Yabancıların Türkçe Öğreniminde Ad Durumu Ve Çekim Açısından Sık Rastlanan Yanlışlar Ve Nedenleri
Bilindiği üzere İngilizce, Almanca, Fransızca gibi dillerin "Yabancı Dil Olarak Öğretimi" konusunda bugüne kadar pek çok araştırmalar, incelemeler yapılmış, metotlar geliştirilmiş, yüzlerce kitap yazılmıştır. Türkçenin yabancı dil olarak öğretimi konusu ise hep ihmal edilmiştir. Türkçenin yabancı dil olarak öğretilmesi konusunda elimizdeki en eski yapıt 11. yüzyılda Kâşgarlı Mahmut'un Divan ü Lûgat-it Türk'ü dür. Bu kitap, Karahanlılar döneminde Araplara Türkçe öğretmek amacıyla yazılmıştır.
Çağatay edebiyatının kurucusu sayılan Ali Şir NevâC1502 yılında yazdığı "Muhâ-kemetii'l Lûgateyn" adlı yapıtında Farsça ile Türkçenin karşılaştırmasını yapmıştır. Ne-vâi~nazım dili olarak Türkçenin Farsçaya üstün gördüğü yönlerini sözcük ve biçim düzeyinde sergileyerek Türk soylu yazarları Farsça yerine Türkçe yazmak için özendirmeye çalışarak, onları böyle bir yabancılaşmayı bırakmaya çağırmıştır. Değişik bir amaçla yazılmış olsa bile, bu yapıt, yabancı dil öğretimi için metinler yazılmadan önce, anadili ile yabancı dilin karşılaştırılarak öğrenme güçlüklerinin ve aykırılıklarının saptanması için özellikle 1950-1965 yıllan arasında yapılmış olan "Karşıtsal inceleme" türüne benzeyen Türkçe yazılmış en eski bir ömek olarak değerlendirilebilir.
Türkçenin yabancı dil olarak öğretimi konusunda 20.yüzyıla gelinceye kadar önemli İdrçalışma yapılmamıştır. Türkçenin yabancı dil olarak öğretimi üzerinde yazılan kitaplara baktığımızda bu konuda yazılan eserlerin büyük bir çoğunluğunun yabancı yazarlara ait olduğunu görüyoruz. Türkiye'de yabancılara Türkçe öğretimi, geçmişi pek eskiye gitmeyen ve yakın zamanlara kadar ciddî kuruluşlar tarafından ele alınmamış olan bir konudur. Son yıllarda üniversitemiz bünyesinde olmak üzere yabancılara Türkçenin öğretimi daha sistemli ve metotlu bir biçimde ele alınmış ve öğretim kadrosunda yer aldığımız A.Ü. TÖMERjbu konuda gerek nitelik gerekse nicelik bakımından önemli bir yer tutmuştur. Bu kuruluşta uygulanan yöntem ve çalışmalar, bize yabancılara Türkçe öğretiminin incelenmesi açısından geniş olanaklar sağlamıştır.
1.1. TEZİN AMACI
Bilindiği gibi Türkçe, Ural-Altay dillerinin Altay grubuna dahildir. Yapı bakımından dil sınıflamalarında ise bağlantılı (Ing. agglutinative) dillerin tipik bir örneğini temsil etmektedir. Hiç değişmeyen bir köke çeşitü görevleri olan morfemler, ek yerleri belli olmayacak şekilde sıkıca bağlanır. Türkçenin yapısından gelen bu özellik, Türkçenin yabancı dil olarak öğreniminde birtakım güçlükler ortaya çıkarmaktadır. Ünlü Türkolog Jean Deny'nin Türkçe için söylediği rivayet edilen şu sözler "Ekleri öğrenmek, Türk-çeyi öğrenmek demektir." Türkçede eklerin çok önemli olduğunu vurgulamaktadır. Bu nedenle, yaptığımız bu araştırmanın amacını, Türkçeyi yabancı dil olarak öğrenen yabancıların ad durum ekleri ve çekim açısından karşılaştıkları yanlışları tesbit etmek, tes-bit edebildiğimiz bu güçlüklerin kaynaklarını bulmak ve bunun üzerine yorumlama yapmak, yapılacak uygulamaları dikkate alarak bu sorunların giderilmesine yönelik önerileri belirlemeye çalışmak teşkil etmektedir.
1.2. DİL NEDİR?
Dilin tanımı konusunda birçok denemeyle, değişik tanımlamalarla karşılaşıyoruz. Bunlardan birkaçına değinmek istiyoruz:
- Dil, bireyler arasmda anlaşmayı sağlayan toplumsal bir sistemdir (Dilâçar, 1968:28-29).
- Dil, insanın edinmiş ve edinmekte olduğu bütün bilgileri, ortaya koyduğu bütün eserleri, anılarını, iç ve dış dünyası ile ilgili çok çeşitli sorunlarını içine alan ve birçok bilimleri çerçeveleyen bir varlıktır. Ayrıca insanı insan yapan ve onu diğer varlıklardan ayıran en önemli özelliktir (Aksan, 1979: 11).
- Dil, çok değişik görünümler sunan, ancak bir soyutlama işlemiyle birbirinden ayrı olarak ele alınabilecek yönler içeren karmaşık bir bütündür. Kimi bakımdan evrensel, kimi bakımlardan ise, belli koşullara bağlı özgül nitelikler taşıyan dil gerçekliği, görüş açılarına ve inceleme yöntemlerine göre değişik biçimlerde irdelenebilir (Vardar, 1982:9).
Yukarıda bahsettiğimiz dil tanımlarında ortak olan temel öğeleri şu şekilde açıklayabiliriz :
Dil, belli kalıplara ve kurallara uyar ve onun kendine özgü bir kodlama sistemi vardır. Dil, seslerden oluşur. Fonolojik açıdan her sesin bir görevi vardır. Örnek : tok çok 1x1 /ç/ (tok ve çok ayrı iki anlamı ifade etmektedir.)
Dil, insanlar arasında en etkin iletişim aracıdır. Düşünce, duygu ve istekler genel olarak dille biçimlenir. "Dil olmadan insanların birlikte yaşamaları, anlaşabilmeleri, dolayısıyla bir toplumu oluşturmaları söz konusu olamaz. Bir toplumun pek çok özellikleri, yaşayışı, gelenekleri dünya görüşü, yaşam felsefesi, inançları, bilim, teknik ve sanata katkıları o toplumun diline yansır."] Bu tanımdan da açıkça anlaşıldığı gibi^bir toplumu ulus yapan bağların en güçlüsü dildir.
Dille ilgili olarak onun evrensel oluşundan daha çarpıcı genel bir gerçek yoktur. Dilin başlıca temeli, kesin olarak belirlenmiş bir ses düzeninin gelişmesi, sözlü dil öğelerinin kavramlarla olan özel bağlantıları ve her türlü ilişkiler için biçimsel anlatım inceliklerinin sağlanması olup bütün bunlar bilinen her dille kesinlikle tamamlanmış ve dizgeleştirilmiş olarak karşımıza çıkmaktadır. Birçok ilkel dilde çağdaş uygarlık dille-rince bilinen her şeyi gölgede bırakan bir biçim zenginliği, gizli bir deyiş bolluğu bulunmaktadır.
1.2.1. ESKİ DİL ÇALIŞMALARI
Yeryüzünde dili ele alan çalışmaların bilinen en eskileri Eski Hint'e, Eski Yunan'a kadar uzanır. Eski Greklerdeki Sofistler lengüistik biliminden çok hukuk davalarını kazanmada dili iyi kullanmanın faydası ile ilgilenmişlerdir. Aynı şekilde Romalı Quintili-anus da dilin kullanışını tesbit ederek dili daha etkili şekilde kullanmanın yollarını aramış ve dil incelemelerinde yardımcı olmuştur. Helenistik devrede gelişmiş olan İskenderiye Okulu ise eski edebiyat metinlerinin zaman aşımına uğrayarak eskidiği düşüncesi ile çalışmalarına girmiştir. Eski metinlerin doğru okunması amacıyla başlayan bu yol, dil incelemeleri bakımından olumlu sonuçlar vermiştir. Eski Hintlilerde de aynı şekilde zaman aşımına uğrayan din metinlerinin doğru okunması törenlerin gereği gibi yapılmasında önemli olduğundan Sanskrit dil bakımından en mükemmel şekilde incelenerek grameri yazılmıştır. Hindiler ve Greklerde olduğu gibi, Araplarda da gramer çalışmaları daha çok ses bilgisi ve özellikle sözcük yapısı üzerinde toplanmıştır. VIII. yy.'da yaşamış olan İran asıllı Sibeveyhi'nin El Kitâb adlı tanınmış eseri Arapçanm en kesin ve en eksiksiz grameri olarak bugün bile değerini kaybetmemiştir.
XI. yüzyılda yaşayan Karahanlı Türkolog ve sözlük yazan Kâşgarlı Mahmut'un dev eseri Divan ü Lûgat-it-Türk, Karahanlı lehçesini ve diğer Türk lehçelerini ve kurallarını da titiz bir biçimde düzenlemiştir.
Yeni çağa yaklaşırken ünlü İtalyan şairi Dante, De Vulgari Eloquentiaadlı yapıtıyla dilciliğin ufuklannı genişletmiştir.
XX. yüzyılda Saussure kuramından yararlanılarak yapısal dilbilimin temelleri atılmıştır. Yapısal dilbilim, Prag Okulu (1926), Kopenhag Okulu gibi okullar çerçevesinde ve doğrultusunda çalışmalar yapmıştır. Amerikan okulunun önde gelen BOAS, SAPIR ve BLOOMFIELD gibi dilcilerinin yetiştiği dönemde yapısalcılığın Amerika'da etkin bir biçimde yaygınlaştığını görüyoruz. Bloomfîeld lengüistik çalışmalarda, anlam gibi ölçülemeyen birliklerden çok, ses ve biçim gibi ölçülebilen birlikleri esas almış, buna karşılık lengüistiği bağımsız bir bilim dalı haline getirmek için psikolojiyi lengüistiğin içinden bütün bütün çıkarıp atmaya çalışmıştır. Bilinmeyen, tanınmayan dillerin, Kızıl-dereli dillerinin incelenmesi yolu ile betimlemeli dilbilimin temellerini atan BOAS, öğrencisi SAPIR ve BLOOMFIELD'den sonra XX. yüzyılın ikinci yarısında Amerika'da yeni bir dönem başlamıştır. 1957'de yayımlananSyntactic Structuresadlı kitabıyla N.CHOMSKYdilde sözdizimine ağırlık vermiş ve yapısalcılığın yeni bir doğrultusu olan Üretimsel Dilbilgisinin temellerini atmıştır. Bu çalışmalar günümüzde Üretimsel Dönüşümlü Dilbilim adı ile bütün dünyaya yayılmıştır (Bu konuda bkz. BAŞKAN 1967 : 12-18); (AKSAN, 1979: 16-23).