Türkçenin Zenginliğine Yolculuk
Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.
Kelime haznesi, kelime dağarcığı gibi ifadelerle karşılanan söz varlığı, dilin bütününü ifade eder. Bunun içine dilde esas söz varlığı olan kelimelerin yanı sıra terimler, deyimler, atasözleri, ilişki sözleri, kalıplaşmış sözler, alıntı kelimeler, çeviri kelimeler gibi unsurların bütünü girmektedir. Diller de toplumlar gibi dış etkilere açıktır ve diller arasında etkileşimin olması normaldir. Toplumlar arasındaki etkileşim diğer alanlarda daha geç sürede hayata yansırken, bu durum söz varlığı alanında daha kısa sürede kendisini göstermektedir.
Diller arasında kelime alışverişinin olması kaçınılmazdır. Bütün diller, ilişkide bulundukları diğer dillerle etkileşim içindedirler. Türk dili için de durum böyledir. Türkçe tarih boyunca çok farklı kültürlerle etkileşim içerisine girmiş, o kültürlerden karşılıklı kelime alışverişinde bulunmuştur. Dolayısıyla Türkçenin söz varlığını oluşturan unsurlar arasında alıntı kelimeler önemli bir yere sahiptir.
Alıntı kelimeler, kültürlerin birbirini etkilemesinin bir eseridir. Bir dilde ve kültürde bulunmayan bir varlık ve onun adı, dışarıdan alındığı zaman adıyla beraber gelir. Nadiren de olsa, yeni gelen varlığı alıcı dil, kendince isimlendirir. İşte bu durumda ortaya çıkan yabancı kavram ve kelimeler, alıntı kelime sayılır.
Alıntı kelimelerin dile girmesi ticaret, diplomasi, sanat, edebiyat, siyaset ve kültür vasıtasıyla olmaktadır. Bir dilde bulunmayan unsur, ihtiyaç olduğunda bilinen yabancı dilden bir karşılıkla anlatılır.
Yabancı dillerden alınan kelimeleri iki biçimde görmek gerekir: Birincisi, alınan kelimelerin dâhil olduğu ve kullanıldığı dilde yabancılıklarını unutturmasıyla ortaya çıkan durumdur ki, böyle kelimeler artık dilin söz varlığı içinde yer almıştır. Bunlar deyimlerde, atasözlerinde, türkülerde ve öbür dil ürünlerinde kendine bir yer bulmuş, kullanılmadığı zaman eksikliği hissedilmiş kelimelerdir. İkincisi ise yabancılığı hâlâ hissedilen kelimelerdir ki, bu kelimelerin kullanılması dilde zevksizlik oluşturur. Dilin asli unsuru hâline gelememiş; ne deyimlerde, ne de öbür dil ürünlerinde yer alamamıştır. Dolayısıyla alıntı kelimeler önce bir yabancılık hissi verir; kullanım sıklığı arttıkça yabancılıklarından sıyrılırlar. Bu durumda onlara yabancı kelime denemez.
Alıntı kelimelerin bir kısmı biçim ve anlam değiştirse de, bir kısmı böyle bir değişikliğe uğramaz. Dilde kullanılacağı zaman, asli biçimini kullanmak yerine, dilde geçirdiği değişiklik sonucu oluşan anlam ve şekli kullanmak doğru olur; çünkü alıntı kelime, kendi kaynak dilinin kural ve şekline göre değil, gerçekleşen değişikliğe göre kabullenilmiş bir kelimedir.
Alıntı kelimeleri yerleşmiş yabancı kelime ve yerleşmemiş yabancı kelime diye ikikısımda incelemek mümkündür. Yerleşmiş yabancı kelime yabancılığını hissettirmez; bir alıntı kelimenin yerleşmemiş yabancı kelime olduğu ise ancak telaffuz farklılığından belli olur.
Bu durumda “Yabancı dillerden alınan bu kadar kelime, kendi aralarında çatışmaz ve çakışmaz mı?” sorusu akla gelebilir. Dil ve onu kullanan halk, işine yaramayan kelimeyi terk eder. Önceden kullanılan “sayru” kelimesi Farsça karşılığı olan “hasta” kelimesi dilimize girince unutulmuştur. Aynı biçimde “şafak” kelimesini ele alalım: Arapçada şafak kelimesi, “batı ufkunun akşam kızıllığı” anlamındadır. Bu kelime Türkçeye geçtiğinde “güneş doğmadan az önce beliren aydınlık” anlamını kazanmıştır.
Türkçenin söz varlığı içerisinde yer alan alıntı kelimelerin XIX. yüzyıla kadar daha çok Doğu dillerinden (Arapça, Farsça), bu yüzyıldan itibaren de Batı dilerinden olduğu görülür. Türk Dil Kurumu’nun verilerine göre, bugün Türkçede Batı kökenli kelime sayısı 3.791 olarak verilmektedir.
Yukarıda da belirtildiği gibi bu kelime alışverişi, diller için kaçınılmazdır. Önemli olan bu alıntı kelimenin bir ihtiyacı karşılaması, dile yeni bir zenginlik kazandırmasıdır. Aşağıda bugün Türkçenin söz varlığı içinde yer alan, belki de çoğu insan tarafından yabancı kökenli bir kelime bile olduğu fark edilmeyen, iki kelime verilecektir:
idol: (Fr. idole) örnek alınan, en çok hayranlık duyulan kimse; çok tanrılı dinlerde tapınılacak nesne.
“Semahat’in nazarında evvelden ben bir idol idim. Her şeyi benim için feda ediyordu.” H. R. Gürpınar.
etik: (Fr. ethique Lat. Yun.) Ahlakla ilgili, ahlak ilmi, ahlak felsefesi, şeklindedir.
Bugün idol kelimesi daha çok, “örnek şahsiyet / insan” anlamında kullanılmaktadır. Oysa genç nesiller için “idol” denildiği zaman daha çok film yıldızı, futbolcu gibi meşhur isimler akla gelmektedir.
Aynı şekilde Fransızcadan dilimize geçmiş etik kelimesi de ahlak veya fazilet yerine kullanılmaktadır. Hâlbuki etik kelimesi daha çok ahlak etrafında cereyan eden felsefi tartışmalarla ilgilidir. Batıdaki felsefi tartışmaları bir yana bırakırsak, İsmail Fenni’nin Lügatçe-i Felsefe’sinin “ethigue” ile “moral” maddelerinin nasıl izah edildiğinden bile habersiz şekilde, bütün ahlaki meseleleri ve topluma sirayet etmiş hastalıkları etik kelimesiyle izah etmek bu problemlerin çözümünü de zorlaştırmaktadır. Ahlak kelimesindeki mananın daha çok günlük hayatla iç içe geçtiği ve etik kelimesinin bunun yerine kullanılamayacağı şu örnekle yeterince açıklayıcı olacaktır: Mesela, Hazreti Peygamber’in örnek ahlakı denildiği zaman kastedilen ile Hazreti Peygamberin etik anlayışı denildiği zaman kastedilen anlam arasında büyük bir fark vardır. Ahlak kelimesinin, etik şekline dönüşürken kaybettiği mana ve kıymet, bu toplumun değer yargılarındaki irtifa kaybıyla orantılıdır. Dolayısıyla bu iki kelimeyi bir kelime gibi düşünmek, bu kelimelerin tam anlamıyla birbirinin yerini tuttuğunu söylemek hatalıdır. Yetişen gençliğe örnek olarak, etik kurallarla büyüyen idoller sunmaya devam edilirse daha çok sorunlarla karşılaşılması da kaçınılmaz olacaktır.
Deyimler
Gönül Çalabın tahtı
Çalap gönle baktı
Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.
İki cihan bedbahtı
Kim gönül yıkar ise
Yunus Emre
Türkçenin söz varlığını oluşturan önemli hazinelerden birisi de deyimlerdir. Deyimler, ilgi çekici ifade özelliği olan ve mecazlarla dolu anlatım birimleridir. İnsanların hayat şartları, gelenekleri, yaşanan mühim hadiseler, dili ustalıkla kullanan şairlerin ve ediplerin benzetmeleri, deyimlerin oluşmasında etkilidir. Deyimler, insanların iç ve dış özelliklerini, bazılarında abartı olsa da, en uygun benzetmelerle aksettirir.
Deyimler, üretildiği cemiyetin dil zevkini ve zenginliğini gösterir. Bir miras gibi nesilden nesle aktarılır. Deyimlerin biçimleri ve anlamları sabitleşmiştir; kasten değiştirilmesi dil yanlışı sayılır. Bazı deyimler “yenilenmeler”le yaşamakta, bazen de yeni deyimler de aktarılabilmektedir. Mesela “yeşil ışık yakmak”, gelişen teknolojiden dolayı ortaya çıkmış bir deyimdir.
Türk dili, deyimler bakımından zengin bir dildir. Örneğin Türkçede gözle ilgili yüz elliye yakın deyim bulunmaktadır. Aynı şekilde iyi ve kötü bütün duyguların simgesi sayılan kalbin, manevi yönünü ifade eden “gönül”le ilgili çok sayıda deyim vardır.
Edebiyatımızda dil kelimesinin gönül kelimesiyle bağını hatırlarsak, dilimizin de, gönlümüzün de zenginliğinin nereden geldiğini görebiliriz. Faruk Nafiz “Ana Dili” adlı şiirinde bu bağı;
Hangi sözlerle ninem gönlünü açmışsa bana
Ben o sözlerle gönül vermedeyim sevgilime
Sözlerim ninni kadar duygulu olmak yaraşır
Bağlıdır çünkü dilim gönlüme, gönlüm dilime.
mısralarıyla en açık şekilde dile getirir.
Şimdi de Türkçede “gönül” kelimesiyle üretilen deyimlere bakalım: gönlü (gözü gönlü) gani, gönlü açılmak, gönlü akmak, gönlü bol, gönlü bulanmak, gönlü çekmek, gönlü düşmek, gönlü hoş olmak, gönlü ısınmak, gönlü ile oynamak, gönlü ilişmek, gönlü kalmak, gönlü kara, gönlü kara, gönlü kararmak, gönlü kaymak, gönlü kırık, gönlü olmak, gönlü razı ol(ma)mak, gönlü tok (gönül tokluğu), gönlü yatmak, gönlü zengin, gönlünden geçirmek, gönlünden geçmek, gönlünden kopmak, gönlüne ateş düşmek, gönlüne dokunmak, gönlüne düşmek, gönlüne girmek, gönlüne göre, gönlüne göre, gönlünü (gönül) almak, gönlünü açmak, gönlünü avlamak, gönlünü çalmak, gönlünü çelmek, gönlünü eğlemek, gönlünü eğlendirmek, gönlünü etmek (yapmak), gönlünü hoş etmek, gönlünü kapmak, gönlünü kaptırmak, gönlünü okşamak, gönlünü oynatmak, gönül açmak, gönül almak, gönül avcısı, gönül azabı, gönül bağı, gönül bağlamak, gönül belası, gönül birliği, gönül çekmek, gönül darlığı, gönül dilencisi, gönül düşürmek, gönül eğlencesi, gönül eğlendirmek, gönül ehli, gönül eri, gönül etmek, gönül ferahlığı, gönül gezdirmek, gönül gözü açılmak, gönül hoşluğu (rızası), gönül huzuru (rahatlığı), gönül hoşluğu, gönül indirmek, gönül kaptırmak, gönül kırmak (yıkmak), gönül koymak, gönül maskarası, gönül okşamak, gönül oyunu, gönül rahatlığı, gönül tokluğu, gönül vermek, gönül yapmak, gönül yarası, gönül yorgunluğu, gönülden çıkarmak, gönülden gibi, gönülden ırak olmak, gönülden söylemek.
Dillin söz varlığını öğrenmenin, ona sahip çıkmanın en önemli yolunun okumak olduğu unutulmamalıdır. Çünkü dil sözlüklerden öğrenilemez. Sözlükler kelimeye ulaşmada birer araçtır. Sözlükler birer kaynaktır. Dilin güzelliğine, inceliğine, tadına varmak; o dille yazılmış romanları, hikâyeleri, şiirleri okumakla olur.
Hatayi, şiirini gönülden söylemiş:
Gel gönül incinme bizden
Kalsın gönül yol kalmasın
Evvel ahir yol kadimdir
Kalsın gönül yol kalmasın