sözcüklerin

Yabancı Dil Öğretiminde Yabancı Sözcüklerin Ruhdilbilimsel Sorunları

Sözcükler, sesleri ve kavramları taşıyan birer biçim ve anlam bohça­ları olmaları yanında, ruhdilbilimsel özellik ve etkinlikler de taşırlar. Bu durumu, kimi öğrencilerin birtakım sözcükleri daha kolay kimi sözcükleri daha zor anlamalarından da kolaylıkla çıkarabiliriz. Kimi sözcüklerin öğrenimi güç olmaktadır: Bu güçlük ya sözcüğün doğal yapısından gelir ya da öğretim tekniğinde bazı yetersizlikler öğretenin becerisiyle orantılı olarak sözcüklerin çabuk öğrenilmesini geciktirirler. Bundan başka, Masanori Higa'nm da dediği gibi, "Öğretilecek gereçlerin kolay ya da güç olmasını, aslında öğrenecek kişinin geçmişteki ve o günkü öğrenme denemeleri (tecrübeleri) kararlaştırır."Buradan anlıyoruz ki sözcüklerin öğrenilme­sinde üç tür ruhdilbilimsel güçlük vardır: Sözcüklerin doğal güçlüğü (intrinsic difficulty), gereçlerin yetkinliği ve öğrenecek kişilerin geçmiş ve o güne değinki öğrenme denemeleri.

Sözcüklerin ruhdilbilim açısından sorunları beş başlık altında incelenebilir:

1.Öğrenilecek sözcüklerin doğasından kaynaklanan  güçlükler,

2.Önceden öğrenilmiş ve yeni öğrenilecek sözcükler arasındaki et­kileşim,

1.Aynı sürede öğretilecek sözcük kümeleri arasındaki etkileşim,

2.Sırayla öğretilecek sözcük kümeleri arasındaki etkileşim,

5.  Öğrenilecek sözcüklerin yinelemeli olarak sunulmasının etkileri. Hepimiz biliyoruz, her öğrenci öğretilen sözcükleri diğer öğrencilerden değişik algılar ve değişik biçimde öğrenir, çünkü her öğrencinin öğrenme yeteneği değişiktir. Her öğrenci değişik toplum düzeylerinden gelir buyüzden algılama yetenekleri değişik olacaktır. Her birinin değişik eğitim düzeyi olmuştur, yaşları değişik olabilir. İşte bu nedenlerle, doğal olarak diyebiliriz ki tüm bu etkenler öğretilecek gereçleri dolaysız olarak etkileyecek ve sözcüklerin   ruhdilbilimsel   sorunlarını  artıracaktır.

Sözcüklerin ruhdilbiiimsel sorunları

Sözcüklerin ruhdilbiiimsel olarak incelenmesi beş başlık altmda başa­rılabilir :

I. Öğrenilecek sözcüklerin doğal yapısından kaynaklanan güçlükler: Sözcüklerin doğal yapıları da şu alt bölümlere ayrılabilir:

a) Somut / Soyut:

Arkadaşlık, us, kin, güzellik, inanç vb. sözcükler gözle görülür elle tutulur kavramları göstermezler, bunlar somut sözcük değildirler, bu yüzden ağaç, ev, dağ, taş gibi soyut sözcüklerden daha karmaşıktırlar. Somut sözcüklerin beş duyu ile algılanabilmeleri, bu gibi sözcüklerin ruhdilbiiimsel olarak daha kolay öğrenilmelerini sağlar. Yabancı dil eğitiminde sözcük­lerin güçlüğü mantıksallıktan değil de ruhdilbilimsellikten kaynaklanır. Soyut sözcüklerin öğretimi zordur, çünkü bunlar beş duyu ile algılanama­yacak özellikleri de çağrıştırırlar.

b) Kolay / karmaşık sözcükler:

Sözcüklerin doğal yapılarından gelen zorlukların, bunların çağrış­tırdığı kavramların sayısı ve özelliklerin açık seçik olup olmamalarından kaynaklanır. Bundan başka, sözcüğün sesbilim açısından taşıdığı sözcük­lerin başında, ortasında ve sonunda gelen ses kümelerinden çoğunun bili­nen ses kümeleri olması, sözcüklerin bilinen vurguyu taşımaları, yadırgan­mayacak uzunlukta olmaları da sözcüklerin doğal yapısından gelen zorluk­ları gözümüzün önüne serer. İşte bu yüzden, önce somut ve basit yapıda olanlar öğretilmeli sonra soyut ve karmaşık yapıdaki sözcüklerin öğretil­mesine geçilmelidir.

c)  Sözlükte bulunabilme (codability) :

Sözcüklerin doğasından kaynaklanan diğer bir ruhdilbiiimsel güçlük, öğretilecek yabancı sözcüğün öğrenecek kişinin dilinin sözlüğünde bulunup bulunmamasına bağlıdır. Eğer yoksa bu sözcüğün öğrenilmesi öğrenecek kişiye güçlükler çıkarabilir. Çünkü, "Öğrenen kişinin dilinin sözlüğünde var olan sözcükler, var olmayanlardan daha kolay öğrenilir." 'z Bu açıdan bakıldığında, değişik kökenden gelen diller arasında böyle bir olasılık yoktur; bu durum diller arası sözcük alışverişi ile oluşabilir. Bu tür alışve­rişler yabancı dil öğretimini kolaylaştırmaktadır.

Diller arasında sözcük alışverişi yoksa güçlükler ortaya çıkmaktadır. Örneğin, Ekvator adlı ülkede kar sözcüğü yoktur; Ekvatorlu öğrencinin Eskimo dilini öğrendiğini varsayalım. Eskimo dilinde kar üzerine 200'den fazla sözcük vardır. Görüldüğü gibi, Ekvatorlu öğrencinin Eskimoca 200 sözcüğü öğrenmede doğal olarak çok güçlük çekeceği ortaya çıkacaktır, çünkü ortada "anlam farkları"3 vardır, Eskimo her tür kar yağışı üzerine bir sözcük geliştirmiştir. Bu 200 sözcükten 100 kadarının Ekvatorcada ol­duğunu bir ara düşünsek, sözlükte bulunabilme görüşünün dil eğitimini destekleyen bir süreç olduğunu görürüz.

İyi bir öğretmenin yapacağı şudur: öğreteceği sözcükleri somuttan soyuta, basitten karmaşığa, kolaydan zora doğru düzenlemeli, hangi söz­cüklerin öğrencinin anadilinde olup olmadığım önceden kestirmelidir. Yabancı sözcüklere öğretmenin bir açıdan eğilmesi, sözcüklerin doğasından gelen ruhdilbilimsel güçlüklerin düzeyini azaltacaktır.

2. Önceden öğrenilmiş ve sonradan öğretilecek sözcüklerin kendi aralarındaki etkileşim :

Bu konu, anlamlılıkve tanışıklık(meaningfulness and familiarity) kavramlarıyla açıklanmaktadır. Masanori Higa'nm belirttiği gibi, "genel olarak benimsendiğine göre, öğrencilerin yeni öğrendikleri sözcükler önceden öğrendikleri sözcükleri çağrıştırmıyorsa öğrenim süreci aksamaktadır".4

a) Anlamlılık :

Yabancı bir sözcüğün anlamlılığı, o sözcüğün öğrencinin anadilin-deki bir sözcüğe sesbilimsel olarak biraz ya da tümüyle benzeme olgu­suna dayanmaktadır. Bu benzeme olgusu doğal olarak rastlantısaldır. Ruhdilbilimsel açıdan incelendiğinde, bu tür sözcüklerin daha kolay bel­lekte kaldığı ve kolayca öğrenilebildiği saptanmıştır. Örneğin, Türk öğrenciler, İngilizce kin"akraba", coach "sepettopu çalıştırıcısı", fill "doldurmak" gibi sözcükleri kolaylıkla öğrenebilirler, çünkü bu sözcükler Türkçedeki hin, koç ve fill sözcüklerine rastlantılı olarak, sesbilgisel açıdan benzemektedir. Yabancı dil öğreticisi bu tür benzerlik olaylarından da yola çıkarak öğretilecek sözcükleri böylece sıralayarak öğrenme sürecine güç katabilir.

Anlamlılık olgusu, öğretilen sözcüklerin çeviri anlamlarını da incele­meyi gerektirir. Sözcüklerin çeviri anlamları genellikle öğrenciye fazla şey söylemez. Türkçe "geçmiş olsun" kavramı İngilizcede yoktur, çevrildiğinde past ali bearings gibi bir örüntü ortaya çıkar ki bu da bir İngilize "I hope you are better today" anlamını vermez. Yine, Türkçe "sıhhatler olsun" yeni banyodan çıkmış kişiye söylenebilir, aynı sözcükler bir İngiliz ya da Amerikalıya çok şey anlatmaz. Bunlar deyim türünde sözcüklerdir ve deyim olarak öğretilmelidirler.

Anlamlılık olayı sözcüklere eklenen önek ve soneklere de önem verir. Örneğin, Türk öğrencilere İngilizce to teach "öğrenmek" eylemini aktaraca­ğız diyelim. To teach eylemi öğretildikten sonra, teacher, teaching, teachable, teachability, teachableness gibi en yaygın kullanılan ekleri önce kullanarak öğretirsek, her yeni ek bir sonra gelen ekin anlamlılığım artıracaktır.

b)  Tanışıklık:

Öğrenme sürecinin başlangıcında öğrenilecek sözcüklerin hemen he­men hepsi, öğrenecek kişilere tanıdık sözcükler olarak görünmez. Yalnızca anadile çevrildiğinde anlamlı olan sözcükler tanışıklık değeri taşır. Bu durum genellikle öğrencilerde bir güvensizlik duygusu uyandırır. Çok tekrar yapmak bu güvensizlik duygusunu yenecektir.

3. Aynı sürede öğretilecek sözcükler arasındaki etkileşim: Önceden öğrenilen sözcüklerin doğal güçlükleri yeni öğrenilecek söz­cüklerin öğrenilmelerini engelleyebilir : Bu durum, sıralanma durumu (serial position), anlam ilişkisi (semantic relationship), öğretilecek sözcük sayısı (amounth of intake) ve bağlam (context) gibi açılardan incelenince çok ilginç görüşler ortaya çıkmaktadır.

a)  Sıralanma   durumu:

Sözcük öğretimi süreci içinde, genellikle öğrencilere bir sözcük dizelgesi verilir. Bu dizelge içinde önemli olan konu, öğrencilerin birinci ve sonuncu sıralarda gelen sözcükleri dizelgenin ortalarında gelenlerden daha kolay ve daha çabuk öğrenmekte olmalarıdır. Ruhdilbilimciler, birinci sıralardaki sözcüklerin gösterdiği bu olguya birincillik etkisi (primacy effect), sonuncu sıradaki sözcüklerinkine de sonunculuk etkisi (recency effect) admı veriyorlar. Sekiz sözcüklük bir dizelgede en çok 6. sözcüğün öğretil­mesinde zorluk çekilmekte, on bir sözcüklük bir dizelgede 7. sözcükte, on dörtlük bir dizelgede 8. sözcük en güç biçimde usta kalmaktadır. Bu durum­da, öğretilen sözcükleri soyuttan somuta, kolaydan karmaşığa, kolaydan zora göre sıralarken, burada gösterilen sıra durumu da göz önüne alı­nabilir.

b)  Anlam   ilişkisi:

Anlam ilişkisi içinde, öğretilecek sözcükler eşanlamlılığa, zıtanlamlılığa, düzanlamlılığa ve yananlamlılığa göre dereceli olarak düzenlenebilir. Burada önemle üzerinde durulacak konu, İngilizce gibi bir dilde anlamca oldukça yalandan ilişkili sözcükler, örneğin likely ve probably, speak ve talk, special ve particular, escape ve flight vb. zorluk çıkarırlar. Bu tür sözcükler için ortam ya da bağlam göstererek yineleme yapmak en iyi yaklaşım olacaktır.

c)  Öğretilecek sözcük sayısı:

Bu durum, "Bir derste kaç sözcük Öğretilmelidir?" sorusunun göz önüne alınmasını vurgular. Bu konuda yapılan araştırmaların gösterdiğine göre, bir ders süresinde çok sayıda sözcük öğretimi birçok sorunlar oluş­turmaktadır; az sayıda öğretmek ve yineleme yapmak ise süre ve güç yitimi demektir. Bunu kararlaştırmak için, sınıftaki öğrencilerin sayısını, düzeylerini, yaş durumlarını iyi bilmek gerekir. Amerikalılar normal bir lise sınıfında 5, kolejler ve yetişkinlerin gittikleri dil okullarında 7 sözcüğün aynı derste öğretilmesini öneriyorlar.

Bu durum bizde de hemen hemen aynı olabilir. Son sınıf öğrencile­rimizle yaptığımız EĞT. 545 yabancı dilde uygulama dersinde edindiğimiz denemelere göre, ortaokullarımızda bir derste 6, lise ve kolejlerde 8-9 sözcük öğretilebilir.

d)Bağlam:

Bir derste öğretilecek sözcüklerin birçoğu öğrencilerin karşısına ya­pısal bir bağlam içinde çıkar. Bağlam, yabancı dil öğretmeninin en büyük yardımcısıdır, çünkü öğretim sürecini anlamlı yapan sözcüklerin içinde geçtiği bağlamdır. Öğrenciler, bağlamda sözcüklerin çağrıştırdığı anlamları daha rahat görürler, üstelik anlama becerileri kamçılanır. O zaman buradan çıkarılacak sonuç şudur: tümce ortamı (sentential environment) sözcük dizelgelerinden daha üstündür, çünkü tümce ortamında öğrenciler söz­cüklerin anlamlarını bilmeden sözcüklerin tümce içinde geçişlerinden rahatlıkla çıkarabilirler. Böylece, bağlama dayandırılan bir sözcük çalış­masında önceden öğrenilen sözcüklerin anlamları pekiştirilir, yeni öğren­ileceklerin zıtlıkları ve benzerlikleri kolayca karşılaştırılır. Diğer bir deyişle, bağlam, sözcükleri anlamanın ve fazla sayıda sözcük öğrenebilmenin koruncudur; sözcüklerin anlamlarını bilmeden tümce içinde geçişlerinden anlamlarını çıkarma   (notional-functional approach) olasılığını yaratır.

4.  Sırayla öğrenilecek sözcük kümeleri arasındaki etkileşim:

Bu konu, "Hangi sözcükler öncelikle öğretilmelidir?" sorusuna yanıt arar. Kolay ya da zor gereçler mi öğrencilere öncelikle sunulmalıdır? Bili­nenden bilinmeyene, kolaydan zora, basitten karmaşığa, somuttan soyuta göre  sıralanan  sözcüklerin  kalıcı  bir  biçimde  öğretildiği  saptanmıştır.

5.  Öğrenilecek  sözcüklerin yinelemeli  olarak  sunulmasının  etkileri:

Yabancı dil öğretiminin diğer bir koruncu da yinelemeler yapmadır.Çünkü sınıfta yeterli sayıda yapılan yinelemeler, olumlu sonuçlar vermekte­dir. Yineleme yapmak, sözcüklerin sesbilimsel ve anlambilimsel örüntülerini öğrencilerin uslarına işlemektedir. Yineleme yaparak, öğrencilerin söyleyişlerini (pronunciation) düzeltiriz, güç öğrenilen sözcüklerin kolay­lıkla anlaşılmalarını başarabiliriz ve en önemlisi öğrencileri yabancı dilde konuşturmuş oluruz. Bu konuşturma eylemi de, doğal olarak, öğrencilere güven duygusu vermektedir.

İyi bir öğretmen, sınıfın düzeyine göre en çok kaç kez yineleme yapa­cağını kendisi kararlaştırır, yinelemeler arasında geçen sürenin ne olaca­ğını, öğrencileri sıkmaması gerektiğini bilir. Yeterli sayıda ayarlanmış yinelemeler yabancı dil öğretiminde çok olumlu sonuç vermektedir. En son yabancı dil eğitim akımı olan Communicative Approach'm yeterli sayıda yineleme yapmaya pek önem vermediği görülmektedir.

Sonuç

Öğrencilere bir dizelge olark sunulan sözcükler, ruhdilbilimsel so­runları da birlikte getirmektedir. Ruhdilbilimsel araştırmalar önceden öğretilen sözcüklerin sonradan öğretilenlerin öğrenilme düzeylerini destekledikleri ve çoğu zaman da engellediklerini göstermektedir. Bunun yanında, Sapir-Whorf kuramının vurguladığına göre, öğrencinin anadili de sözcük öğretimine bir ruhdilbilimsel sorun olarak katılmaktadır. Öğretmene düşen görev, sınıfını iyi tanıması ve hangi etkenlerin öğrenme sürecine katıldığını önceden kestirmektir. En büyük sorun, bu yazıda öne sürülen 5 tür ruhdil­bilimsel güçlüğün iyi bir çözüm beklemesidir. Sözcükler, somuttan soyuta, kolaydan karmaşığa, basitten zora doğru sıralanabilir; sözcüğün sesbilgisel olarak aynı ya da değişik biçimde öğrencinin anadilinde bulunup bulunmadığını kestirmek büyük ruhdilbilimsel yararlar sağlamaktadır. Gereçlerin anlamlılık ve tanışıklık sırasına sokulması, sonradan öğrenilecek sözcüklerin kolay algılanmasına olanak hazırlamaktadır. Aynı süre içinde öğretilecek sözcüklerin sıra durumu, anlam ilişkisi, öğretilecek sözcük sayısı ve bağlam büyük önem taşır. Bizde ortaokullarda bir derste 5-6, lise ve kolejlerde 8-9 sözcük rahatlıkla öğretilebilir.

Ruhdilbilimsel olarak incelendiğinde, dizelgedeki sözcüklerden birinci ve sonuncu sıradakiler daha rahat öğrenilmektedir, o zaman zor sözcükler dizelgenin basma ve sonuna yerleştirilebilir, orta sıralara kolay sözcükler konursa, öğretim etkinliği artacaktır. Sözcükleri bağlam içinde öğretmek süre ve güç kazanımını sağlar. Yeter sayıda, öğrenciyi sıkmayacak sayıdaki yinelemeler yabancı dil öğretiminin koruncudur.

Yabancı dil öğretmeninin öğrencilerinin dilini önceden bilmesi çok iyi bir olanaktır. Bu durumda, öğretmen yabancı dil ve anadil arasındaki koşutlukları belirleyip izlencesini hazırlarsa ruhdilbilimsel sorunların çoğu kolaylıkla çözümlenir. Yabancı dil öğretmeninin kendisinin de bir ruhdilbilimci gibi, sözcükler ve öğrenciler üzerinde çalışması gerekir.

Kaynak: http://www.dilset.com/akademi/index.php/website/content/1430

Yabancılara Türkçe Öğretiminde Eşadlı Sözcüklerin Doğru Sesletiminde Parçalarüstü Birimlerin Görünür Hâle Getirilmesi

    Türkçede yer alan eşadlı sözcükler, sesletim sırasında çoğu zaman yabancı bir öğrenci tarafından doğru algılanamamaktadır. Türkçe öğrenen yabancıların eşadlı kelimelerdeki anlam ayırıcı özelliklerin yani vurgu, ton, ezgi, süre, durak gibi parçalarüstü birimlerin farkına varabilmeleri için söz konusu kelimelerin sesletiminde meydana gelen farklılıkların görünür hâle getirilmesi gerekmektedir.

Bu çalışmanın amacı, Türkçede bulunan bazı eşadlı sözcüklerin parçalarüstü birimler açısından farklılıklarını tespit etmek ve bu farklılıklar doğrultusunda doğru sesletimlerinin sağlanmasında parçalarüstü birimlerin görünür hâle getirilmesinin önemini vurgulamaktır. Yabancılara Türkçe öğretiminde parçalarüstü birimlerin bilgisayar ortamında görünür hâle getirilmesi, öğrencilerin doğru, etkili konuşma ve sesli okuma becerisi kazanmalarına büyük katkı sağlayacaktır.

Çalışmada olayları ve olguları doğal koşulları içerisinde incelemeyi hedefleyen betimsel yöntem kullanılmıştır. Veriler, TDK Sesli Türkçe Sözlük'te yer alan bazı eşadlı sözcüklerden ve çekime uğramış bazı eşadlı sözcüklerin de cümle içerisinde Türkçe öğretimi alanında uzman 5 kişiye sesli okutulması ve ses kayıt cihazıyla kaydedilmesiyle elde edilmiştir. Ses kayıt cihazıyla kaydedilen veriler, Praat 5.3.56 programıyla analiz edilmiştir. Analiz sonuçlarının değerlendirilmesinde istatistiksel yöntem kullanılmıştır.

Sonuç olarak Türkiye Türkçesinde eşadlı sözcüklerin vurgularının birbirinden farklı olduğu; sözlük birim bakımından vurgu farkı olmayan eşadlı sözcüklerin ise bir bağlam içerisinde vurgusal farklılıklarının tespit edilebildiği; sesli okuma veya konuşma becerisinde eşadlı kelimelerin doğru sesletimlerinin sağlanmasında vurgu, ton, ezgi, süre, sınır, durak gibi parçalarüstü birimlerin bilgisayar ortamında görünürhale getirilerek yabancılara vurgu çalışmaları yaptırılması gerekliliğinin büyük öneme sahip olduğu ortaya çıkmıştır.

1.Giriş

Günümüz dünyasında gelişen teknoloji ve değişen değerlerle beraber insanlar iş, eğitim, göç, kişisel ilgi gibi nedenlerle ikinci bir dili öğrenmeye ihtiyaç duymaktadırlar. Bu bağlamda ikinci bir dili öğrenmeye duyulan ihtiyaç ve zorunluluklar, dünyadaki hızlı gelişim ve değişimle meydana gelmektedir. Dolayısıyla dil öğretimi pek çok ülkede gün geçtikçe önemli bir sektör hâline gelmektedir. Türk dili de bu sektör içerisinde yerini almak ve konumunu sağlamlaştırmak zorunluluğu içerisine girmiştir. Bu süreçte, yabancılara Türkçe öğretiminin önemi kavranmış ve çeşitli çalışmalar başlatılmıştır. Bunun sonucunda Türkiye'de 1950 yılından sonra üniversiteler bünyesinde Türkçenin yabancı dil olarak öğretimi, ciddi biçimde ele alınmaya başlanmıştır.

1984 yılında sistemli bir biçimde Ankara Üniversitesi Türkçe Öğretim Merkezi'nde (TÖMER) başlayan dil öğretim hizmetine kısa bir süre sonra Gazi TÖMER ardından da Ege TÖMER katılmıştır (Açık, 2008: 2). Oluşturulan ders kitapları, yöntem ve materyaller TÖMER'lerde her ne kadar yabancılar için Türkçe öğretimine büyük katkı sağlasa da dört temel dil becerisini geliştirme yolları belli ölçütlere dayanmamıştır (Şimşek, 2011: 1). Anlama ve anlatma becerileri geliştirmeye yönelik materyaller için ölçü belirleme ve bu ölçülere göre materyalleri düzenleme konusunda sıkıntılar vardır. Özellikle sesli okuma, dinleme ve konuşma becerilerini geliştirmek için oluşturulan materyallerin öğrencilerin ihtiyaçlarına yönelik işlevsel bir yaklaşımla hazırlanması gerekmektedir. Özdemir (2013) çalışmasında, medya çağında yaşanıldığını, dolayısıyla eğer yabancılara Türkçe öğretimine ve Türkçe öğrencilerine değer veriliyorsa, hazırlanacak Türkçe öğretimi malzemelerinin de her bakımdan yeterli düzeyde olması gerektiğini; ayrıca özgün ve kaliteli görsel işitsel dil malzemelerine sahip olunmadan, öğrencilere dilimizin de içinde yer aldığı kültürel zenginliğimizi aktarmanın ve onların müfredat dışında karşılaşacakları dil problemleriyle başa çıkmalarını sağlayacak yöntemler geliştirmenin epeyce zor olacağını vurgulamıştır.

Dil öğretimi dinleme, konuşma, okuma ve yazmadan oluşan dört temel dil becerisini gerektiren çok boyutlu bir iştir. Fakat diğer dillerde olduğu gibi Türkçenin yabancı dil olarak öğretilmesinde de bu dört beceride aynı anda ilerlemek imkânsızdır. Yabancı dil öğretiminde yeterliliğin, bireyler arasında kayda değer farklılıklar gösterdiği gerçeği, Türkçenin öğretimi esnasında da unutulmamalıdır(Açık, 2008). Ülkemizde gerçekleştirilen dil öğretimi alanındaki çalışmaların azlığı ve bu alanda yazılan nitelikli kitapların yetersizliği, yabancılara Türkçenin öğretimi esnasında çeşitli sorunlara neden olmaktadır. Yapılan bilimsel araştırmalar sonucunda, yabancı öğrencilerin dört temel dil becerilerinin belirlenmesine yönelik kayda değer sorunlar elde edilmiştir.

Ankara, Gazi ve Ege Üniversitesine bağlı TÖMER'de öğrenim gören yabancı öğrencilerle ilgili yapılan bir çalışmada ( Açık, 2008) öğrenciler, %40 ile "yazma", %33 ile "konuşma", %17 ile "anlama" ve %16 ile "okuma" becerilerinde zorluk çektiklerini belirtmişlerdir.

Dil becerilerini geliştirmede önce anlama, sonra konuşma, ardından okuma ve nihayetinde yazma gelir. Ankete katılanların %17'si anlamada zorluk yaşadıklarını belirtmişlerdir. Yüksek bir oran olmamasına rağmen dil becerilerini geliştirmenin ilk basamağı olan bir alanda bu rakam öğretim esnasında üzerinde durulması gereken bir husustur. Türkiye Türkçesi ile diğer Türk lehçelerinde yazılışları aynı, anlamları farklı olan kelimelerin varlığı ve yazılışları aynı, anlamları farklı olan eklerin varlığı yani yalancı eşdeğerliliğin bu noktada Türk soylulara engel teşkil ettiğini

söyleyebiliriz (Açık, 2008: 6).

Devamını okumak için tıklayınız...

    

 Sosyal ağdan bizi takip ederek yeniliklerden haberdar olabilirsiniz.

Telif hakları için tıklayınız...                                                        
Copyright © 2010 Türkçede.org                                                 Türkçenin öğretiminde katkısı olması dileğiyle...