Yaratıcı Yazma Çalışmalarının Türk Soylu Öğrencilerin Türkiye Türkçesi Öğrenmelerine Katkısı Üzerine Bir Uygulama
Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.
Çalışma yaratıcı yazma çalışmalarının Türk soylu öğrencilerin Türkiye Türkçesi öğrenmelerinde etkili olup olmadığını incelemek amacıyla yapılmıştır. Deneysel modelin esas alındığı çalışmada Abay Kazak Millî Pedagoji Üniversitesi birinci sınıf öğrencileri içinden kontrol ve deney grupları oluşturulmuş, bu gruplara 12 saatlik eğitim verilmiştir. Geçerlik ve güvenirlik çalışmaları yapılmış başarı testi ile toplanan veriler, sonrasında SPSS 15 programıyla analiz edilmiştir. Çalışma sonunda başarı düzeyine bakıldığında deney grubu lehine anlamlı bir fark bulunmuştur. Bir başka deyişle yaratıcı yazma çalışmaları Türk soylu öğrencilerin Türkiye Türkçesi öğrenmelerini kolaylaştırmıştır.
Kabile olmaktan çıkıp devlet olma sürecine doğru evrilirken, toplumlar türlü gerekçelerle kendilerini anlatma ve başka toplumları anlama ihtiyacı hissetmişlerdir. Bu ihtiyacı ise dil öğrenerek yahut dil öğreterek karşılamışlardır. Milattan önce 2225'te Akadların kendilerinden daha ileri bir uygarlık olan Sümerlerin ülkesini ele geçirdikten sonra onların dilini öğrenmeleri başka bir toplumun dilini öğrenme faaliyetlerinin çok eskiye dayandığını açıkça göstermektedir (Hengirmen 1997, 3). Yabancılara dil öğretiminin tarihi gibi esasında Türkçenin başka toplumlara öğretilmesinin tarihi de oldukça eski zamanlara dayanmaktadır (Biçer 2012, 129; Özkan 2005, 155). Ancak bu konuda ulaşılabilmiş ilk yazılı eser Kaşgarlı Mahmud'un Dîvânü Lügati't Türk adlı eseri olduğu için pek çok araştırmacı Türkçenin yabancılara öğretilmesinin tarihini 1071'den başlatır (Açık 2008, 1; Çangal 2012, 9; Özdemir 2012, 2). 1071'den başlayıp 20. yüzyılın ilk yarısına kadar bu noktada Muhakemetü'l-Lügateyn, Kitabü'l-İdrak Li Lisânü'l-Etrak, Codex Cumanicus ve Thatarisch Pater Noster gibi eserler verilse de bu dönemdeki genel kanaat Âşık Paşa'nın Garipnâme'sindeki "Türk diline kimsene bakmaz idi/ Türklere hergiz gönül akmaz idi" söyleyişinde tezahür eder. Öyle ki bu dönemde yabancılar bile Türklerden daha ziyade Türkçeye ilgi gösterir (Hengirmen 1993, 7). Yirminci yüzyılın ikinci yarısına gelindiğinde yabancılara Türkçenin öğretiminde önemli sayılabilecek adımlar atılır. Bu dönemde Barın'ın (2004, 21) tespitiyle doğrudan yabancılara Türkçe öğretimiyle ilgili pek çok kitap kaleme alınır. Sene 1985'i gösterdiğinde ise yabancılara Türkçenin öğretimi daha disiplinli, daha profesyonel bir hüviyete bürünür. Ankara Üniversitesi, Ege Üniversitesi ve Gazi Üniversitesinin lokomotifliğini üstlendiği Türkçe Öğretim Merkezleri pek çok üniversitenin bünyesinde açılır, bu merkezlerde Yeni Hitit Yabancılar için Türkçe Seti, Yabancılar için Türkçe Seti gibi yabancılara Türkçeyi öğretip Türk kültürünü tanıtacak kitaplar hazırlanır. Yine bu süre zarfında Türk Dünyası Araştırma Vakfı, TÜRKSOY, TİKA, TÖMER, Yunus Emre Enstitüsü ve özel kurumlar eliyle yurt dışında Türkçeyi yüceltecek son derece önemli çalışmalar yapılır. Tüm bunların yanında yabancılara Türkçe öğretiminin ve Türk soylulara Türkçe öğretiminin akademik bir kimlik kazanmasıysa 90'lı yıllardan sonra gerçekleşir. 90'lı yıllardan sonra Türkçenin yabancılara öğretilmesini bilimsel bir zemine oturtacak pek çok tez ve makale kaleme alınır (Erdem 2009, 890). Günümüzde ise bu çalışmalar nitelik ve nicelik açısından derinleşerek devam etmektedir.
Genelde yabancılara dil öğretiminin özelde ise yabancılara Türkçe öğretiminin tarihinin çok eskiye dayanması ve bu meselelerin önemsenmesi temelde dilin kültürle olan bağlantısından kaynaklanmaktadır (Kaplan 2002, 139; Uygur 1996, 19; Aksan 2000, 67; Asutay 2003, 27; Mahadi ve Jafari 2012, 230). Esasında dil öğretimi bir diğer yönüyle değer ve kültür öğretimi şeklinde değerlendirilebilir (Akkaya 2013, 171; Kalfa 2013, 169). Nitekim Ozil (1991, 96) de yabancı dil öğrenmenin yalnızca ana dildeki kavramların karşılığını başka bir dilde bulup kullanmak olmadığını; yabancı dil öğrenin bir anlamda dünyada bulunan diğer toplumların bakış açılarını, düşünme ve değer sistemlerini anlamak olduğunu ifade etmektedir. Aynı bakış açısıyla Tapan da yabancı dil öğrenmenin yabancı bir kültürü tanımak ve anlamak manasına geleceğini dile getirmiştir. Tapan (1990, 55)'agöre, yabancı dilde öğrenilen her sözcük, anlaşılan her cümle, kavranılan her yeni metin yabancı dil öğrenen kişinin bilincinde, yabancı dili konuşan kişilerle, o kişilerin yaşadığı dünyayla ilgili yeni düşünceler, yeni imgeler oluşmasına neden olmaktadır.
Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.
Bugün dünyada ekonomi, sanat, turizm, siyaset, diplomasi, din, kültürel ve tarihsel ortaklık, Türkiye'ye olan sevgi, Türkiye'nin bölgesinde ve dünyada yükselen bir değer olması gibi gerekçelerle Türkçeyi öğrenmek isteyen pek çok insan vardır (Erdem 2009, 889; Tok ve Yıgın 2013, 135-137; Durmuş 2013, 209-212; Biçer 2012, 108; Demir 2010, 44). Dil öğretmenin aynı zamanda yukarıda ifade edildiği şekliyle kültürü tanıtmada bir vesile olduğu düşünülürse Türkçeyi öğretme işinin belli bir plan dâhilinde olması elzemdir (Demir ve Açık 2011, 54; Kalfa 2013, 168; Karababa 2009, 268). Öğretimi planlama işi bilindiği gibi ilgili yöntemi belirlemekle, bu yöntemin faydalarını ve sınırlılıklarını bilmekle mümkün olur. Bir eğitici ne kadar çok yöntem bilirse ve bu yöntemleri birlikte ne denli etkili kullanırsa öğretimin kalitesi de o denli artar (Durmuş 2013, 219; Çangal 2012, 10). Ancak gelinen noktada eğiticilerin yeterince yöntem bilgisine sahip olmadığı görülmektedir (Büyükaslan 2007, 3-4) . Özellikle bu durum çağdaş öğretim yöntemlerinin kullanılmasında daha belirgin olarak ortaya çıkmaktadır (Er, Biçer, Bozkırlı 2012, 64). Maalesef günümüzde dil öğretiminde geleneksel yöntemler ağırlıklı olarak kullanılmakta, fakat bu geleneksel dil öğretim yöntemleri öğrenciler üzerinde beklenilen etkiyi göstermemektedir (Çangal 2012, 10). Oysa dünya değişmekte, değişen dünyayla birlikte düşünce biçimleri farklılaşmakta ve her yeni düşünme biçimi kendi yöntemini ortaya çıkarmaktadır. Bu şekilde bir düşünce biçiminden neşet eden yöntemlerden biri de yaratıcı yazma yöntemidir. "Var olan kalıpları yıkma, alışılagelmişin dışına çıkma, bilinmeyenlere doğru bir adım atma, dayatılan düşünce kalıplarını kırma ve yeni bir düşünce çizgisi ortaya koyma becerisi (Ünal ve Sever 2012, 2909)" şeklinde tarif edilen yaratıcılık düşüncesinden doğan yaratıcı yazmayı Oral (2003 , 8) "kişinin bir konudaki duygu ve düşüncelerini kullanarak, özgürce kâğıda dökmesi" biçiminde tanımlar. Bu yazma yaklaşımının "kalıp düşünceleri yıkmak, ön yargıları kaldırmak, düşünme, sorgulama, yorumlama ve eleştirme yeteneğini geliştirmek, özgüveni artırmak, gizil yetenekleri ön plana çıkarmak ve kişisel gelişime katkı sağlamak (Gündüz ve Şimşek 2011, 182; Dai 2010, 546)" gibi pek çok amacı vardır.