıcalık |
İmtiyaz |
|
ayrılık |
Ayrı olma durumu |
|
ayrım |
Benzer şeyleri birbirinden ayıran özellik, fark |
|
ayırım |
Eşit davranışta bulunmama |
|
azımsamak |
Daha fazlasını istemek, az görmek |
|
küçümsemek |
Değer vermemek, küçük görmek |
|
balet |
Bale yapan erkek sanatçı |
|
balerin |
Bale yapan kadın sanatçı |
|
biçim |
Dış görünüş, şekil |
|
biçem |
Üslûp |
|
bilâkis |
Aksine |
|
bilhassa |
Özellikle |
|
bileşik |
Birleşerek oluşmuş, basit olmayan, mürekkep |
|
birleşik |
Bir araya gelmiş, birleşmiş olan |
|
bir takım |
Birbirini tamamlayan şeylerin tümü |
|
birtakım |
Belirsiz çokluk, kimi, bazı |
|
birbuçuk |
1.5 |
|
bir buçuk |
1/2, 0.5 |
|
büküm |
Bir şeyin bükülmüş yeri, kat, kıvrım |
|
bükün |
Gramer görevleri ve yapısı bakımından, kelime köklerinin başında, içinde veya sonunda türlü değişikliklerin olması |
|
çağdaş |
Aynı çağda yaşayan, muasır |
|
modern (Fr.) |
Çağa uygun, çağcıl, asrî |
|
çekimser |
Bir şey yapmaktan kaçınan |
|
çekingen |
Ürkek, sıkılgan |
|
çelişki |
Çelişme, tenakuz |
|
ikilem |
İnsanı istenmeyen durumlardan birini, çoğunlukla iki seçenekten birini izlemeye zorlayan tartışma, sorun veya usa vurma durumu |
|
çözülmek |
Gevşeyip yumuşamak, erimek |
|
çözünmek |
Maddenin sıvı içine karışması |
|
dalâlet |
Sapkınlık |
|
delâlet |
Kılavuzluk; belirti |
|
direk |
Ağaçtan veya demirden uzun ve kalın destek |
|
direkt (İng.) |
Doğrudan |
|
dogma (Fr.) |
Doğruluğu sınanmadan benimsenen, bir öğretinin veya ideolojinin temeli yapılan sav |
|
doğma |
Doğma, dünyaya gelme durumu |
|
duygu |
Duyularla algılama, his |
|
duyu |
Görme, işitme, koklama, dokunma ve tatma organlarıyla algılama yeteneği, hassa |
|
düş |
Gerçekte olmayan şey, imge, hayal |
|
rüya (Ar.) |
Uyurken zihinde beliren olayların, düşüncelerin tümü |
|
ehil |
Bir işte yetkili olan, yeterli, erbap |
|
ehlî |
Evcil |
|
etken |
Faktör, amil |
|
etkin |
İşleyen, aktif, müessir |
|
fiyat |
Bir alım ve satımda bir şeyin para karşılığındaki ederi, pahası |
|
ücret |
İş gücünün karşılığı olan para ve mal |
|
gibi |
...-e benzer |
|
denli |
'kadar' anlamında edat |
|
görelik |
Bağıntı, izafet |
|
göreli |
Bağıntılı, izafî, nispî, rölatif |
|
görece |
Bağıl, izafî |
|
görev |
İş görme yetisi, vazife, bir nesne veya kimsenin yaptığı iş |
|
ödev |
Yapılması, yerine getirilmesi gerekli olan iş |
|
görünmek |
Görülür duruma gelmek; benzemek |
|
görülmek |
Gö yardımıyla bir şey, bir varlık algılanmak, seçilmek |
|
hafriyat |
Kazı, kazma işleri |
|
*harfiyat |
Türkçede böyle bir sözcük yoktur. |
|
hak etmek |
Hak kazanmak |
|
hakketmek |
Ağaç, taş vb. üstüne yazı veya şekil oymak |
|
hal'etmek |
Tahttan indirmek |
|
halletmek |
Çözüm yolu bulmak |
|
halk |
İnsan topluluğu |
|
halk |
Yaratma |
|
hazine |
Değerli eşya yığını; değerli eşyaların saklandığı yer |
|
hazne |
Depo |
|
helâl |
Dinin kurallarına aykırı olmayan |
|
halel |
Bozma, bozukluk |
|
ılgım |
Yalgın, pusarık, serap |
|
ılgın |
Bir ağaç cinsi |
|
ile |
Bağlaç |
|
ilâ (Ar.) |
..dan.....e kadar |
|
kampanya |
Belirli bir süredeki etkinlik dönemi |
|
kumpanya |
Daha çok, yabancı sınaî, ticarî ortaklık, tiyatro topluluğu |
|
kara (< Ar.) |
Toprak |
|
kara |
Siyah |
|
karşı |
Karşılık olarak, mukabil |
|
karşın |
Gerekenin veya mantığın tersine olarak, rağmen |
|
karşı |
Karşılık olarak, mukabil |
|
karşıt |
Nitelik ve durumları birbirine büsbütün aykırı olan, zıt |
|
karşılık |
Bir davranışın karşı tarafta uyandırdığı, gerektirdiği başka davranış, mukabele |
|
karşın |
Gerekenin veya mantığın tersine olarak, rağmen |
|
karşılık |
Mukabele, cevap, bedel |
|
karşıtlık |
Zıtlık |
|
katil (Ar.) |
Öldürme |
|
linç (İng.) |
Çoğunluğun, birini döverek öldürmesi |
|
kâtil |
İnsanları öldüren kimse |
|
katil |
Öldürme |
|
klinik |
Hasta bakılan yer |
|
poliklinik |
Çeşitli hastalıkların bakıldığı klinik |
|
kerli ferli kelli felli |
Her ikiside kullanılır. |
|
komite |
Alt kurul, encümen, komisyon |
|
komita |
Siyasî bir amaç için silâh kullanan gizli topluluk |
|
kupa (< İt. cuppa) |
Bronz veya kristal kap |
|
kupa (< Fr. coupé) |
Bir tür dört tekerlekli araba |
|
kurum |
Müessese, tesis |
|
kuruluş |
Topluma hizmet amacı ve göreviyle kurulan her şey |
|
küp (< Ar. ku:b) |
Toprak kap |
|
küp (< Fr. cube) |
Altı yüzlü dikdörtgen |
|
lâf |
Lâkırdı; sonuçsuz, yararı olmayan konuşma; konu |
|
söz |
Sözcük, sözcük dizisi |
|
lâik(Fr.) |
Devlet ve din işlerini ayrı tutan |
|
lâyık (Ar.) |
Bir şeyi elde etmeye hak kazanmış olan |
|
mahkeme |
Yargılama yapılan yer |
|
muhakeme |
Yargılama
Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it. |
|
mahzur |
Sakınca |
|
mahsur |
Sarılmış, kuşatılmış |
|
maiyet |
Üst görevlinin yanında bulunan kimseler |
|
mahiyet |
Nitelik, vasıf, öz, asıl, iç yüz |
|
merhum |
Müslümanlık dinine mensup ölmüş erkek |
|
müteveffa |
Hristiyanlık dinine mensup ölmüş kimse |
|
mevhum |
Gerçekte var olmayan, var sayılan |
|
mefhum |
Kavram |
|
meteor |
Akanyıldız |
|
meteorit |
Gök taşı |
|
müsaade |
1.İzin, icazet, ruhsat 2. Elverişli, uygun olma durumu |
|
izin |
1. Müsaade, ruhsat 2. İş yerince verilen tatil |
|
mütahassıs |
Uzman |
|
mütehassis |
Duygulanmış |
|
mütevazı |
Alçakgönüllü |
|
mütevazi |
Paralel |
|
nicelik |
Bir şeyin azalıp çoğalabilen durumu, miktar |
|
nitelik |
Bir şeyi diğerinden ayıran özellik, vasıf |
|
nüfuz |
Söz geçirme, erk |
|
nüfus |
Toplam insan sayısı |
|
olanaklı |
Olma ihtimali bulunan, mümkün, kâbil |
|
olası |
Görünüşe göre olacağı sanılan, muhtemel |
|
otel |
Geceleme imkânı yanında, yemek ve eğlence imkânı sunan işletme |
|
motel |
Motorlu taşıtlarla seyahat edenlerin barınmaları için yapılmış otel |
|
otomobil |
Motorlu taşıt |
|
taksi |
Ücret karşılığı yolcu taşınan otomobil |
|
öğrenim |
Gerekli bilgi, beceri ve alışkanlıkların elde edilmesi amacıyla yapılan çalışma, tahsil |
|
öğretim |
Belli bir amaca göre gereken bilgileri verme işi, talim |
|
ölçü |
Bir niceliği, o nicelik için kabul edilmiş birimlerden birine oranlayarak değerlendirme |
|
ölçüt |
Bir yargıya varmak veya değer vermek için başvurulan ilke, kıstas, kriter |
|
öncel |
Sonucun çıkarıldığı önerme ve önermeler |
|
öncül |
Bir tasımda, sonucu hazırlayan ilk iki önermeden her biri |
|
öneri |
Bir sorunu çözmek üzere öne sürülen görüş, düşünce, teklif |
|
önerme |
Kabul edilmesi için öne sürülen düşünce, teklif |
|
önerti (mantık) |
Şartlı bir önermenin şartı anlatan ön bölümü |
|
özel |
Hususî, zatî, devlete değil, kişiye ait olan |
|
özgü |
Özellikleri birine veya bir şeye ait olan |
|
özgür |
Kendi kendine hareket etme, davranma, karar verme gücü olan |
|
bağımsız |
Davranışlarını, tutumunu, girişimlerini herhangi bir gücün etkisinde kalmadan düzenleyebilen, hür |
|
öznel |
Bireyin duygu ve düşüncelerine dayanan, enfüsî; subjektif |
|
nesnel |
Taraf tutmadan inceleme yapan, hüküm veren, afakî; objektif |
|
porte |
Para tutarı; notaların yazıldığı beş paralel çizgi |
|
portre |
Bir kimsenin yağlı boya yapılmış resmi |
|
süre |
Bir olayın başı ile sonu arasında geçen zaman parçası |
|
süreç |
Olay veya hareketler dizisi |
|
problem |
Sorun |
|
problematik |
Sorunlu |
|
rakip |
Aynı şeyi elde etmeye çalışan |
|
râkip |
Eski dilde 'binen, binici' |
|
sanal |
Gerçekte olmayan, farazî |
|
edimsel |
Fiilî, aktüel |
|
sanat |
Üstün yaratıcılık |
|
zanaat |
Tecrübe ve ustalık gerektiren iş |
|
sanayi |
Endüstri |
|
sınaî |
Sanayi ile ilgili |
|
sanık |
Suçlu olduğu sanılan kimse, maznun |
|
suçlu |
Suç işlemiş kimse |
|
sanı |
Sanmak durumu ve sonucu, zan |
|
sanrı |
Uyanık bir kişinin, kendi dışında var sandığı, ama gerçekte yok olan olguları algılaması, birsam |
|
savunmak |
Bir kimseye, hareket veya düşünceyi doğru, haklı göstermeye çalışmak, onun yanında olmak |
|
iddia etmek |
Sözünde direnmek, bir iddia ileri sürmek |
|
savap |
Doğruluk |
|
sevap |
Tanrı ödülü |
|
sonuç |
Bir olayın doğurduğu başka bir olay veya durum, netice |
|
son |
Şimdiki zamana en yakın zamandan beri olan veya bu zamandan yapılmış, olmuş olan, ilk karşıtı |
|
sorgu |
Sorma işi, sanığın araştırma konusu olan olaylarla ilgili olarak yargıç karşısındaki beyanı |
|
soru |
Bir şey öğrenmek için birine yöneltilen ve karşılık gerektiren söz veya yazı, sual |
|
söylence |
Efsane, meşguliyet |
|
söylem |
Söyleyiş, söyleniş |
|
suç |
Yasalara, törelere, ahlâk kurallarına aykırı davranış |
|
kabahat |
Uygunsuz hareket, çirkin yakışıksız davranış |
|
sükût |
Sessizlik, susma |
|
sukut |
Aşağı inme, düşme |
|
şan (Fr.) |
Ses dizisi |
|
şan (Ar.) |
Ün, şöhret |
|
şantöz |
Kadın şarkıcı |
|
şantör |
Erkek şarkıcı |
|
şok |
Şok |
|
şoke |
'Şoke etmek' veya 'şoke olmak' anlamında kullanılır. |
|
tahayyül |
Hayalde canlandırma, sembolleştirme |
|
hayal |
Zihinde tasarlanan, canlandırılan ve gerçekleşmesi özlenen şey; imge, hulya |
|
tasarı |
Bir kimsenin yapmayı düşündüğü şey |
|
tasarım |
Tasarımlamak işi veya tasarımlanan biçim, tasavvur |
|
teamül |
İş, davranış, alışı |
|
temayül |
Meyletme, eğilim |
|
teori |
Kuram, nazariye |
|
hipotez |
Varsayım, faraziye |
|
tevsi |
Genişletme |
|
tevzi |
Dağıtma |
|
tez (Fr.) |
Sav |
|
tez (Far.) |
Süratli |
|
tüm |
Bir şeyin olancası, topu, tamamı |
|
bütün |
Eksiksiz, tam, parçalanmamış |
|
türbin |
Herhangi bir akışkan yardımıyla dönme hareketine giren araç |
|
tribün |
Seyircilerin maç seyretmek için bulundukları yer |
|
uğraş |
İş, meslek, meşguliyet |
|
uğraşı |
Uğraşılan şey, meşgale |
|
vamp |
Erkek peşinde koşan kadın |
|
vampir |
İnsanların kanını emdiğine inanılan hortlak |
|
veya |
Olacağı sanılan, seçime bırakılan şeyler ikiden çok olursa kullanılır. |
|
ya da |
Ayrı olmakla birlikte aynı değerde tutulan iki şeyi anlatan sözlerden ikincisininönüne getirilir. |
|
yad |
Gurbet, yabancı eller |
|
yâd (Far.) |
Hatırlama |
|
yakından |
Yakın olarak |
|
yakinen (Ar.) |
Sağlam olarak, iyice |
|
yaklaşık |
Gerçek değer ya da miktarına yakın, takribî |
|
yakın |
Uzak olmayan |
|
yaşam |
Hayat |
|
yaşantı |
Hayat tecrübesi |
|
yayın |
Yayımlanan kitap, dergi, gazete vb. |
|
yayım |
Kitap, dergi, gazete vb.nı basıp dağıtma |
|
yetke |
Yaptırma veya yasak etme hakkı veya gücü |
|
yetki |
Bir görevi, bir işi yasaların verdiği imkânlara göre, belli şartlarda yürütmeyi sağlayan hak, salâhiyet |
|
yönetmelik |
Bir kuruluşun çalışma kurallarını belirleyen kuralların tümü |
|
yönetmenlik |
Yönetmen olma durumu |
|
-zade (Far.) |
Oğul, evlât: Asilzade |
|
-zede (Far.) |
Vurmuş, vurulmuş¨Felâketzede |