Türkçeyi yeni öğrenenlere yönelik bilgisayar teknolojisini nasıl kullanabiliriz? Y.T.Ö’de (Yabancılara Türkçe Öğretimi) bilgisayar destekli sınav hazırlanması nasıl olmalıdır? Ne tür programlar kullanabiliriz? Bu sınavların yeni öğrenenlere ne gibi faydaları ve zararları vardır? Sahada kullanılan tecrübe edilen bu soruların cevaplarını...
Türkçenin yabancı dil olarak öğretilmesinde genellikle öğretmen merkezli ve dilbilgisi odaklı geleneksel teknikler kullanıldığı için dilin en önemli işlevlerinden biri olan iletişimsel boyut göz ardı edilebilmektedir. Bu yüzden yabancı öğrenciler Türkçeyi öğrenirken, geleneksel metotların kullanımında kendilerini güvende hissetseler...
Dünyada üç bine yakın dilin bulunmasına karşın ikinci dil olarak öğrenilen dillerin sayısı oldukça azdır. Bir dilin başka milletler tarafından öğrenilmesini önemli kılan ölçütlerin başında o dili konuşan ülkenin politik, kültürel, ticari ve ekonomik durumu gelmektedir. Dünyada en çok öğrenilen diller arasına Türkçe girmektedir....
Yabancılara Türkçe öğretiminde yaklaşım, yöntem ve teknik konuları, çok üzerinde durulmayan ve tartışılmayan hususlardır. Oysa bu yeni ve önemli alanda çok hızlı gelişmeler olmakta ve Yabancılara Türkçe öğreten merkezler hızla çoğalmaktadır. Modern iletişim araçlarının da hızla yer almaya başladığı ikinci dil öğretiminde...
Siteden tam faydalanmak için: Kayıt olunuz-Sign Up
Hasker tarafından yazıldı.
Balkan yarımadasında beş yüzyıl süren Osmanlı hakimiyetinden geride kalan ve görülen bir zenginlik (miras) içinde binlerce Türkçe kelimeyi de dahil etmek gerekir. Türkçenin Balkanlarda yayılışı sadece şehir veya kasaba hayatiyle yetinmemiş, köy hayatına varıncaya kadar insan yaşayışının bütün alanlarına girmiş ve orada öz bir mal değeriyle benimsenerek iyice yerleşmiştir. Balkanlarda Osmanlı Devleti'nin resmi dili olan Türkçe, bölgedeki toplumlar tarafından günlük iletişim aracı olarak kullanılmıştır. Bölgede Osmanlı tebaası olarak yaşayan halk devletle olan ilişkilerinde ve günlük hayatta Türkçeyi kullanmıştır. İletişim ihtiyacından kaynaklanan bu etkiyle Türkçe kelimeler zaman geçtikçe Boşnak, Makedon, Bulgar, Sırp ve Arnavut sözvarlığına girmeye başlamıştır. Zamanla söz konusu kelimeler o kadar çoğalmış ki ünlü araştırmacı ve Türkolog merhum İsmail Eren: "18. asrın sonunda ve 19. yüzyılın başlangıcında Bulgaristan'daki şehirlerde oturan Bulgar halkı, Türkçeyi ana dilleri olan Bulgarcadan daha iyi bildiklerinden, Bulgar yazarı Sofroniy Vraçanski (1739- 1813),eserlerinin Bulgarlar tarafından daha iyi anlaşılabilmesi için bir çok Türkçe kelime kullanmağa mecbur kaldığını" ileri sürmektedir.
Giriş
Umumiyetle yabancı kelimelerin bir dilde bulunması, iki veya daha fazla toplumun temas veya karışması sebebiyle meydana geldiği görülür. Ne var ki Balkan dillerindeki yabancı kelimelerin çoğunu en çok Türk askeri ve idari teşkilatın memurları, yerli Müslümanlar ve şehirliler yaymışlardır. Çünkü Türkler, Balkanlar'a yeni bir cemiyet ve devlet idaresi düzeninin kurucuları ve İslam kültürünün taşıyıcı ve yayıcıları olarak gelmişler; umumiyetle adları ile birlikte kabul edilen birçok yeni anlam ve müesseseler meydana getirmişlerdir. Bu da Doğu Dilleri (Türkçe, Arapça, Farsça v.s.) kelimelerinin mevcudiyetinin başlıca sebebi olmuştur. Halbuki bazı türkoloğlara göre Türkçe kelimelerin bugüne kadar Sırp ve Hırvatlarda, bilhassa Bosna ve Hersek ahalisinde çok yaygın bir şekilde bulunmasında iki faktör rol oynamıştır. Bunlardan birincisi, İstanbul'da tahsil gören, Sırpça-Hırvatça'yı konuşan bölgelerdeki Müslümanlar, ikincisi ise, yukarıda işaret edildiği gibi doğu (Türkçe, Arapça, Farsça v.s.) asıllı ve fazlaca bulunan kelimelerin dokunuşu ile meydana gelmiş kendi halk (epik ve lirik) türküleridir. İstanbul'da tahsil görüp, memleketlerine dönen, bilhassa Müslümanlar, benimseyerek aldıkları kültürlerin tesirinden kurtulamıyorlardı. Din ve kültür arasındaki faaliyetleri ile kendi dillerinde karşılıklarını bulamadıkları birçok anlamlar için Türkçe (Türkçe, Arapça, Farsça v.s) kelimeleri kendi dillerinin ruh ve özelliklerine uygunlaştırarak kullandılar. Çünkü İstanbul'da okudukları Türkçe, Farsça ve Arapça ile beraber kendi dillerini de okuyorlardı. İstanbul'da tahsil görmüş o Müslüman nesillerin kendi memleketlerindeki faaliyetleri, bilhassa dini mektep, medrese, cami, tekke, dini adetlerde konuşma ve vaazlarda tesirini göstermişlerdir. O mektep ve medreseleri bitiren öğrencilerin vaaz ve konuşmalarını dinleyen dindar Müslümanlar da Türkçe kelimelerin yayılmasına en büyük vasıta olmuşlardır.
Bilindiği gibi, XV. ve XVI. Asırda Bosna'nın tamamen Osmanlı Türklerinin hükümdarlığına girme-si, bu bölgenin ekonomik, sosyal ve kültürel hayatında büyük değişiklikler meydana getirmiştir. Hükümranlıklarıyla beraber Osmanlılar, kendi devlet ve cemiyet düzenini, İslam dini ve medeniyetini getirmişlerdir. Muhtelif faktörlerin tesirinin neticesi olarak, Bosna Hıristiyan kilisesi müntesiplerinin, daha doğrusu Bogomiller diye bilinen, Bosna ahalisinin büyük bir kısmı İslam dinine geçti ve yeni siyasi düzene tabi olup İslam ideolojisinin sadık, gayretkeş mücahitleri oldular ve İslamiyet,bu bölgelerde kısa bir zamanda ve hızlı bir şekilde yayılıp yerleşti.Bosna,Osmanlı imparatorluğunun geniş pazarlarına girmesi ile doğu ve batının transit bir bölgesi oluyor ve bölge ekonomisinin gelişmesi için müsait şartlar doğuyor.Özellikle şehirler ve şehir ekonomileri,İslam kültürü ve medeniyeti(din eğitimi için cami ve mektep ve medreseler,sosyal içtimai ve sağlık hizmetleri için bedestenler,hanlar,çarşılar,hamamlar,köprüler,imaretler,darüşşifalar v.s. binalar yapılarak) çok hızlı bir şekilde gelişiyor. Birçok yeni Pazar ve ticaret merkezleri ve şehirler kuruluyor. Bütün bunlar Bosna bölgesi için eskiye bakarak çok büyük bir ilerleme oluyor. Bölgenin ekonomik,bilhassa sanat ve ticaretin gelişmesi,şehir halkı sınıflarında daha iyi ve kültürlü bir hayat için maddi imkanlar yaratılıyor.Buna paralel olarak da insanların manevi ihtiyaçları artıyordu.Böyle bir olay,okur-yazarlığı ve ilmi teşvik ediyordu.Bosna Müslümanları da,kapsamı geniş ve çok güçlü olan İslam kültürü medeniyeti çerçevesinde girmiş diğer milletler gibi,maddi-manevi kendi edebi duygu ve ifadelerini ve diğer bütün zahiri faaliyetlerini bu kültürün çerçevesinde yapmak ihtiyacını duyuyorlardı.Bu şartlar altında Bosna Müslümanları arasında okuma-yazma ilim ve edebiyat,sadece çok geniş kapsamlı İslam kültürü çerçevesinde ve başlıca İslam dilleri olan,ilim,hukuk ve din dili olarak Arapça,devlet idaresi ve edebiyat dili olarak Türkçe ve şiir dili olarak da Farsça ile yapılabilirdi.Boşnaklar için başlangıçta öğrenilmesi güç olan bu dillerle XV. Asırdan itibaren Bosnalı Müslümanlar,Türkçe Arapça ve Farsça şiirler,edebi ve ilmi eserler yazmağa başlıyor ve bize kadar gelen bilgilere göre,Türk-İslam edebiyatına 200'den fazla şair ve yazar vermişlerdir.Türk-İslam kültürünü çok iyi öğrenen Bosna Müslümanları,kendi dillerinde de yazdıkları şiir ve eserlerde bu kültürün unsurlarını rahatlıkla benimseyerek kullandılar ve geniş halk kitleleri de bunu benimsedi.Öyle ki, Türkçe kelime ve ifadelere halk öyle alışmış seviyordu ki onlarsız söylenmiş bir halk türküsünü veya bir şiiri,baharatı koyulmamış veya yeteri kadar kavrulmamış bir yemeğe benzetiyorlardı.Bosna Müslümanları arasında Türk tesiri,başta din olmak üzere müzik ve halk oyunlarında,günlük hayatın her sahasında bugün de görülebilir.
Sırpçaya ve Hırvatçaya geçen Türkçe kelimeleri ele alan, onları bilimsel bir metodoloji ile inceleyen ilk bilim adamlarından biri Abdullah Şkalyiç'tir.Eserin orijinal ismi "Turcizmi u Srpskohırvatskom jeziku"(Sırpça-Hırvatçada Türkçe daha doğrusu Türkler vasıtasıyla bu dillere giren kelimeler)dir.662 sayfadan oluşan bu sözlüğün baş tarafında bir önsöz (s.7-9),Türkçe kelimeler hakkında (s.11-45) bilgiler,sözlükte kullanılan Arap harflerinin Sırpça,Türkçe,Arapça,Farsça Latin alfabesiyle transkripsiyon alfabesi(s.47-48) ve (s.49-62) kısaltmalar,devamında da bir bibliyografya yer almaktadır.Önsözünde yazar,Türkçe kelimelerin günlük hayatta çok kullanıldığı Doğu Bosna'nın Rogatic'a kasabasında doğmuş olduğunu ve daha genç yaşta,tahsili esnasında ana dillerinde yani Boşnakçada, Türkçe,Arapça ve Farsça kelimeleri hakkında ilgilendiğini ileri sürmektedir.Fakat sistematik ve daha ciddi çalışmaya ise 1950 yılında Sarayevo'da (Saray Bosna'da)Folklor Araştırma Enstitüsünde (şimdiki Bosna ve Hersek Bölge Müzesi Manevi Kültür Şubesi) görev alması ile başlamış.Bilhassa halk edebiyatından elde edilen folklor malzemesindeki Türkçe kelimeleri dikkatli bir şekilde inceleyip,işlemeğe başlamış,gerek halk dilinde ve gerekse yazılı edebi eserlerde bulunan Türkçeden (Doğu dillerinden)alınmış,bir çok kelimenin bulunmadığına veya kafi derecede ve doğru bir şekilde sözlüklerde ve ilgili edebiyat sahalarında açıklanmamış olduğunu görmüş,ayrıca etimolojik yorumların çok kez yanlış ve farklı,bazı kelimelerin izahının ise Sırpça Hırvatçadaki anlamları ile hiç bir ilgisi bulunmadığını saptamış ve halen mevcut sözlüklerde ve diğer edebi eserlerde ciddi hataların bulunduğunu görmüştür.Bu hususu da milli edebiyatlarını tetkik edenlerin çalışmalarını güçleştirdiğini kaydettikten sonra,bu sahadaki ilk çalışması olan "Bosna ve Hersek'in Halk Dili ve Edebiyatında Türkçe Kelimeler" adlı eserinin 1957 yılında litografya (teksir) biçimiyle Sarayevo Folklor araştırmaları Enstitüsü tarafından neşredilmiş olduğunu kaydediyor ve ilim aleminde bu çalışması hakkında gösterilen ilgi ve bazı eleştirilerin kısa özetlerini de veriyor.Önsözden sonraki umumi olarak Türkçe kelimeler
Hakkında I.bölümde (s.11-23) yazar, Bosna ve Hersek'te,Türkçe kelimeleri incelemenin milli tarihi araştırma,milli edebiyat ve kendi dillerini incelemek için haklı ve özel bir ehemmiyeti b ulunduğunu ve yeterinde büyük sayı tutan doğulu kelimelerin Türkçeden alınıp halk diline girdiğini,bunlardan bazılarının ise edebi dillerinin malı olduğunu,halk dili ve edebiyatlarındaki yabancı unsurların fazlaca bulunduklarından Türkçe yoluyla girmiş bu kelimelerin çok iyi ve doğru bir şekilde açıklamaları yapılmadan,halk türküleri,hikaye ve masallarının,halk deyim ve atasözlerinin doğru dürüst anlaşılması mümkün olmayacağını,Türkçeden gelen kelimelerin ilmi bir şekilde incelenmiş,işe yarayan bir sözlük olmaksızın kendi edebiyatlarını anlamanın mümkün olmayacağını,bu sebepten de bu kelimelerin sadece asıllarını ve anlamlarını değil,belki kelimelerin ilk şekillerini,daha sonraki gelişme ve değişmelerin araştırılması ile de meşgul olunmanın gereğine işaret etmektedir.
Yabancı kelimelerin, bir milletin mazisi ile ilgili unsurlar olduğunu, bazen bunların bir anıt, tarihi bir belge ve kaynak olarak hizmet edebileceğini, bu kelimelerin tarihçilere hizmet edebilmesi için de çok iyi analiz edilip, doğru ve tam açıklaması gerektiğini, bu sebepten de yabancı kelimelerin incelenmesi için çok büyük bir değer taşıdığını kaydettikten sonra Türkçe kelimelerin ne zaman ve nasıl Balkan dillerine girdiğine temas edilmektedir. Bu arada (s.11-12) Türkçe kelimelerin çok eskiden,Avar'ların Balkanlar'da Panon ovasında görünmesi ile veya Balkanlar'a gelmezden önce Asya'daki eski bölgelerinde yaşarlarken başladığını,fakat büyük derecedeki tesirin ve bugünkü durumun Osmanlı Türklerinin Balkanları fethetmesi ile meydana geldiğini işaret etmekte ve Türkçe kelimelerin zorla veya sistemli bir plan ile kendi dillerine girmediğini,bunların dillerinde bulunmaları da kendi insanlarının dil hislerinin rencide etmemiş olduğunu,bunlardan çoğunun basın ve edebiyat dilinde de halen kullanıldığını zikrettikten sonra,basın ve edebiyattan örnekler verilmekte ve kendi dillerinde yerlerine, bulunamayan Türkçe kelimelerin bulunduğunu,karşılıkları bulunabilen fakat aranmayan veya karşılıkları mevcut olan,fakat umumi kabul edilmeyen kelimeler,bazı kelimelerin az veya çok muhtelif bölgelerde kullanılış derece ve ehemmiyetlerinin tasnifi yapılmaktadır.(s.15-17).Daha sonra (s.17-23) da Türkçe kelimeler hakkında eski Yugoslavya'da ve diğer memleketlerde yapılmış çalışmalar ve bunların eleştirileri yapılmaktadır.Yazarın sözlükteki çalışma metodu da şöyledir (s.23-27):
Daha sonra Arapça ve Farsçadan girmiş kelimeleri de sözlükte Türkçe kelimelerle birlikte işlediğini,bunların Türkçe vasıtasıyla girdiğini,bu sebepten de bütün kelimeler için sözlüğe "Turcizmi" (Türkçe asıllı kelimeler) adını verdiğini,Türkçe asıllı kelimelerin etimolojisini,yaptığı bu sözlükteki çalışmasını faydalandığı eserler çerçevesinde yaptığını,böyle bir çalışmanın çok güç olduğunu bilerek bu çalışmasını meşhur ve maruf eserlere dayanarak yaptığını kaydettikten sonra sözlükteki kelimelerin anlamlara göre toplamı ve Türkçe kelimelerin teşkili verilmektedir.8742 Sırp-Hırvatçaya geçmiş Türkçe kelimeyi ve 6878 deyim ve tamlamayı içinde bulunduran bu eser içindeki Türkçe kelimelerin farklı anlamlarda olmaları sebebiyle, şöyle bir sınıflandırmaya da tabi tutulmuştur:
Kelime adedi:
Toplam: 6878
Sözlükte,kelimelerin farklı anlamları için iki veya üç ifade şekli bulunmaktadır.Sözlüğe Türkçe vasıtasıyla girmiş tüm kelimeler dahil edilmiştir.Malzeme, konuşulan canlı halk dilinden ve edebiyattan,kelimelerin herhangi bir sözlüğe girmiş olduklarına bakılmaksızın çıkartılmıştır. Türkçe,Arapça ve Farsçadan türetilmiş kelimelerin tümü bu sözlüğe sığdırılamayacağındansadece en basit ve en çok kullanılanları alınmış,Türkçe,Farsça,Arapça veya Farsçadan bütün Müslüman şahıs adlarını ve bunların sevimlilik ifadesi olan tahrif veya küçültülmüş şekilleri de sözlüğe alınmıştır.Sözlükte bulunan 503 erkek ve kadın şahıs isminden 41'i Farsça asıllı,17'si Türkçe,16'sı İbrani asıllı,6'sı Asurca, 4'ü Yunan asıllı, 4'ü Arapça-Farsça, 2'si Türkçe-Arapça,2'si Türkçe-Farsça,8'i Türkçe kelimelerden türetilmiş olan Sırpça-Hırvatça (Boşnakça) isimlerdir. Diğer 403 isim ise Arapçadır. (s.26-27).
Sırphırvatça'da Türkçe kelimelerin oluşumu:
adet, acayip, Acem.
beşliya, çakşırlı=çakşirliya, çarşılı=çarşiliya v.s. veya umumi meslek ve iş ismi yapan -
ci,-cı,çi,çı
abacı=abaciya, akşamcı=akşamciya, boyacı=boyaciya, avcı=avciya, batakçı=batakçiya, bekçi=bekçiya v.s. veya sonunda "i,ı" vokali (seslisi) bulunan kelimelerin sonuna da aynı son ek ilave olunur.alçı=alçiya, biçki=biçkiya, çalgı=çalgiya,v.s Şahıs isimlerinde de durum aynıdır: Abdi=Abdiya, Ali=Aliya, Şemsi=Şemsiya v.s.
ahmediye=ahmedija, akçe=akça, Hayriye=Hay- riya, Cemile=Cemila v.s.
v.b.
çıraklık=çirakluk,çivilik=çiviluk,terzilik=terziluk,arsız=arsuz,edepsiz=edepsuz v.s.
Sarayevo'da Türkoloji sahasında bize önemli eserler veren meslektaşımız Prof.Dr.Kerima Filan konuyla ilgili bir araştırmasında Boşnakça'ya geçen Türkçe kelimeleri şöyle sınıflandırmaktadır:
"Bugün Bosna ve Hersek'te konuşulan dillerin söz varlığında Türkçe'den ödünç alınmış kelimeler yerel deyişle "turcizmi" - önemli bir tabakayı oluşturmaktadır. Boşnakça'da, Hırvatça'da, Sırpça'da zaman içerisinde gelişen dağılmanın sonucu, bütün bu kelimeler günümüz dilinde aynı değerlere sahip değiller. Bu bakımdan, onları en az dört gruba ayırmak mümkündür.
Birinci grupta: Slav kökenli karşılıkları bulunmayan, dolayısıyla Bosna ve Hersek'te konuşulan standart dillerin ayrılmaz bir parçasını oluşturan Türkçe kelimeler yer almaktadır. Bunlar, Boşnakça, Hırvatça, Sırpça'da kökenleri açısından sahip oldukları belirtililiği (marked) kaybederek bu dillerin içinde öteki leksik ögeler gibi yaşamaktadır; bunlar ana dili Boşnakça, Hırvatça veya Sırpça olan vatandaşlar tarafından bilinip gündelik yaşayışta yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu grubu temsil eden birkaç örnek verelim: badem, carapa (>çorap), cekic, çizme, cup (>küp), fenjer, katran, kesten (>kestane), krec (>kireç), sapun (>sabun), top, tepsija (>tepsi), turpija(>törpü). (>fener)
İkinci grupta: Slav kökenli karşılığı var olan Türkçe kelimeler yer almaktadır. Konuşan kişinin, eş anlamlı iki kelimeden Slav kökenli ya da Türkçe kökenli olanı seçmesi, onun geldiği dil topluluğuna bağlıdır. Bu gruptaki Türkçe kelimeler Boşnaklar arasında hâlen yaygın olarak kullanılmaktadır. Birkaç örnek verelim: baksis (>bahşiş), basta (>bahçe), carsaf, çoban, durbin (>dürbün), dzigerica (ciğer), ekser, kajsija (>kayısı), kasika (>kaşık), kat, makaze (>makas), musterija, pamuk, peskir (>peşkir), sanduk (>sandık), sirce (>sirke), seçer (>şeker). (>müşteri)
Üçüncü grupta:değişen hayat koşulları sebebiyle kullanım sıklığı düşük olan kelimeler alınabilir. Bu grup kelimelerle ilgili olarak iki durumun ileri sürülmesi gerekir. Birincisi, bunların Slav kökenli karşılıkları bulunmamakta. İkincisi, bunlar standart dillere dahil edilmişlerdir. Örnek olarak bugünkü hayat koşulları sebebiyle Boşnakça'da olduğu gibi Türkçe'de de nadir rastlanan ya da sadece belli durumlarda kullanılan derdef (>gergef) veya mangala (>mangal) kelimelerini gösterebiliriz. Bu örneklerin yanı sıra Türkiye Türkçe'sinde yaygın olarak kullanılan caksire (>çakşır), dugum (>güğüm), ibrik, saz gibi kelimeler, Bosna halklarının dillerinde anlam daralmasına uğrayıp bugün kullanımda bunlara nadir rastlanmaktadır. Bu gruba alınan kelimeler, standart dillere dahil edildikleri halde konuşanın bilincinde bulunmayabilirler. Diğer deyişle, konuşan gösterileni bilmediği durumda göstereni de bilemeyecektir.
Dördüncü grupta: kullanımdan çıkıp dilin arkaik ögeleri olarak bilinen Türkçe kelimeleri toplamak mümkün. Bunların Slav kökenli karşılıkları standart dilde yer almaktalar, Türkçe kökenli eş anlamları ise supstandard olarak nitelendirilmektedir. Meselâ: avlija (>avlu), baksuzluk (>bahtsızlık), becar (>bekâr), bosca (>bohça), ceif (>keyif), dembel (>tembel), dert, dusmanin (>düşman), fukara, hasta, hevta (>hafta), kapija (>kapı), kavga, mahala (>mahalle), mejhana, pazar (>pazar yeri anlamında), raf, sokak. Yalnız, belli sosyal ve kültür özelliklerine işaret eden bu tür kelimeler, üslûp açısından belirtili (marked) olarak nitelendirilir. Bunlar, düz anlamlarının yanı sıra yan anlamlarını da taşıyorlar; böylece farklı bir üslûp kalitesi sağlayarak dilin niteliğine olumlu katkıda bulunmaktalar. Bu sebeple onların yazı dilinde önemli bir rolü vardır"...
Yazımızın devamında Arnavutça'ya giren Türkçe kelimelerin durumundan ve bu alanda yapılan bilimsel çalışmalardan söz edelim. Şimdiye kadar yapılan araştırmalara göre Arnavutça'da aşağı yukarı Türkçeden giren 10.000 sözcük bulunmakta.Arnavutların farklı Türk boyları ile ilk temasları Arnavutçayı,bu dilin temel özelliklerini ve edebiyatını derinden etkilemiştir.Macar dilbilimci İstvan Schüts tarafından ilk temaslar araştırılmış ve X-XIV.y.y.lar Türkçenin Arnavutçayı etkileme yıllarına dahil edilmiştir.Bu vesile ile İ.Schüts iki kelimeyi örnek gösterir: katund ve dushman (düşman).Ona göre bugün de bazı Arnavutların köye katund demelerinin ana sebebi Türkçe katun kadın kelimesidir.Arnavut çobanlar ailelerinden uzun süre uzakta kalıp evlerine kış başlamadan dönerlerdi.Türk suvarileri özellikle Peçenekler bu yerleşim merkezlerine saldırdıklarında nüfusun sadece kadın ve çocuklardan oluştuğunu görmüşler ve köylere kadın demişlerdir.Bu ilginç adlandırma katun kelimesinin orta Türkçe döneminde bu arkaik şekliyle artık kullanılmadığını göz önüne alındığında daha da önem kazanmaktadır.Prof.dr.Eqerem Çabej,"Hyrja ne historine e gjuhes shqipe(Arnavut Dili Tarihine Giriş) (1960) adlı eserinde,Arnavutların 15.y.y.ın ikinci yarısında Güney İtalya ve Sicilyaya taşınmış olan Arnavutların dilindeki Türkçe kelimelere bakmakla daha sonra Osmanlı hakimiyeti altındayken yoğun olarak maruz kalacakları Türkçeden önce dillerine girmiş olan kelimelerin tespitinde iyi bir sağlama yolu olacağı görüşündedir.Çünkü İtalyadaki Arberesh adlı Arnavutların 1702 yılına ait F.M.D Lecce sözlüğündeki 1700 kelimeden 350' sinin Türkçe olduğu görülmektedir.(jelek,dushek,boze,kaftan vs.)Katolik olan kuzey Arnavutlarından Gjon Buzuku'nun "Meshari"(1555) adlı eserinde de birka tane Türkçe kelimeye rastlanmıştır.Bu eser Arnavut dilinde yazılmış olan ilk dini eser olmasıyla da büyük önem taşımaktadır.Fakat Türkçe kelimelerin Arnavutçaya girdiği en yoğun dönem 17-18 y.y.olarak bilinmektedir.Arnavutluk bu sırada Osmanlı İmparatorluğuna bağlıdır ve politik ideolojik,dini ve kültürel konularda Osmanlının güçlü tesiri günlük hayatı da içine almış bulunmaktadır.Sadece günlük kullanım değil,medreselerde okutulan dilin Türkçe oluşu Arnavut edebiyatının da divan edebiyatı etrafında eserler vermesine vesile olmuş Arnavut Divan Edebiyatının önemli isimlerinden Nezim Frakula ve Hasan Zyko Kamberi gibi şahsiyetler neredeyse yüzde 70 Türkçe kelimelerle örülü eserler vermişlerdir.
Thimi Mitko'nun (1878)Yunanca ve Arnavutça hazırladığı "Bleta Shqiptare" adlı eserinde 1000 kelimeden 500'ü Türkçedir.
Gustav Majer Fjalori Etimologjik(Etimolojik Sözlüğüne) eklediği "Vezhgime mbi turqishten(Türkçe çalışmalar,1893) adlı eserinde 5140 sözcükten 1180 tanesinin Türkçe kökenli olduğunu söyler.
Tahir Dizdari'nin 2005 yılında Tiranda yayınlanan "Turqizmat ne gjuhen shqipe" (Arnavut dilinde şark kelimeleri) sözlüğünde 4406 kelime bulunmaktadır.Tahir Dizdari,Osmanlı döneminde Arnavutlar arasında kullanılan tüm Türkçe kelimeleri bir araya getirmeye uğraşmış,ama ne yazık ki bunu başaramamıştır.Sözlükte,Türkçe,Arapça ve Farsça olmak üzere tüm sözcükler ayrı ayrı sınıflandırılmaya çalışılmıştır.Tahir Dizdarinin oriyentalizmalar sözlüğünde aşağı yukarı 1732 Türk,1460 Arap ve 505 kelimenin Fars kökenli kelime olduğunu ileri sürmektedir.Buna benzer bir hesaplamayı Androkli Kostallari de yapmıştır.Diğer taraftan Anton Krajni 1954 yılında yayımlanan "Arnavut Dili Sözlüğünde" 1500 kelimenin Türkçeden gelen kelime olduğunu ve on altı kelimeden birinin Türkçe olduğunu ve daha önce Bahskimi derneği tarafından basılan sözlükte bu oranın sekizde bir olduğunu ekliyor.Ne var ki bugün konuşulan Arnavut dilinde Türkçe,Arapça ve Farsça kelimelerin sayısının kaç olduğu belli değildir.Türkoloji ile uğraşan genç nesillerin bu konuya önümüzdeki dönemde daha çok önem vermeleri kaçınılmazdır.Ancak bu şekilde Balkanlarda yaşayan halkların dillerinde hala yaşamakta olan Türkçe kelimeler ve Türkçe vasıtasıyla giren diğer unsurlar derlenmiş,fonetik,semantik ve etimolojik değerleri biçilerek okurlara sunulmuş olacaktır.
Prof. Dr. İrfan MORİNA
Priştine Üniversitesi
Kaynaklar:
![]() | Bugün | 1297 |
![]() | Dün | 5879 |
![]() | Bu Ay | 140674 |
![]() | Toplam | 2791957 |