Türkçenin Yabancılara Öğretimi
Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.
Ülkemiz yıllardır yabancı dille eğitimi ve yabancı dillerin Türkçe üzerine olumsuz etkilerini tartışıyor. Bu tartışmalardan ilki, örtülü de olsa Türkçenin bilim dili olma konusunda ciddi eksiklikleri olduğu, ikincisi ise Türkçenin dışarıdan gelecek etkilere karşı çok korunmasız olduğu varsayımına dayanıyor. Her iki tartışma sürüp giderken ülkemiz çok daha önemli bir meseleyi, kendi insanlarımıza kendi ana dilimizi bile öğreteme-diğimizi, gözden kaçırdı. Yabancı dille eğitim konusu zaten büyük bir yanılgının ve zihinsel sapmanın ürünüydü. Bir an bunun gerekli olduğuna inanıp ortaya çıkan sonuçlara baktığımızda ise karşımızda umutsuz bir tablo duruyor. Yıllardır matematiği, fiziği, kimyayı veya diğer dersleri özellikle İngilizce, kısmen de Almanca aracılığı ile öğrettik de ne oldu? Yabancı dille eğitim yapan okullarımızdan, özellikle de üniversitelerimizden kaç tane dünya çapında bilim adamı çıktı? Bırakın bilim üretmeyi, Türkçenin bilimsel bilgiyi taşımaktan/aktarmaktan bile aciz olduğunu kabul etmek ve bilgiyi başka aracı bir dille öğrencilerimize aktarmaya çalışmak tamamen bir zihniyet sorunu ve aşağılık duygusuyla ilgili olsa gerektir. Dilin; düşünme, öğrenme becerileri, hayal gücü ve analiz yeteneği gibi bilimsel üretimin hayati unsurlarını doğrudan etkilediği göz önüne alınırsa "ana dil"in içinde biçimlenmeyen bir eğitim anlayışının insanımıza neler yaptığını/yapacağını hep birlikte gözlemleyeceğiz.
Her dil ürettiği anlamsal çerçeve, söz varlığı ve düşünce sistemi ile önemli bir hazinedir. Her şeyine imrendiğimiz, dilini "dilimiz" yapmak için didinip durduğumuz Batı bile kültürel kolonyalizmden kısmen vazgeçip dünya dillerinin yok olmasını korumak amacıyla "Tehlike Altındaki Diller İçin Yaşayan Diller Enstitüsü" (Living Tongues Institute For Endangered Languages) türünden enstitüler kuruyor. Bununla da yetinmiyor, Sibirya'da, Altaylarda, Moğolistan'da ve Afrika'da yok olmakla karşı karşıya olan dilleri yaşatmak veya o dilleri kayıt altına almak için birçok projeler yürütüyor(http://www.livingtongues.org).Batı bunun üstüne "Can Çekişen Sesler" (Enduring Voices) adıyla dünyada yok olmakla karşı karşıya olan dilleri korumak amacıyla dünya çapında çalışmalar yapıyor. Bunlar bütün dünyaya bir sömürgeci mantığıyla İngilizceyi yaydıktan sonra bir "günah çıkarma" gibi görünse de sanırım oralarda da hâlâ bir dilin kaybolup gitmesinin; binlerce masalın, halk hikâyesinin, bitki adının ve nihayetinde kültürlerin yok olması anlamına geldiğini bilen vicdan sahibi bilim adamları olmalı.
Türkiye yukarıda saydığımız tartışmaları sürdüredururken ve bizler "öğretilmiş bir çaresizlikle" birkaç yabancı dili birden öğrenme yolunda milyonlarca "dolar" harcarken; Avrasya'dan, Orta Doğu'dan, Balkanlar'dan ve Afrika'dan binlerce insan Türkiye Türkçesi öğrenmek için çabalıyor. Etrafındaki bütün olumsuzluklara rağmen Türkçemiz sapasağlam duran yapı özellikleri ve tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar çok konuşanı/konuşmak isteyeni ile her geçen gün daha da zenginleşerek gelişmeye devam ediyor. Kimileri "Türkçe elden gidiyor!" naraları atadursun, birileri Türkiye'nin büyük bir devlet, Türkçenin bir "bilim dili", Türk üniversitelerinin de iyi eğitim verdiğine inanmış olmalı ki her yıl binlerce insan ülkemizde öğrenim görmek istiyor. ÖSYM'nin bu yıl gerçekleştirdiği YÖS (Yabancı Öğrenci Sınavı) sınavına yaklaşık on üç bin kişinin katılması bu bağlamda hayli manidardır. Dışarıdan bakıldığında bizler için çok olumlu bir gelişme sayılabilecek bu durumun "içerideki" kısmı hayli sıkıntılı bir görünüm arz ediyor. Galiba bu gelişmelerin bizler İngilizce ve diğer Batı dilleri ile bu kadar meşgulken olması hepimizi çok hazırlıksız yakaladı. Özellikle "Büyük Öğrenci Projesi" kapsamında ülkemize gelen binlerce öğrenciyle karşılaşınca genelde Türk üniversitelerinin, özelde ise Türk Dili ve Edebiyatı ile Türkçe Bölümlerinin bu yeni alana, "Türkçenin Yabancılara Öğretimi"ne, pek de hazır olmadıkları ortaya çıktı. Bu yazıda söz konusu alanın eksiklikleri ve uygulamada ortaya çıkan bazı sorunlar ile çözüm önerileri genel bir bakış açısıyla tartışılmaya çalışılacaktır.
Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.
Devlet Politikaları ve "Büyük Öğrenci Projesi"
1992-1993 eğitim-öğretim yılında yedi bini yüksek, üç bini ortaöğretim olmak üzere toplam on bin kişilik bir kontenjanla başlayan ve hâlen de yıllık binbeş yüz kişiyle devam eden "Büyük Öğrenci Projesi" bu süreç içinde üzerinde düşünülmeye değer pek çok veri ortaya koydu. Altyapısı iyi hazırlanmadan başlanan bu projenin bilançosu ne yazık ki pek iç açıcı değil. Türkiye'nin 1992 yılında başlattığı proje kapsamında Türk Cumhuriyetleri ile Türk ve Akraba Topluluklarından bugüne kadar ülkemize gelen öğrencilerin neredeyse yarısı eğitimlerini tamamlayamadan ülkelerine döndü. Bu, üzerinde ciddi biçimde düşünülmeye değer bir durumdur. Konunun Türkçeye bakan yönü daha da ciddi. Söz konusu süreç içinde Türkçenin yabancılara öğretimi konusunda Türkiye'nin önemli adımlar atması gerekirken ne yazık ki bu alanda beklenen gelişmeler yaşanmadı. Bu bakımdan şu çok açık söylenebilir ki Türkçenin yabancılara öğretimi alanındaki en temel eksiklik, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin bu alana yönelik hedefleri ve programı belirli bir devlet politikasının olmayışıdır. Millî Eğitim Bakanlığı, Talim ve Terbiye Kurulu bünyesinde bu alana yönelik bazı çalışmalar yürütülmektedir; ancak bu girişimlerin sonucunda kapsamı, uzun ve kısa vadeli hedefleri belli olan eğitim politikaları henüz üretilememiştir. Mevcut durumda bu görev yalnızca TÖMER'lere bırakılmış gibi görünmektedir. TÖMER'ler de yıllardır gerek ikili anlaşmalar ile ülkemize gelen, gerekse kendi imkânları ile ülkemizde Türkçe öğrenmek isteyen kişilere dil öğretmenin ötesinde farklı bilimsel etkinlikler (alana yönelik öğretim elemanı yetiştirme, bu alana ait yüksek lisans ve doktora programları açma, yurt dışında merkezler açma vb.) gerçekleştirememiştir. Bu durumun en önemli nedeni, TÖMER'lerin adı geçen faaliyetleri yapmak için gerekli özerkliğe ve imkânlara sahip olmamasıdır.