Türkçeyi yeni öğrenenlere yönelik bilgisayar teknolojisini nasıl kullanabiliriz? Y.T.Ö’de (Yabancılara Türkçe Öğretimi) bilgisayar destekli sınav hazırlanması nasıl olmalıdır? Ne tür programlar kullanabiliriz? Bu sınavların yeni öğrenenlere ne gibi faydaları ve zararları vardır? Sahada kullanılan tecrübe edilen bu soruların cevaplarını...
Türkçenin yabancı dil olarak öğretilmesinde genellikle öğretmen merkezli ve dilbilgisi odaklı geleneksel teknikler kullanıldığı için dilin en önemli işlevlerinden biri olan iletişimsel boyut göz ardı edilebilmektedir. Bu yüzden yabancı öğrenciler Türkçeyi öğrenirken, geleneksel metotların kullanımında kendilerini güvende hissetseler...
Dünyada üç bine yakın dilin bulunmasına karşın ikinci dil olarak öğrenilen dillerin sayısı oldukça azdır. Bir dilin başka milletler tarafından öğrenilmesini önemli kılan ölçütlerin başında o dili konuşan ülkenin politik, kültürel, ticari ve ekonomik durumu gelmektedir. Dünyada en çok öğrenilen diller arasına Türkçe girmektedir....
Yabancılara Türkçe öğretiminde yaklaşım, yöntem ve teknik konuları, çok üzerinde durulmayan ve tartışılmayan hususlardır. Oysa bu yeni ve önemli alanda çok hızlı gelişmeler olmakta ve Yabancılara Türkçe öğreten merkezler hızla çoğalmaktadır. Modern iletişim araçlarının da hızla yer almaya başladığı ikinci dil öğretiminde...
Hasker tarafından yazıldı.
Önceki gün Göztepe’de birkaç saatliğine, 100 yıl sonrasını yaşarmış gibi olduk.
* * *
2003’ten bu yana, dünyadaki çeşitli ülkelerde Türkçe şarkılar söylemeyi, şiirler okumayı öğrenmiş; kızlı-erkekli okul çocuklarının katıldığı bir “Uluslararası Türkçe Olimpiyatları” yapılmakta Türkiye’de.
* * *
Dünyadaki tüm ülkeleri kapsayan, böylesi özenli ve değişik bir organizasyonun çalışmalarını yönetenlerden, sevgili dostumuz Erkan Aytav; bu yıl “Uluslararası Türkçe Olimpiyatları”na katılmış 5 öğrenciyi bize getirdi.
* * *
5 öğrenciden 3’ü kız, 2’si erkekti. Hepsi de yerel giysileriyle gelmişlerdi.
* * *
Göztepe’de, sevimli mi sevimli 12-13 yaşlarında Senegalli bir kız öğrenci; onun yanında aynı yaşlarda ufacık tefecik Hintli bir kız öğrenci; bir de Moldovalı daha büyükçe bir kız öğrenci...
* * *
Erkek öğrencilerden de biri Koreli, öteki Azerbaycanlıydı. 2 de hanım öğretmen vardı grupta; değişik ülkelerden ve İstanbul’da yaşayan...
* * *
Önce Moldovalı güzel mi güzel, mahcup kız öğrenci söyledi şarkısını; sesi de, Türkçesi de harikaydı. Senegalliyle, Hintli çıtırpıtırların sesleriyle, Türkçeleri de öyleydi. Sanki gözlerim biraz dolarmış gibi oldu.
* * *
Geçen yıl da bize uğramış olan Azerbaycanlı küçük dostum ise, tam bir efeydi; belindeki kuşağında hançeri bile vardı.
* * *
Koreli genç ise kendi halindeydi, ama Türkçe söylediği şarkı şaşırtıcıydı. Nasıl da öğrenmişlerdi, bu kadar güzel Türkçe şarkılar okumasını?
* * *
Kendimi bir an; değişik giysileriyle dünyanın dört bir tarafından gelmiş, Türkçe şarkılar söyleyen gençler arasında, 100 yıl sonrasını yaşıyor buldum.
* * *
Sanki dünya vatandaşlarının yavruları uğramıştı bizim eve de; üstelik Türkçe de biliyor ve sevdikleri şarkıları söylüyorlardı.
* * *
Evrensel bir buket oluşturan çocuk misafirlerimizle, öğretmenleri ve Erkan Aytav gittikten sonra; TV kanallarındaki tartışmaların vinçleri, bizi yeniden “kim kimi nasıl öldürdü” sorgulamalarının; bayraklı, tabutlu, musalla taşlı Şark çalkantılarının içine savurttu.
* * *
Yorumculardan biri:
- Bir yanda “vahşet”, bir yanda da “gaflet” var diyordu.
* * *
Yorumculardan bir başkası ise ötekine:
- Sen kimin avukatlığını yapıyorsun, diye bağırıyordu.
* * *
O sırada “avukat”lığın, neden bu kadar horlandığı takıldı aklıma...
* * *
Avukatlık salt bir “savunma”, yahut “suçlama” hukukçuluğu mudur sadece? Yoksa gerek “yasalar”ın, gerek “yazılı özel anlaşmalar”ın hukuksal değerlendirmelerine büyüteç tutarken; bazı boşlukları da “hukuksal bir mantıkla” kullanma hakkını devreye sokma mesleği midir?
* * *
Politik çatışmalarla, hamasi yarışmalarda “avukatlık” kavramı, çok ilkel kullanılmakta...
* * *
Bendenizin tanımlamasına göre “Hukuk”:
- İNSANLIĞIN ortak huzurunu, güvence altında tutmaya dönük evrensel ilkeler matematiğidir.
* * *
“Üniversiteler”, -adından da anlaşılacağı üzere- her ülkede eşdeğerde olması gereken, “bilim kuruluşları”dır; Hukuk Fakülteleri de öyle...
* * *
Ülke parlamentolarının yaptığı “yasalar”; Hukuk Fakülteleri’nin, birikimli havuzlarına akan musluklardan biri olsa da; “Hukuk”un evrensel ilkelerinden oluşan süzgeçlerden de geçirilir.
* * *
“Yer” küresi üstündeki tüm “Üniversiteler” ile “Hastaneler” neden eşdeğerde değil? Çünkü efendim toplumlar arasındaki gelişmişlik düzeyi, falan filan...
* * *
Göztepe’ye gelen Moldovalı, Hintli, Senegalli, Koreli, Azerbaycanlı yavrular; layık değiller mi, evrensel ve ortak bir kalitenin dünyasında yaşamaya ve eşdeğerde olan Üniversiteler’den yararlanmaya?
* * *
“Uzay çağı”nda dahi, henüz daha pek kimse alışık değil, bu tür bir gözlükle dünyaya bakmaya...
* * *
100 yıl sonra ise çok doğal gelecek -tıpkı bugünkü turistik oteller gibi- 5 kıtadaki her üniversiteyle, her hastanenin de eşdeğerde olması. Mahkemeler için de öyle...
* * *
Ne demişler:
- İnsan, maalesef hep erken doğuyor, demişler.
* * *
Ekranlarda bir övünme, bir övünme...
* * *
Hadi bendeniz de övüneyim:
- Bir an için dahi olsa, 100 yıl sonrasını ve “dünya vatandaşlığı”nı kendi evinde yaşamış olan biriyim ben.
* * *
Övünmenin böylesi de, kolay kolay kimseye nasip olmaz doğrusu...
ÇETİN ALTAN - MİLLİYET
![]() | Bugün | 20379 |
![]() | Dün | 11854 |
![]() | Bu Ay | 414533 |
![]() | Toplam | 7936892 |